to be able to do; to have power or influence

listen to the pronunciation of to be able to do; to have power or influence
İngilizce - Türkçe

to be able to do; to have power or influence teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

can
{f} yapabilmek

O, yurtdışında eğitim yapabilmek için çok çalışıyor. - He works hard so that he can study abroad.

can
{f} ebilmek
can
{i} popo

Çok fazla fasulye yedim ve şimdi popom ötmeyi durduramıyor. - I ate too many beans and now my backside cannot stop singing.

can
konserve yapmak
can
teneke kutu

O, caddedeki teneke kutuları topladı. - He picked up cans in the street.

Teneke kutuyu atmadan önce ezin. - Crush the can before you throw it away.

can
-ebilmek
can
{i} konserve kutusu
can
ebil(mek)
can
ABD

Ben onun ABD vatandaşlığından vazgeçtiğine inanamıyorum. - I can't believe he renounced his U.S. citizenship.

Büyük Kanyon ABD'deki en popüler yerlerden biridir. - The Grand Canyon is one of the most popular places in the USA.

can
argo yüznümara
can
{f} uzaklaştırmak (okul)
can
{f} kayıt yapmak (ses ya da görüntü)
can
{i} argo klozet; hela taşı
can
-ebil-, yapmak imkânı olmak: Can you do this work? Bu işi yapabilir misin? I couldn't find my hat. Şapkamı bulamadım
can
(Tekstil) kova

Kovanda sadece tek bir kraliçe olabilir. - There can be only one queen in the hive.

Ken'i kovamıyorum. O iyi bir işçi. - I cannot fire Ken. He's a good worker.

can
{i} argo tuvalet, memişhane, yüznumara
can
{f} konservelemek
can
{f} kovmak

Tom'u kovmaktan daha iyi bir şey istemiyorum ama bunu yapamıyorum. - I'd like nothing better than to fire Tom, but I can't do that.

İngilizce - İngilizce
can
to be able to do; to have power or influence