Mother always gets up early in the morning.
- Anne her zaman sabahları erken kalkar.
Bill is always honest.
- Bill her zaman dürüsttür.
He who asks is a fool for five minutes, but he who does not ask remains a fool forever.
- Soran beş dakika bir aptaldır fakat sormayan her zaman bir aptal kalır.
A good book is the best friend, now and forever.
- İyi bir kitap, şimdi ve her zaman en iyi arkadaştır.
An accident may happen at any time.
- Bir kaza her zaman olabilir.
You can call me at any time.
- Beni her zaman arayabilirsin.
Every time I hear that song, I think of my high school days.
- O şarkıyı duyduğum her zaman,lise günlerimi düşünürüm.
This works every time.
- Bu her zaman işe yarar.
He is stronger than ever.
- O, her zamankinden daha güçlüdür.
Every time cigarettes go up in price, many people try to give up smoking.
- Her zaman sigara fiyatları yükseliyor, çok sayıda insan sigara içmeyi bırakmaya çalışıyor.
You can call me at any time.
- Beni her zaman arayabilirsin.
Please come and see me any time.
- Lütfen her zaman beni görmeye gelebilirsin.
Tom always blames Mary for everything.
- Tom her zaman Mary'yi her şey için suçluyor.
Tom always blames me for everything.
- Tom her zaman beni her şey için suçluyor.
He stayed there all the time.
- O her zaman orada kaldı.
The New York Times reviews her gallery all the time.
- The New York Times onun galerisini her zaman eleştirir.
With a microwave oven like this, it's always New Year's Eve!
- Böyle bir mikrodalga fırınla, her zaman Yılbaşı gecesidir!
There's always next year.
- Her zaman gelecek yıl vardır.
She did nothing but cry all the while.
- O her zaman ağlamaktan başka hiçbir şey yapmadı.
He kept smoking all the while.
- O her zaman sigara içmeye devam etti.
It was you all along, wasn't it?
- O her zaman sendin, değil mi?
You're welcome back anytime.
- Her zaman tekrar gelebilirsin.
Ask me anything anytime.
- Bana her zaman bir şey sor.
You are in my thoughts at all times.
- Sen her zaman düşüncelerimdesin.
Keep clear at all times.
- Her zaman açık tutun.
Tom and Mary were wasting time, as usual.
- Tom ve Mary her zaman olduğu gibi boşa zaman harcıyordu.
You look very pretty, as usual.
- Her zaman olduğu gibi çok güzel görünüyorsun.
Whenever I go to this store, they're selling freshly baked taiyaki cakes.
- Bu dükkâna her ne zaman gitsem, taze pişmiş taiyaki kekleri satıyorlar.
Tom usually says Pardon my French whenever he swears.
- Tom her ne zaman küfür etse, genellikle Fransızcamı bağışlayın diyor.