Eskiden burada bir ev vardı.
- There used to be a house here at one time.
Bir zamanlar Amerika'da birçok köle vardı.
- At one time there were many slaves in America.
Biz bir zamanlar düşmandık fakat baltayı gömdük ve şimdi birbirimizle dostane şartlardayız.
- At one time we were enemies, but we've buried the hatchet and we are now on friendly terms with each other.
Birkaç dilde bir kitap yazıyorum ve aynı anda Tatoeba'nın ekranlarında dünyanın dört bir yanına yayınlıyorum.
- I am writing a book in several languages, and I simultaneously publish it on Tatoeba's screens all over the world.
Her şey aynı anda oldu.
- Everything happened simultaneously.
Tom eskiden bir banka katibiydi.
- Tom was formerly a bank clerk.
Eskiden bu kent güzeldi.
- Formerly, this city was beautiful.
O bir bilim adamı ve aynı zamanda bir müzisyen.
- He is a scholar and a musician simultaneously.
At one time, I could walk ten miles in a day, but I can't any longer.
... Well, I did have 13 cavities at one time. ...
... time without exception. And if your theory fails one time, it's wrong. In other words, ...