Aslında onu biliyorum.
- Eigentlich weiß ich das.
Aslında, bir değil iki tane hata yaptın.
- Eigentlich hast du nicht einen, sondern zwei Fehler gemacht.
Tom gerçekten asla Boston'da bulunmadı.
- Tom has actually never been to Boston.
Bilgisayarlar gerçekten edebi eserleri çevirebilir mi?
- Can computers actually translate literary works?
Tom'un söylediği gerçekten doğru.
- What Tom said is actually true.
O aslında doğru değil.
- That's actually not true.
İster inanın ister inanmayın, ben aslında resim çizebilirim.
- Believe it or not, I can actually draw.
Dünyanın çevresinin iyiliği için söylüyorum, ama aslında o Dünya üzerinde yaşayan insanların iyiliği için.
- I'm saying For the sake of Earth's environment, but actually it's For the sake of the people living on Earth.
Birçok insan tembeldir. Aslına bakılırsa ben de tembelim.
- A lot of people are lazy. Actually, I'm lazy too.
Ben aslına bakılırsa asla burada daha önce olmadım.
- I've never actually been here before.
I... actually don't know that either, Dima admitted. Sometimes, this story really doesn't make any sense.
- Das... weiß ich eigentlich auch nicht, gab Dima zu. Manchmal ergibt diese Geschichte wirklich keinen Sinn.
This sentence actually comes from Spanish.
- Dieser Satz kommt ja eigentlich aus dem Spanischen.