Hoşuna gitsin ya da gitmesin, her durumda erken ayrılmak zorundasın.
- In any case, you have to leave early, whether you like it or not.
Ancak Lucy evinden ayrılmak üzereydi.
- However, Lucy is about to leave her home.
Kule sola doğru hafifçe eğildi.
- The tower leaned slightly to the left.
Solcu komünizm, infantil bir bozukluktur.
- Left-wing communism is an infantile disorder.
Bu paketleri kısa bir süreliğine bırakmak istiyorum.
- I want to leave these packages for a while.
Anahtarı arabada bırakmak senin dikkatsizliğindi.
- It was careless of you to leave the key in the car.
Tom izin için başvurdu.
- Tom applied for a leave of absence.
Şimdi gitmemize izin verir misin?
- Will you permit us to leave now?
Tom asla Boston'u terk etmek istemiyor.
- Tom doesn't want to ever leave Boston.
Jane evi terk etmek üzereydi.
- Jane was about to leave the house.
Silahta kalan parmak izleri şüphelininki ile uyuşuyor.
- The fingerprints left on the weapon match the suspect's.
Şişe içinde kalan sadece bir miktar süt vardı.
- There was only a little milk left in the bottle.
Arapça, sağdan sola doğru yazılır.
- Arabic is written from right to left.
Lütfen masayı sola doğru kaydır.
- Please move the desk to the left.
Daha uzun süre kalmak istiyorum ama gitmek zorundayım.
- I'd like stay longer, but I have to leave.
Geride kalmak yerine terk etmeyi seçtim.
- I chose to leave instead of staying behind.
Sola dönerseniz, kiliseyi sağ tarafınızda bulursunuz.
- If you turn to the left, you will find the church on your right.
Kule sola doğru hafifçe eğildi.
- The tower leaned slightly to the left.
Kapı içeriden kilitli kaldığı için, o, eve giremedi.
- The door remaining locked up from inside, he could not enter the house.
Soldaki dolabı açın. O, şişelerin olduğu yerde.
- Open the cupboard on the left. That's where the bottles are.
Soldaki dolabı aç. Şişeler orada.
- Open the cupboard on the left. The bottles are there.
Bahçe düşmüş yapraklarla kaplıydı.
- The garden was covered with fallen leaves.
Ağaçların yaprakları sonbaharda sarıya döner.
- The leaves of the trees turn yellow in fall.
İstasyona vardığımda tren tam hareket etmek üzereydi.
- When I arrived at the station, the train was just about to leave.
Hareket etmek için hazır ol.
- Be prepared to leave.
Sol taraftaki kapılar açılacak.
- The doors on the left side will open.
Amerikan araçlarda direksiyon sol taraftadır.
- The steering wheels on American cars are on the left side.
Ben sol elimle yazmaya çalıştım.
- I tried to write with my left hand.
O, sol eliyle yazı yazar.
- She writes with her left hand.
Senin odan soldan birinci.
- Your room is the first one on the left.
Japonya'da araba sürdüğünüzde soldan gitmeyi unutmayın.
- When you drive in Japan, remember to keep to the left.
Sanırım fırında biraz artık pizzam var.
- I think I have some leftover pizza in the fridge.
Dan yemek artıklarını yedi.
- Dan ate the leftovers.
Sadece bir süre yalnız kalmak istiyorum.
- I just want to be left alone for a while.
O sadece yalnız kalmak istiyor.
- She just wants to be left alone.
Dolapta, vardır...Dolapta ne olduğunu söylemiyorum; o benim büyük sırrımdan arta kalandır.
- In the wardrobe, there is... I'm not saying what's in the wardrobe; that is remaining my great secret.
Ayrılmayacaklar gibi görünüyor.
- It sounds like they're not going to leave.
İlk tren ne zaman ayrılacak?
- What time does the first train leave?
Sınıfta kalan çok az sayıda öğrenci vardı.
- There were few students remaining in the classroom.
Her iki erkek kardeşin bekar kalmak için ileri sürdüğü neden onların hem uçaklara hem de bir eşe bakamayacaklarıydı.
- The reason both brothers gave for remaining bachelors was that they couldn't support both airplanes and a wife.
Yola çıkmak istiyor musun?
- Do you want to leave?
Ben yola çıkmak için hazır değildim.
- I wasn't ready to leave.
Vedalaşmadan gitmek istediğine emin misin?
- Are you sure you want to leave without saying goodbye?
Onlarla kapıda vedalaştım.
- I took my leave of them at the gate.
Tom terketmek zorunda olacak.
- Tom is going to have to leave.
Tom, ülkeyi terketmek istediğini söylüyor.
- Tom says he wants to leave the country.
Tren kalkmak üzere. Acele et.
- The train's about to leave. Hurry up.
Cambridge treni 5. platformdan kalkmaktadır.
- The train for Cambridge leaves from Platform 5.
Sınıfta kalan çok az sayıda öğrenci vardı.
- There were few students remaining in the classroom.
Lütfen kalan beş üniteyi hemen gönderir misiniz?
- Would you please send the remaining five units right away?
Her iki erkek kardeşin bekar kalmak için ileri sürdüğü neden onların hem uçaklara hem de bir eşe bakamayacaklarıydı.
- The reason both brothers gave for remaining bachelors was that they couldn't support both airplanes and a wife.
Eve gitmek ve ofiste işte kalmak arasında tereddüt etti.
- He wavered between going home and remaining at work in the office.
I think you'd better leave.
When he had leeft speakynge, he sayde vnto Simon: Cary vs into the depe, and lett slippe thy nette to make a draught.
I'll leave the car in the station so you can pick it up there.
I left the band.
Can't we just leave this to the experts?.
When my father died, he left me the house.
And by myssefortune Sir Bors smote Sir Launcelot thorow the shylde into the syde, and the speare brake and the hede leffte stylle in the syde.
I left the country and I left my wife.
I've been given three weeks' leave by my boss.
There's not much food left, we'd better go to the shops.
The political left is not holding enough power.
There are only three cups of juice left.
We were not left go to the beach after school except on a weekend.
Turn left at the corner.
... CHANGED HER PONYTAIL FROM LEFT TO RIGHT? ...
... communicate bensonhurst with the palm of the left hand towards the ground ...