Teleskopla geçmişe bakıyoruz.
- Mit dem Teleskop schauen wir in die Vergangenheit.
Herkesi geleceğe götüremezsin, bazıları geçmişte kalmalı.
- Du kannst nicht jeden mit in die Zukunft nehmen, manche müssen in der Vergangenheit bleiben.
Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece çok yaygın yanılsamadan başka bir şey değildir.
- Difference between the past, present, and future is nothing but an extremely widespread illusion.
Geçmiş sadece bilinir, değişmez. Gelecek ise sadece değişir, bilinmez.
- The past can only be known, not changed. The future can only be changed, not known.
Ne kadar zaman geçtiğini söyleyemem.
- I cannot say how much time passed.
Gemi Panama Kanalından geçti.
- The ship passed through the Panama Canal.
Ne kadar zaman geçtiğini söyleyemem.
- I cannot say how much time passed.
Gemi köprünün altından geçti.
- The ship passed under the bridge.
O, sınavı geçmiş olamaz.
- He can not have passed the exam.
Kendimden geçmiş olmalıyım.
- I must've passed out.
Onun ölümünden beri on yıl geçti.
- Ten years have gone by since his death.
Babam öldüğünden bu yana 10 yıl geçti.
- Ten years have gone by since my father died.
Freddy geçen ay mezarlıkta vardiyalı olarak çalışıyordu, bu yüzden normal saatlerde çalışan arkadaşlarından herhangi birini göremiyordu.
- Freddy's been working the graveyard shift the past month, so he hasn't been able to see any of his friends who work normal hours.
Üçü çeyrek geçe gelecekler.
- He'll come at quarter past three.
Annesi geçen yıl öldü.
- Her mother passed away last year.
Tom geçen pazartesi girdiği sınavı geçti.
- Tom passed the test he took last Monday.
Bu, son üç yıldır yaşadığımız eski soruna benzerdir.
- This is the same old problem we've had the past three years.
Büyükannem eskiden dikiş makinesini çok kullanırdı.
- My grandmother used to use her sewing machine a lot in the past.