look at

listen to the pronunciation of look at
Английский Язык - Турецкий язык
seyretmek
göz önüne almak
göz atmak

Lütfen ne zaman isterseniz içeri gelip sergimize bir göz atmak için tereddüt etmeyin. - Please do feel free to come in and take a look at our exhibition anytime.

Buna bir göz atmak ister misin? - Would you like to take a look at it?

(Fiili Deyim ) bakmak , incelemek , gözden geçirmek
gözden geçirmek
(Bilgisayar) bakılacaklar
bak

Çocukken çimin üstünde sırtüstü uzanır beyaz bulutlara bakardım. - As a boy, I used to lie on my back on the grass and look at white clouds.

Meg bile bana bakmadı. - Meg didn't even look at me.

bakmak

Sabah güneşi bakmak için çok parlak. - The morning sun is too bright to look at.

İnsanlar diğerlerine ön yargı ile bakmak eğilimindedir. - People tend to look at others with bias.

ele almak
yargılamak
eye
{i} göz

Sakin olmak için gözlerimi kapattım. - I closed my eyes to calm down.

Bu şarkı o kadar acıklı ki gözlerimi yaşarttı. - This song is so moving that it brings tears to my eyes.

eye
yatak istinadı
look at me
bak bana
eye
delik

Tom'un delikli bir kaşı var. - Tom has a pierced eyebrow.

eye
{f} gözle

Bu şarkı o kadar acıklı ki gözlerimi yaşarttı. - This song is so moving that it brings tears to my eyes.

O Pablo ile evleneceğini açıkça ilan ettiğinde, neredeyse büyük annesine kalp krizi geçirtecekti , halasının gözlerini yuvasından fırlattıracaktı fakat küçük kız kardeşi gururla baktı. - When he openly declared he would marry Pablo, he almost gave his grandmother a heart attack and made his aunt's eyes burst out of their sockets; however, his little sister beamed with pride.

eye
iğne deliği
eye
bakış

Onun gözündeki bakışına göre onun şaka yollu konuştuğunu söyleyebilirdim. - By the look in his eye I could tell that he was speaking tongue in cheek.

Tom'un gözlerinde terör bakışını gördüm. - I saw the look of terror in Tom's eyes.

a look at
bir göz at
eye
{i} tomurcuk
eye
{f} gözetlemek
eye
{f} süzmek
eye
(isim) göz, bakış, nazar, görüş, bakış açısı, kanı, ilmik, ilik, tomurcuk
eye
dişi kopça
eye
çeşm
eye
göze benzer herhangi bir şey
eye
toplanma noktası
eye
{i} görüş

Görüş yeteneğim bozulmaya başlıyor. - My eyesight is beginning to fail.

Benim kötü görüşüm var. - I have poor eyesight.

eye
{f} dikkatle bakmak
eye
{i} kanı

Onun gözü şişmişti ve burnu kanıyordu. - His eye was swollen and his nose was bleeding.

eye
gözünü dikip bakmak
Английский Язык - Английский Язык
to study (something) visually
to observe or watch (something)
take into consideration for exemplifying purposes; "Take the case of China"; "Consider the following case"
{f} consider, think about carefully; take into consideration; observe something; study mentally and visually
look at carefully; study mentally; "view a problem"
eye
lay eyes on
eyeball
view

Try to look at it from Tom's point of view. - Try to look at it from Tom's point of view.

look at

    Турецкое произношение

    lûk ät

    Произношение

    /ˈlo͝ok ˈat/ /ˈlʊk ˈæt/

    Этимология

    [ 'luk ] (verb.) before 12th century. Middle English, from Old English lOcian; akin to Old Saxon lOcOn to look.

    Общие Словосочетания

    look at me

    Видео

    ... Nonetheless, my piece was all about look at it ...
    ... But you look at traditional media. ...

    Слово дня

    heterodox
Избранное