her zaman

listen to the pronunciation of her zaman
Турецкий язык - Английский Язык
always

I always get up at six. - Her zaman altıda kalkarım.

Bill is always honest. - Bill her zaman dürüsttür.

forever

It feels like I've known you forever. - Seni her zaman tanıdım gibi geliyor.

A good book is the best friend, now and forever. - İyi bir kitap, şimdi ve her zaman en iyi arkadaştır.

at any time

You can leave at any time. - Her zaman gidebilirsin.

An accident may happen at any time. - Bir kaza her zaman olabilir.

(deyim) for ever and a day
every time

Tom became tired of always having to pay the bill every time he went out with Mary. - Tom, Mary ile birlikte her çıkışında her zaman hesabı ödemek zorunda kalmaktan usandı.

This works every time. - Bu her zaman işe yarar.

e'er
in season and out of season
any old time
always, for ever, forever, evermore
ever

You can't expect me to always think of everything! - Her zaman her şeyi düşünmemi bekleyemezsin.

He is stronger than ever. - O, her zamankinden daha güçlüdür.

any time

An earthquake can happen at any time. - Bir deprem her zaman olabilir.

You can call me at any time. - Beni her zaman arayabilirsin.

for ever

Tom always blames Mary for everything. - Tom her zaman Mary'yi her şey için suçluyor.

Tom always blames me for everything. - Tom her zaman beni her şey için suçluyor.

year

Tom was stealing money for the last two years, and Mary knew it all the time. - Tom son iki yıldır para çalıyordu ve Mary bunu her zaman biliyordu.

My five year old daughter always goes to kindergarten happy and full of energy. - Beş yaşındaki kızım kreşe her zaman mutlu ve enerji dolu gider.

invariably
everytime
all the time

The New York Times reviews her gallery all the time. - The New York Times onun galerisini her zaman eleştirir.

Bill is honest all the time. - Bill her zaman dürüsttür.

routinely
all times
all the while

He kept smoking all the while. - O her zaman sigara içmeye devam etti.

She did nothing but cry all the while. - O her zaman ağlamaktan başka hiçbir şey yapmadı.

all along

It was you all along, wasn't it? - O her zaman sendin, değil mi?

night and day
evermore
each time
not always
anytime

You're welcome back anytime. - Her zaman tekrar gelebilirsin.

I will be glad to help you anytime. - Size yardım etmekten her zaman mutlu olacağım.

at all times

Mary keeps her laptop with her at all times. - Mary dizüstü bilgisayarını her zaman yanında bulundurur.

To come out on top, you have to stay two steps ahead of your opponent at all times. - Zirveye çıkmak için her zaman rakibin iki adım önünde kalmak zorundasın.

her zaman olduğu gibi
as usual

Deliveries will continue as usual. - Teslimatlar her zaman olduğu gibi devam edecek.

Tom and Mary were wasting time, as usual. - Tom ve Mary her zaman olduğu gibi boşa zaman harcıyordu.

her zaman gülümseyen, mütebessim
Always smiling, mütebessim
her zaman geçerli
imprescriptible
her zaman her yerde var olan
omnipresent
her zaman taşınan faydalı şey
vade mecum
her ne zaman
whenever

Whenever my uncle comes, he brings some nice things for us. - Amcam her ne zaman gelse, o bizim için bazı güzel şeyler getirir.

Tom brings us gifts whenever he visits. - Tom her ne zaman ziyarete gelse bize hediyeler getirir.

Турецкий язык - Турецкий язык
Ara vermeden, sürekli, daima, sık sık
daima
(Osmanlı Dönemi) YEKSAN
her dem
her zaman

    Расстановка переносов

    her za·man

    Произношение

    Этимология

    [ (h)&r, h&r ] (adjective.) before 12th century. Middle English hire, from Old English hiere, genitive of hEo she; more at HE.

    Слово дня

    gourmet
Избранное