This book left a lasting impression on her.
- Bu kitap onun üzerinde kalıcı bir izlenim bıraktı.
The scenery of the Alps left a lasting impression on me.
- Alplerin manzarası bende kalıcı bir izlenim bıraktı.
Please give me your permanent address.
- Lütfen bana kalıcı adresinizi verin.
We all wish for permanent world peace.
- Hepimiz kalıcı dünya barışı istiyoruz.
Tom is very persistent, isn't he?
- Tom çok kalıcı, değil mi?
Hostilities permanently ceased.
- Düşmanlıklar kalıcı olarak durdu.
You're still young, but not permanently.
- Hala gençsin ama kalıcı olarak değil.
This is a really catchy song.
- Bu gerçekten çok akılda kalıcı bir şarkı.
The company has a catchy slogan.
- Şirketin akılda kalıcı bir sloganı var.
Words fly, texts remain.
- Söz uçar, yazı kalır.
Words fly away, the written remains.
- Söz uçar, yazı kalır.
I'd like to stay one more night. Is that possible?
- Bir gece daha kalmak istiyorum. Mümkün mü?
We stayed overnight in Hakone.
- Bir geceliğine Hakone'de kaldık.
I'm now staying at my uncle's.
- Şu an amcamın evinde kalıyorum.
My uncle is staying in Hong Kong at present.
- Amcam şu anda Hong Kong'da kalmaktadır.
The reason both brothers gave for remaining bachelors was that they couldn't support both airplanes and a wife.
- Her iki erkek kardeşin bekar kalmak için ileri sürdüğü neden onların hem uçaklara hem de bir eşe bakamayacaklarıydı.
Let's quickly finish the remaining work and go out for some drinks.
- Kalan işi çabucak bitirelim ve dışarı biraz içmeye gidelim.
He remains calm in the face of danger.
- O, tehlike karşısında sakin kalır.
The problem remains to be solved.
- Sorun çözülmeden kalır.