Определение need в Английский Язык Турецкий язык словарь
- ihtiyaç duymak
- {i} gerek
Altı yaşında o, daktiloyu kullanmayı öğrendi ve öğretmenine el ile yazmayı öğrenmesine gerek kalmadığını söyledi.
- At the age of six he had learned to use the typewriter and told the teacher that he did not need to learn to write by hand.
Uygun bir güvenlik duvarı sistemiyle bu sunucuyu yapılandırmam gerekiyor.
- I need to configure this server with an appropriate firewall system.
- ihtiyaç
Amerikalıların Çin'e seyahat etmeleri için bir vizeye ihtiyaçları var.
- Americans need a visa to travel to China.
Araştırmalar, temel barınma ve gıda ihtiyaçları karşılanır karşılanmaz, ilave zenginliğin mutluluğa çok az şey kattığını gösteriyor.
- Studies show that once the basic needs of shelter and food are met, additional wealth adds very little to happiness.
- gereksinim
Fabrikamızın birçok makineye gereksinimi var.
- Our factory needs a lot of machinery.
Müşterilerimizin istek ve gereksinimlerini karşılamayı amaçlıyoruz.
- We aim to satisfy our customers' wants and needs.
- fakirlik zaruret
- {i} lüzum
- (İnşaat) ihtiyaç olmak
- {i} muhtaçlık
- {f} muhtaç olmak
- {f} ihtiyaç duy
Güney Amerika'da onlara ihtiyaç duyuldu.
- They were needed in South America.
O, kahrolası aşk sözlerine ihtiyaç duyuyordu.
- She needed fuckin' words of love.
- -e ihtiyacı olmak
- {f} gerekmek
Bizim karşılıklı sorunumuza bir çözüm bulmak için birlikte çalışmamız gerekmektedir.
- We need to work together to find a solution to our mutual problem.
Dünya'nın petrol yerine yeni enerji kaynakları geliştirmesi gerekmektedir.
- The world needs to develop new energy sources in place of oil.
- {i} 1. gereksinim, gereksinme, ihtiyaç; gerek, gereklik, gereklilik, lüzum: What are your needs? İhtiyaçlarınız nedir? a need for money para
- {f} ihtiyacı olmak
Fakir olmak az şeye sahip olmak değil fakat çok şeye ihtiyacı olmaktır.
- To be poor is not to have little, but to need much.
- {i} yoksulluk
- ihtiyaç duyma
Avrupa hiç kimseye ihtiyaç duymaz.
- Europe doesn't need anyone.
İhtiyaç duymadığım pek çok şeyim var.
- I have so many things I don't need.
- ihtiyaç hissetmek
- gerekirse
Gerekirse seninle giderim.
- If need be, I'll go with you.
Biriyle konuşman gerekirse istediğin zaman beni ara.
- If you need to talk to someone, call me any time you want.
- -e ihtiyaç duymak
- gereksinmek
- gereksinim duymak
- -mali
- -meli
- -mesi gerekmek
- gereksemek istemek
- need ihtiyaç duy
- yolsuzluk
- gereksinim, gereksinme, ihtiyaç; gerek, gereklik, gereklilik, lüzum: What are your needs? İhtiyaçlarınız nedir? a need for money para
- (Askeri) GEREKSİNME, İHTİYAÇ
- {f} gereksin
Müşterilerimizin istek ve gereksinimlerini karşılamayı amaçlıyoruz.
- We aim to satisfy our customers' wants and needs.
Fabrikamızın birçok makineye gereksinimi var.
- Our factory needs a lot of machinery.
- lâzım olmak if need be icabında
- gereklik
- eksiklik
- gerektirmek
- gerekli olmak
- gerek duymak
- need to
- -e mecbur olmak
- need a pee
- çişi gelmek
- need arousal
- (Pisikoloji, Ruhbilim) ihtiyaç uyandırma
- need attention
- ilgiye muhtaç olmak
- need attention
- ilgi istemek
- need back up
- takviye lazım
- need daycare
- (Bilgisayar) günlük bakım gerekir
- need expertise
- uzmanlık gerektirmek
- need expertise
- uzmanlık istemek
- need for approval
- (Pisikoloji, Ruhbilim) onaylanma ihtiyacı
- need for closure
- (Pisikoloji, Ruhbilim) kapatma ihtiyacı
- need for cognition
- (Pisikoloji, Ruhbilim) biliş ihtiyacı
- need for personnel
- (Ticaret) eleman ihtiyacı
- need for punishment
- (Pisikoloji, Ruhbilim) cezalandırılma ihtiyacı
- need of performance
- (Pisikoloji, Ruhbilim) performans ihtiyacı
- need one's testimony
- tanıklığına gerek duymak
- need one's testimony
- tanıklığına gerek duyulmak
- need recognition
- (Ticaret) ihtiyaç belirleme
- need refining value
- (Bilgisayar) ayrıntılı değer gerekli
- need somebody's help
- birine işi düşmek
- need time
- zamana ihtiyacı olmak
- need to
- lazım olmak
- need to
- zorunda olmak
- need to do
- gereği hissetmek
- need to know
- bilmeliyim
- need to peepee
- çişi gelmek
- need to sleep
- uykusu olmak
- need to sleep
- uykusu gelmek
- need to urinate
- sıkışmak
- need to use the loo
- tuvalet ihtiyacı
- need toilet
- çok sıkışmak
- need toilet
- tuvalete gitmek istemek
- need toilet
- tuvaleti gelmek
- need a hand
- yardıma ihtiyaç duymak
- need blind
- gerek kör
- need for action
- eylem için ihtiyaç
- need for speed
- hız ihtiyacı
- need head examine
- kendine gelmelisin
- need help
- yardıma ihtiyacı var
Sizden birinin yardıma ihtiyacı var mı?
- Do any of you need help?
Tom ve Mary'nin yardıma ihtiyacı var.
- Tom and Mary need help.
- need-to-know
- Bilinmesi gerekenler
- need for achievement
- (Pisikoloji, Ruhbilim) başarı ihtiyacı
- need for affiliation
- (Pisikoloji, Ruhbilim) yakınlık ihtiyacı
- need help
- yardıma ihtiyacı olmak
- need to
- gerekmek, lazım olmak; zorunda olmak, -e mecbur olmak: I need to leave soon. Yakında gitmem gerekiyor. I don't need to obey his orders
- need to know
- (Askeri) BİLİNMESİ GEREKEN BİLGİ: Güvenlik usullerinde kullanılan bir ölçü. Bu ölçü; elinde gizlilik dereceli bilgi bulunduran kimselerin, bu bilgiyi açıklamadan önce,. bilgiyi alacak şahsın kendi resmi görevlerini yerine getirmesi için, bu bilgiye mutlak ihtiyacı olduğunu tespit etmiş olması gerekir
- in need
- muhtaç olmak
- in need
- muhtaç
Sizin toprağınız islah edilmeye muhtaçtır.
- Your soil is in need of amending.
Tüm açıklama izaha muhtaç.
- The entire statement is in need of explanation.
- needs
- (zarf) ister istemez
- needs
- ister istemez
- needs
- ihtiyaçlar
Onlar yaşlı insanların özel ihtiyaçlarını dikkate alamadılar.
- They failed to take into account the special needs of old people.
Ailemin ihtiyaçlarını karşılıyorum.
- I provide for the needs of my family.
- I need help
- yardıma ihtiyacım var
- badly in need of
- kıvranmak
- be in need of
- gereksinmek
- be in need of
- -e ihtiyacı olmak
- be in need of
- gereksemek
- be in need of
- muhtaç olmak
- fulfil the need
- ihtiyaç karşılamak
- fulfill the need
- ihtiyacı gidermek
- i need a place to crash
- uyumak için bir yere ihtiyacım var
- if need be
- (Politika, Siyaset) gerektiğinde
- in case of need
- icabı halinde
- in need
- gereksemek
- in need
- gereksinmek
- in need of
- gereksinmek
- in need of
- gereğinde
- in need of
- muhtaç olmak
- in need of
- gereğinde muhtaç
- in need of
- ihtiyacında
- in need of
- muhtaç
Çocuklar sana muhtaç.
- The children are in need of you.
Tüm açıklama izaha muhtaç.
- The entire statement is in need of explanation.
- meet one's need
- ihtiyaç karşılamak
- meet one's need
- ihtiyacını gidermek
- meet the need
- ihtiyaç karşılamak
- meet the need
- ihtiyacı gidermek
- need to
- gerekmek
Bizim karşılıklı sorunumuza bir çözüm bulmak için birlikte çalışmamız gerekmektedir.
- We need to work together to find a solution to our mutual problem.
- needed
- iktiza etmek
- needed
- ihtiyaç duyulan
Yapılmasına ihtiyaç duyulan her şeyi yaptım.
- I've done everything that needed to be done.
İhtiyaç duyulan şey daha fazla zaman.
- What is needed is more time.
- needed
- istenen
- needed
- gerekmek
- needful
- lazım olan
- needing
- ihtiyaç duyma
Gittiğin yerde buna ihtiyaç duymayacaksın.
- You won't be needing that where you're going.
- needlessly
- gönülsüzce
- needlessly
- olur olmaz
- poverty and need
- fakru-zaruret
- satisfy the need
- ihtiyaç karşılamak
- should the need arise
- ihtiyaç olduğunda
- should the need arise
- gereksinim olduğunda
- should the need arise
- ihtiyaç duyulduğunda
- should the need arise
- gereksinim doğduğunda
- should the need arise
- ihtiyaç halinde
- should the need arise
- gerekirse
- should the need arise
- ihtiyaç olursa
- there is no need
- hacet yok
- there is no need for ...
- mahal yol
- to be in need
- gereksinmek
- to be in need
- muhtaç olmak
- to be in need of
- gereksinmek
- to be in need of
- muhtaç olmak
- when the need arises
- gereksinim doğduğunda
- when the need arises
- ihtiyaç duyulduğunda
- when the need arises
- ihtiyaç halinde
- when the need arises
- gereksinim olduğunda
- when the need arises
- ihtiyaç olduğunda
- when there is a need
- ihtiyaç halinde
- when there is a need
- ihtiyaç olduğunda
- if need be
- gerekirse
Gerekirse seninle giderim.
- If need be, I'll go with you.
- needed
- {f} ihtiyaç duy
Aniden bir arabaya ihtiyaç duydum.
- I suddenly needed a car.
O, kahrolası aşk sözlerine ihtiyaç duyuyordu.
- She needed fuckin' words of love.
- needful
- elzem
- needless
- lüzumsuz
- a friend in need is a friend indeed
- (Atasözü) Dost karagünde belli olur
- a need for
- ihtiyacı için
- a true friend is always there when you need them
- gerçek arkadaş, ihtiyacın olduğunda yanında olandır
- assistance to people in need
- muhtaç insanlara yardım
- be in need of
- ihtiyacı olmak
- case of need
- (Kanun) Gerekli hallerde (vesaik bedelinin ödenmemesi/poliçeye kabul şerhi konulmaması vs) tahsil bankasına talimat vermeye yetkili, ihracatçının ismini poliçe üzerinde açıkça belirtmiş olduğu taraf
- dispense with the need for
- -i gereksiz kılmak
- have need
- ihtiyaç var
- i need you
- sana ihtiyacım var
Garajda sana ihtiyacım var.
- I need you in the garage.
Bu yüzden sana ihtiyacım var.
- That's why I need you.
- in dire need
- korkunç ihtiyacı
- meet a need
- Bir ihtiyacı karşılamak
- need to
- gerek duyma
- need to be
- gerek olmak
- needed
- gereken
Tom Mary'ye bilmesi gereken her şeyi söyledi.
- Tom told Mary everything she needed to know.
Gerekenden daha fazla su var.
- There is more water than is needed.
- needed
- lazı
- needs
- gereksinimler
Müşterilerimizin istek ve gereksinimlerini karşılamayı amaçlıyoruz.
- We aim to satisfy our customers' wants and needs.
- no need
- Gerek yok!
Henüz gitmene gerek yok.
- There is no need for you to go yet.
Salgından gereksiz yere endişelenmeye gerek yok.
- There is no need to be unnecessarily anxious about the outbreak.
- not need
- gerek yok
- the need
- gerek
- user need
- kullanıcı lüzum
- needed
- (sıfat) lazım
- needed
- {s} lazım
- needful
- zorunlu
- needful
- {s} lüzumlu
- needful
- {s} gerekli
- needful
- needfulnessgereklik
- needful
- {s} lazım
- needfully
- zorunlu bir şekilde
- needfully
- gerekli bir şekilde
- needless
- istenmeyen
- needless
- {s} gereksiz
Bu gereksiz işlevi ne için eklediler?
- What did they add this needless function for?
Söylemek gereksiz, biz günün sonunda çok yorgunduk.
- Needless to say, we were very tired by the end of the day.
- needless
- needlessnessgereksizlik
- needless
- ihtiyaçsız
- needless
- {s} boşuna
- needlessly
- gereksizce
- needlessly
- (zarf) gereksizce
- needlessly
- gereksiz yere
Neden gereksiz yere endişe ediyorsun?
- Why worry needlessly?
- needlessness
- {i} gereksizlik
- needlessness
- (isim) gereksizlik