taşımak

listen to the pronunciation of taşımak
Турецкий язык - Английский Язык
carry

It's against the law to carry weapons. - Silah taşımak hukuka aykırıdır.

This box is too bulky to carry. - Bu kutu taşımak için çok fazla büyüktür.

haul
transport

The thieves used a wheelbarrow to transport the giant gold coin to nearby Monbijou Park. - Hırsızlar, devasa altın madalyonu yakındaki Monbijou Park'a taşımak için bir el arabası kullandılar.

The baskets they use to transport fruit are made with strips of cane. - Onların meyve taşımak için kullandıkları sepetler kamış şeritlerinden yapılır.

bear

She bears an uncanny resemblance to Marilyn Monroe. - O, Marilyn Monroe'ya acayip bir benzerlik taşımaktadır.

This deposit bears three percent interest. - Bu mevduat yüzde üç faiz taşımaktadır.

relocate
remove
to carry; to transport, to convey, to ferry; to wear; to bear
put across
wear

Tom's wallet was a bit the worse for wear, and Mary said he should get a new one. - Tom'un cüzdanı taşımak için biraz daha kötüydü. Mary yeni bir tane alması gerektiğini söyledi.

move , transport
(Hukuk) to transfer
to bear, carry, possess (a name, etc.): Çocuk dedesinin adını taşıyor. The child bears his grandfather's name
(omuzunda vb) ride
run
(iterek) walk
carry away
stanchion
to carry, transport (something) from (one place) to (another)
convey
tote
to bear, endure, put up with
to carry (something) (on one's person): Ahmet silah taşıyor. Ahmet's carrying a gun
to bear, support, or hold up (a weight, a load): Bu dal beni taşımaz. This branch won't bear my weight
bear away
(sular) wash
sustain
transport by
bring in through
(Dilbilim) get up
(İnşaat) handle
support
transfer
coach
(Dilbilim) bring away
hump
ferry
ease
receive
cart
lug
conduct
carryon
taşıma
transportation

A typhoon hit Tokyo on Wednesday with strong winds and heavy rains stopping public transportation. - Bir tayfun kuvvetli rüzgarlarla ve toplu taşıma araçlarını durduran şiddetli yağmurlarla çarşamba günü Tokyo'yu vurdu.

This place isn't convenient to public transportation. - Bu yer toplu taşıma için uygun değildir.

taşıma
{i} carrying

I need help carrying her. - Onu taşımak için yardıma ihtiyacım var.

The car has three rows of seats and is capable of carrying eight passengers. - Arabanın üç sıra koltuğu vardır ve sekiz yolcu taşıma kapasitesine sahiptir.

taşıma
transport

This place isn't convenient for public transportation. - Bu yer, toplu taşıma araçları için uygun değildir.

A typhoon hit Tokyo on Wednesday with strong winds and heavy rains stopping public transportation. - Bir tayfun kuvvetli rüzgarlarla ve toplu taşıma araçlarını durduran şiddetli yağmurlarla çarşamba günü Tokyo'yu vurdu.

taşımak (silah)
wear
taşımak götürmek
convey
taşı
{f} bear

He came bearing a large bunch of flowers. - O, büyük bir demet çiçek taşıyarak geldi.

Will the ice bear our weight? - Buz bizim ağırlığını taşıyabilecek mi?

kokusunu taşımak
smell of
taşı
convey

The pipe conveys water from the lake to the factory. - Boru, gölden fabrikaya su taşır.

This sushi restaurant has a conveyor belt that carries sushi. - Bu suşi restoranının suşi taşıyan bir konveyör bantı var.

taşıma
traction
taşıma
removal
taşıma
hauling
ayağıyla içeri taşımak
track
sorumluluk taşımak
bear responsibility
sorumluluk taşımak
shoulder responsibility
taşı
(Bilgisayar) move

I quit my job and moved so I could start off with a clean slate. - Maziye sünger çekip yeniden başlamak için işimi bıraktım ve taşındım.

Few elephants would volunteer to move to Europe. - Birkaç fil Avrupa'ya taşınmak için gönüllü olurdu.

taşı
(Bilgisayar) move of
taşı
(Bilgisayar) move to

If you want to really improve your French, you should move to a country where it's spoken. - Fransızcanı gerçekten geliştirmek istiyorsan, konuşulduğu bir ülkeye taşınmalısın.

I think it's time for me to move to the suburbs. - Sanırım varoşlara taşınmamın zamanıdır.

taşıma
(Bilgisayar) move

Help me move this stone. - Bu taşı taşımama yardım et.

Tom helped Mary move the dresser. - Tom Mary'nin şifonyerini taşımasına yardım etti.

taşıma
cargo

Icebreakers are used to carry cargo and break ice. - Buzkıranlar kargo taşımak ve buz kırmak için kullanılır.

taşıma
movement
taşıma
carry

Tom doesn't carry much luggage on trips. - Tom gezilerde çok bagaj taşımaz.

Tom doesn't carry much cash. - Tom çok miktarda nakit taşımaz.

taşıma
(Spor) lift
taşıma
shipment
çok önem taşımak
be of capital importance
önem taşımak
carry weight with
taşı
{f} carrying

She is carrying a backpack on her back. - O, sırtında bir sırt çantası taşıyor.

Tom is carrying a violin under his arm. - Tom kolunun altında keman taşıyor.

taşı
bring in through
taşı
carry

Japanese women carry their babies on their backs. - Japon kadınları bebeklerini sırtlarında taşırlar.

He helped me to carry the bag. - Çantayı taşımam için bana yardımcı oldu.

taşı
brought in through
taşı
{f} transfer

The office has been transferred up to the sixth floor. - Ofis altıncı kata taşındı.

He transferred his office to Osaka. - Ofisini Osaka'ya taşıdı.

taşı
transport by
taşı
{f} tote
taşı
{f} transferred

The office has been transferred up to the sixth floor. - Ofis altıncı kata taşındı.

He transferred his office to Osaka. - Ofisini Osaka'ya taşıdı.

taşıma
bearing
taşıma
take

The yoke of marriage is so heavy that it takes two people to carry it – sometimes three. - Evliliğin boyunduruğu o kadar ağırdır ki onu taşımak iki kişi gerektirir-bazen üç.

They disputed about whose turn it was to take the trash out. - Onlar çöpü dışarıya taşımak için kimin sırası olduğu hakkında tartıştılar.

taşıma
transmission
taşıma
haulage
taşıma
conveyance
taşıma
transit
taşıma
shipping
taşıma
conduction
taşıma
truckage
taşıma
portage
taşıma
freight

How much is the freight on this box? - Bu kutuda taşıma ücreti ne kadar?

taşıma
{i} tote
taşıma
(Askeri) convey
beraberliğe taşımak
(Spor) make the score even
taşıma
porting
yukarı taşımak
move up
yük taşımak
to carry loads
... anlamı taşımak
have the meaning for
Taşıma
migration
anlam taşımak
carry meaning
anlam taşımak
carry a meaning
anlam taşımak
bear meaning
araba ile taşımak
cart
ateşli silah taşımak
(Hukuk) carrying firearms
aynı anlamı taşımak
bear the same meaning
aynı anlamı taşımak
have the same meaning
aynı anlamı taşımak
carry the same meaning
boru ile taşımak
pipe
demiryolu ile taşımak
railroad
denize su taşımak
carry coal to newcastle
feribotla taşımak
ferry
fikir taşımak
have an opinion
gizli din taşımak
1. to hold a religious belief secretly. 2. to have secret convictions
haber taşımak
carry a message
havadan taşımak
to airlift
hayati önem taşımak
be all important
hayati önem taşımak
be of the essence
hayati önem taşımak
be essential
hayati önem taşımak
be of vital importance
hayati önem taşımak
be all-important
hayati önem taşımak
be crucial
imza taşımak
bear signature
izini taşımak
bear the stamp of
işaretini taşımak
bear the stamp of
kalburla su taşımak
to be engaged in a hopeless task
kalburla su taşımak
plough the sand
kalburla su taşımak
plough the sands
kamyonla taşımak
truck
kanalla su taşımak
flume
kargo taşımak
carry cargo
konteynır ile taşımak
containerise
konteynır ile taşımak
containerize
kovayla taşımak
bucket
kızakla taşımak
sledge
laf taşımak
to retail gossip
laf taşımak
to be a talebearer
lakırdı taşımak
to retail gossip
lâf taşımak
bandy about
omuzlarda taşımak
to chair
omuzunda taşımak
1. to carry (someone, something) on one's shoulders. 2. to honor, hold (someone) in high esteem
otobüsle taşımak
bus
potansiyel taşımak
have a potential
risk taşımak
have risk
risk taşımak
be risky
sal ile taşımak
raft
sandâlyesiyle beraber omuzlarda taşımak
chair smb. off
silah taşımak
(Askeri,Kanun) carry arms
silah taşımak
carry gun
silah taşımak
carry a gun
silâh taşımak
bear arms
sirk kamyonuyla taşımak
gillying
sırtında taşımak
hump
taşı
carried

I carried three books. - Ben üç kitap taşıdım.

A samurai in the Edo era carried two swords. - Edo Döneminde bir ​​samuray iki kılıç taşıdı.

taşı
ferry

A ferry carrying hundreds of high school students sank in South Korea. - Yüzlerce lise öğrencisini taşıyan bir feribot Güney Kore'de battı.

Tom offered to ferry us across the river in his boat. - Tom bizi botuyla nehrin karşı tarafına taşımayı önerdi.

taşıma
carriage, transport, transmission, conduction, haulage
taşıma
{i} handling

How much is the handling charge? - Taşıma ücreti ne kadar.

Handling dynamite can be dangerous. - Dinamit taşıma tehlikeli olabilir.

taşıma
carriage
taşıma
transfer
taşıma
haul
tehlike taşımak
be hazardous
tramvayla taşımak
tram
uçakla taşımak
airlift
uçakla taşımak
to airlift
yanınızda taşımak için çok fazla şey almışsınız
You have too much carry on baggage
yeterli vasıfları taşımak
be qualified to do smth
yuvarlayarak taşımak
trundle
öncelik taşımak
have priority
önem taşımak
to carry weight
önem taşımak
(Konuşma Dili) have a place in
özellik taşımak
have the characteristics of
Турецкий язык - Турецкий язык
Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek: "Hastayı ekseriya yakın kasabaya kadar sırtta taşırlardı."- S. F. Abasıyanık. Üstünde bulundurmak: "Boynunda asılmış gümüş bir köstek taşırdı."- Y. K. Beyatlı
Sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak
Ağırlığını yüklenmek
Katlanmak, üstlenmek, yüklenmek, çekmek
Sahip olmak, özellik olarak bulundurmak
Duymak, hissetmek: "İçlerinde her şeye karşılık bir suçluluk duygusu taşırlar."- T. Dursun K
Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek
Giymek: "Devlet üniforması taşıyordu."- H. Taner
Üstünde bulundurmak
Bir nesnenin ağırlığını yüklenmek: "Değirmenin üstünde ise değirmen koluyla birleşen çarkı taşıyan bir çanak bulunur."- S. Birsel
Duymak, hissetmek
Giymek
Sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere boru, kanal vb. ile aktarmak
Taşıma
(Hukuk) TRANSPORT
taşıma
Taşımak işi
taşımak
Избранное