içermek

listen to the pronunciation of içermek
Турецкий язык - Английский Язык
contain

The box contains a Mesopotamian statue. - Kutu bir Mezepotamya heykeli içermektedir.

This dictionary contains about 40,000 headwords. - Bu sözlük yaklaşık 40.000 madde başı sözcük içermektedir.

include

The relationship between Islam and the West includes centuries of co-existence and cooperation, but also conflict and religious wars. - İslam ve batı arasındaki ilişki yüzyıllar süren birliktelik ve ortak çalışma fakat aynı zamanda çatışma ve din savaşları içermektedir.

Tom's duties include raking the leaves. - Tom'un görevleri yaprakları tırmıkla toplamayı içermektedir.

comprise
involve
to include, to contain, to comprise, to cover, to involve, to embrace, to embody
enclose
incorporate
encapsulate
embody
encapsule
count
feature
take in
apply
count in
take something in
log. to imply
number
span
store
to include, contain
imply
(Hukuk) cover, incorporate
incapsulate
inclose
implicate
cover
subsume
apply to
embrace
carry
içermek (birini)
take someone in
içerme
including
içer
contain

I addressed the envelope containing the invitation. - Davet içeren zarfın üstüne adres yazdım.

The suitcase contained nothing but dirty clothes. - Valiz kirli çamaşırlardan başka bir şey içermiyordu.

içer
include

Tom's duties include raking the leaves. - Tom'un görevleri yaprakları tırmıkla toplamayı içermektedir.

This financial audit also includes an evaluation of the company's assets. - Bu mali denetim, aynı zamanda şirketin varlıklarının bir değerlendirmesini içerir.

içer
{f} included

The uncut version of the DVD only included one extra scene. - DVD'nin kesilmemiş versiyonu sadece bir tane ekstra sahne içeriyordu.

The shopping list included a gallon of milk. - Alışveriş listesi bir galon süt içeriyordu.

içer
{f} involved
içer
comprise
içer
involve

Japanese sci-fi, as in anime, involves their Buddhistic and Animistic spirituality. - Animelerde olduğu gibi Japon bilim-kurgusu onların Budist ve Animistik ruhsallığını içerir.

Parenthood involves totalitarianism. - Ebeveynlik totaliterliği içerir.

içerme
{i} consisting of
içerme
subsumption
içerme
{i} comprising
içer
comprising

The Kalmar Union, comprising Sweden, Denmark and Norway, broke apart in 1523. - İsveç, Danimarka ve Norveç'i içeren Kalmar Birliği, 1523'te ayrıldı.

içerme
inclusion of
değerli maden içermek
assay
fosfatla içermek
phosphatize
hata içermek
contain error
içerme
containment
içerme
{i} inclusion
içerme
log. implication
içerme
implication
içerme
inclusion, containing
şiddet içermek
contain violence
Турецкий язык - Турецкий язык
İçine almak, içinde bulundurmak, ihtiva etmek
İçine almak, içinde bulundurmak, ihtiva etmek: "Yarım Adam adlı romanı ise kültür yoğunluğu içeren değerli bir denemedir."- H. Taner
Bir şey, başka bir şeyin varlığını gerektirmek, biri ötekini ister istemez düşündürmek, tazammun etmek
içerme
İçermek işi, tazammun, ihtiva
İçermek
tazammun etmek
içermek
Избранное