etmek

listen to the pronunciation of etmek
Турецкий язык - Английский Язык
practise
do
practice
pay

You don't have to pay attention to what Tom says. - Tom'un söylediklerine dikkat etmek zorunda değilsiniz.

I told you you had to pay attention to your legs and feet. - Size söyledim, bacaklarınıza ve ayaklarınıza dikkat etmek zorundaydınız.

auxiliary verb
amount to
assume

I assume Tom is here to help. - Sanırım Tom yardım etmek için burada.

pronounce

Tom's last name isn't easy to pronounce. - Tom'un soyadını telaffuz etmek kolay değildir.

It is difficult for me to pronounce the word. - Kelimeyi telaffuz etmek benim için zordur.

discommode
worth

It is worthwhile visiting that museum. - O müzeyi ziyaret etmek faydalıdır.

It is worthwhile visiting the museum. - Müzeyi ziyaret etmek faydalıdır.

be worth
reside
atone for
demur
send

The other colonies began sending troops to help. - Diğer koloniler yardım etmek için asker göndermeye başladı.

(toplam) total
take

In some ways, I envy him; he knows exactly what he wants and he's not afraid to take it. - Bir yandan da ona imreniyorum; tam olarak ne istediğini biliyor ve onu elde etmekten çekinmiyor.

May I take a few days off to visit my family? - Ailemi ziyaret etmek için birkaç gün izin alabilir miyim?

have

I'm afraid I'll have to call it a day. - Korkarım ki paydos etmek zorunda kalacağım.

If you really have grounds for acting the way you did, then please tell me. - Yaptığınız şekilde hareket etmek için gerçekten sebebiniz varsa, o halde lütfen bana söyleyin.

to do (well or wrong)
to wrong, treat (someone) unjustly
(dua) say
(toplamı) aggregate
cost

It cost me a lot of money to build a new house. - Yeni bir ev inşa etmek bana çok paraya mal oldu.

It'll cost about 2,000 yen to fix it. - Onu tamir etmek yaklaşık 2,000 yene mal olacaktır.

render
make

To make up for his unpleasant experiences in the hospital, Tom drank a little more than he should have. - Hastanedeki kötü deneyimlerini telafi etmek için, Tom içmesi gerekenden biraz daha fazla içti.

The country is trying hard to make up for her trade deficit. - Ülke, dış ticaret açığını telafi etmek için çok çabalıyor.

(dans) step
to deprive (someone) of (something)
to reach (a time)
to do, to make, to render; to cost; to amount to, to total; to be worth
subject
tender
to amount to, make
to soil or wet (one's underpants, bed, etc.). etmediğini bırakmamak/komamak to do all the harm one can. ettiğini bulmak/çekmek to get one's deserts. Etme eyleme! Please don't do it!/Come on now, stop it! ettiği hayır ürküttüğü kurbağaya değmemek to be more of a hindrance than a help; to cause more harm than good. ettiği ile kalmak to be left with nothing but the shame of it (when a design against another has not come off). Etme yahu! Is that so?/You must be kidding. ettiğini yanına bırakmamak to get revenge on (someone), not to let (someone) get away with something. ettiği yanına (kâr) kalmak to get away with a bad deed
(Matematik) to equal, make
add up to
to do, make
get

I never get sick of dancing. - Ben asla dans etmekten usanmam.

I called you, on the one hand to invite you out to eat, and on the other to tell you my son is going to get married. - Bir taraftan seni yemeğe davet etmek için, diğer taraftan sana oğlumun evleneceğini söylemek için seni aradım.

misbehave
put

You've tried so hard to put me to shame, haven't you? - Beni rezil etmek için çok çabaladın, değil mi?

Taking a watch apart is easier than putting it together. - Bir saati parçalara ayırmak onu monte etmekten daha kolaydır.

smb
total

We had to agree to total confidentiality and sign a non-disclosure agreement. - Toplam gizliliği kabul etmek ve bir gizlilik sözleşmesi imzalamak zorundaydık.

execute
hakaret etmek
insult

Tom doesn't even bother to insult me anymore. - Artık Tom bile bana hakaret etmek için canını sıkmıyor.

I didn't want to insult you. - Sana hakaret etmek istemedim.

itiraf etmek
admit

Tom didn't want to admit that he didn't know. - Tom bilmediğini itiraf etmek istemiyordu.

That wasn't so hard to admit, was it? - İtiraf etmek o kadar zor değildi, değil mi?

eşlik etmek
accompany

You're welcome to accompany us. - Bize eşlik etmek için buyurun.

takip etmek
pursue
göç etmek
migrate
ibadet etmek
worship

On New Year's Day many Japanese go to the shrine to worship. - Yeni Yıl Günü birçok Japon ibadet etmek için türbeye giderler.

istila etmek
invade
hitap etmek
address

It might be better to address her as Doctor. - Ona doktor olarak hitap etmek daha iyi olabilir.

cüret etmek
dare
pes etmek
give in
rahatsız etmek
annoy

Tom is doing that just to annoy Mary. - Tom bunu sadece Mary'yi rahatsız etmek için yapıyor.

I didn't want to annoy you. - Seni rahatsız etmek istemedim.

ısrar etmek
persist

To err is human, but to persist in error is diabolical. - Hata yapmak insana mahsustur ama hatada ısrar etmek şeytanidir.

adapte etmek
adapt
ayırt etmek
distinguish

You must educate your tongue to distinguish good coffee from bad. - İyi kahveyi kötü kahveden ayırt etmek için dilini eğitmelisin.

They are easy to distinguish from each other. - Onları birbirinden ayırt etmek kolaydır.

küfür etmek
(Ticaret) swear

Swearing relieves the pain. - Küfür etmek ağrıyı hafifletir.

She knows five languages, but when she wants to swear, she does so in her maternal language. - Beş yabancı dil biliyor ama küfür etmek istediği zaman kendi ana dilinde konuşuyor.

lanet etmek
curse
motive etmek
motivate
muamele etmek
treat
telâffuz etmek
pronounce

Tom's last name is hard to pronounce. - Tom'un soyadını telaffuz etmek zor.

It is difficult for me to pronounce the word. - Kelimeyi telaffuz etmek benim için zordur.

öncülük etmek
lead
beyan etmek
declare
inkâr etmek
deny

There is no denying that she is very efficient. - Onun çok verimli olduğunu inkar etmek yok.

Denying a quality education to the children of working families is as wrong as denying health care or child care to working families. - Çalışan ailelerin çocukları için kaliteli bir eğitimi inkar etmek çalışan aileler için sağlık hizmetlerini ya da çocuk bakımını inkar etmek kadar yanlıştır.

muayene etmek
examine

I have to examine you. - Seni muayene etmek zorundayım.

inşa etmek
construct
tecâvüz etmek
rape

Sami wanted to rape Layla. - Sami, Leyla'ya tecavüz etmek istedi.

They want to rape our women. - Kadınlarımıza tecavüz etmek istiyorlar.

flört etmek
flirt

I can't help it if girls want to flirt with me. - Kızlar benimle flört etmek isterse elimde değil.

kopya etmek
transcribe
ameliyat etmek
operate

We have to operate urgently. - Acilen ameliyat etmek zorundayız.

We have to operate urgently. - Derhal ameliyat etmek zorundayız.

itiraz etmek
object

I don't mean to object to your proposal. - Amacım önerine itiraz etmek değil.

işgal etmek
occupy

The settlers are the most peaceful people in the world. They cross thousands of miles to occupy a land that doesn't belong to them and they never kill anyone if they're not a savage native. - Göçmenler dünyadaki en huzurlu insanlardır. Onlara ait olmayan bir toprağı işgal etmek için binlerce mil geçerler ve eğer vahşi yerli değillerse kimseyi öldürmezler.

meşgul etmek
occupy
organize etmek
organise
teşhis etmek
diagnose
önderlik etmek
lead
fark etmek
distinguish
hibe etmek
grant
idare etmek
handle

This machine is easy to handle. - Bu makineyi idare etmek kolaydır.

Tom is hard to handle. - Tom'u idare etmek zor.

mutlu etmek
make happy
müdahale etmek
(Hukuk) interfere

I don't want to interfere. - Müdahale etmek istemiyorum.

I don't wish to interfere. - Müdahale etmek istemiyorum.

prova etmek
rehearse
rehberlik etmek
lead
sevk etmek
dispatch
tedarik etmek
procure
alay etmek
mock

It is cruel to mock a blind man. - Kör bir insanla alay etmek acımasızcadır.

berbat etmek
spoil

I don't want to spoil everything. - Her şeyi berbat etmek istemiyorum.

Spoiling an ending is a heinous crime against humanity. - Sonu berbat etmek, insanlığa karşı iğrenç bir suçtur.

davet etmek
summon
devam etmek
go on

It's absolutely impossible for me to go on like this. - Böyle devam etmek benim için kesinlikle imkansızdır.

You're right. I have to go on living. - Haklısın. Yaşamaya devam etmek zorundayım.

dikkat etmek
pay attention

You have to pay attention. - Dikkat etmek zorundasın.

We must pay attention to the traffic light. - Trafik ışıklarına dikkat etmek zorundayız.

dikte etmek
dictate
dizayn etmek
design
dua etmek
pray

Praying for Tom is all you can do. - Bütün yapabileceğiniz Tom için dua etmek.

She went down on her knees to pray. - Dua etmek için dizlerinin üstüne çöktü.

elde etmek
get

Right now, all I want to do is get something to eat. - Şu anda, tüm istediğim yiyecek bir şey elde etmek.

Tom will have only one chance to get that right. - Tom'un o hakkı elde etmek için sadece bir şansı olacak.

enjekte etmek
inject
et
{i} meat
hak etmek
deserve

What did I do to deserve this? - Bunu hak etmek için ne yaptım?

hayal etmek
imagine

It's almost impossible to imagine. - Onu hayal etmek neredeyse imkansız.

It is difficult to imagine a life with neither television nor the Internet. - Ne televizyon ne de internetsiz bir hayatı hayal etmek zordur.

hizmet etmek
serve

I will be very glad to be able to serve you. - Size hizmet etmekten çok memnun olacağım.

Sometimes we have to serve our husbands like slaves. - Bazen köle gibi erkeğimize hizmet etmek zorundayız.

iade etmek
return

I'd like to return this. - Bunu iade etmek istiyorum.

I have to return this book to the library today. - Kitabı bugün kütüphaneye iade etmek zorundayım.

icat etmek
invent

If God did not exist, we'd have to invent him. - Tanrı olmasa onu icat etmek zorunda kalırız.

He is very bad at inventing excuses. - Bahaneler icat etmekte çok kötüdür.

iflas etmek
go bankrupt
ihanet etmek
betray

To translate is to betray. - Çevirmek ihanet etmektir.

I'd rather die than betray my friends! - Arkadaşlarıma ihanet etmektense ölmeyi tercih ederim!

ihlal etmek
violate

You are not allowed to violate the rules. - Size kuralları ihlal etmek için izin verilmez.

ikamet etmek
dwell
ikna etmek
persuade

It was hard to persuade him to cancel the trip. - Bu geziyi iptal etmesi için onu ikna etmek zordur.

She did her best to persuade him. - O, onu ikna etmek için elinden geleni yaptı.

ilan etmek
declare

Use the video to declare your love! - Aşkını ilan etmek için video kullan!

In Belgium, Flemish people want to declare their independence someday. - Belçika'da Flaman halkı bir gün bağımsızlığını ilan etmek istiyor.

ilave etmek
add

Is there anything you'd like to add? - İlave etmek istediğin bir şey var mı?

What we want to do next is add some salt. - Daha sonra yapmak istediğimiz şey biraz tuz ilave etmek.

imha etmek
destroy
iptal etmek
cancel

We don't want to cancel. - İptal etmek istemeyiz.

Tom may have to cancel the party. - Tom partiyi iptal etmek zorunda kalabilir.

istifa etmek
resign

I don't want to resign my job at present. - Şu andaki işimden istifa etmek istemiyorum.

Tom was forced to resign. - Tom istifa etmek için zorlandı.

ithal etmek
import

Different countries import many goods. - Farklı ülkeler, pek çok mal ithal etmektedirler.

He imports clothes from Turkey. - O Türkiye'den giysiler ithal etmektedir.

izole etmek
insulate
kabul etmek
approve

Tom has to approve this. - Tom bunu kabul etmek zorunda.

kavga etmek
fight

I don't want to fight you. - Seninle kavga etmek istemiyorum.

Fighting isn't my style. - Kavga etmek benim tarzım değildir.

kontrol etmek
check

I'd like to check out. - Ben kontrol etmek istiyorum.

How many bags do you want to check? - Kaç tane çanta kontrol etmek istiyorsun?

koordine etmek
coordinate

Schedules are difficult to coordinate. - Programları koordine etmek zordur.

kurban etmek
sacrifice
mahkum etmek
condemn

It is better to risk saving a guilty man than to condemn an innocent one. - Masum birini mahkum etmektense suçlu bir adamı kurtarmayı göze almak daha iyidir.

mecbur etmek
compel
memnun etmek
please

She's hard to please. - Onu memnun etmek zor.

He is hard to please. - Onu memnun etmek zordur.

merak etmek
wonder

Tom can't help wondering whether he would have been better off if he had gone to college. - Tom üniversiteye gitseydi daha varlıklı olup olmayacağını merak etmekten kendini alamıyor.

I can't help but wonder where Tom is. - Tom'un nerede olduğunu merak etmekten başka yapabileceğim bir şey yok.

muhafaza etmek
conserve
nefret etmek
hate

To hate, to love, to think, to feel, to see; all this is nothing but to perceive. - Görmek, hissetmek, düşünmek, sevmek, nefret etmek; bütün bunlar algılamaktan başka bir şey değildir.

Do people really have to hate one another? - İnsanlar gerçekten birbirlerinden nefret etmek zorundalar mı?

niyet etmek
intend
rekabet etmek
compete

I want to compete again. - Tekrar rekabet etmek istiyorum.

I had to compete with him for promotion. - Ben tanıtım için onunla rekabet etmek zorunda kaldım.

rencide etmek
offend

I don't want to offend them. - Onları rencide etmek istemiyorum.

I don't want to offend her. - Onu rencide etmek istemiyorum.

rica etmek
request

I would like to request a short recess. - Ben kısa bir ara rica etmek istiyorum.

Tom is the type of person who always demands that something be done rather than request that it be done. - Tom bir şeyin yapılmasını rica etmek yerine bir şeyin yapılmasını her zaman talep eden türden bir insan.

tahmin etmek
guess

Tom's password was easy to guess. - Tom'un şifresini tahmin etmek kolaydı.

It's not hard to guess what's going to happen. - Ne olacağını tahmin etmek zor değil.

tahsis etmek
assign
takdir etmek
appreciate

It is not so difficult to appreciate good music. - İyi müziği takdir etmek hiç de zor değildir.

To appreciate her beauty, you have only to look at her. - Onun güzelliğini takdir etmek için sadece ona bakmak zorundasın.

taklit etmek
imitate

If something is fashionable, everyone wants to imitate it. - Eğer bir şey modaysa, herkes on taklit etmek ister.

If something is fashionable, everyone wants to imitate it. - Eğer bir şey modaysa herkes onu taklit etmek ister.

talep etmek
request
tamir etmek
fix

I had to fix the toaster. - Ben tost makinesini tamir etmek zorunda kaldım.

How much will it cost to fix the car? - Arabayı tamir etmek kaça mal olacak?

tarif etmek
describe

Some feelings are difficult to describe. - Bazı duyguları tarif etmek zordur.

tavsiye etmek
recommend

I found out a very interesting site I'd like to recommend. - Tavsiye etmek istediğim çok ilginç bir site buldum.

tebrik etmek
congratulate

We want to congratulate them on their good work. - Biz iyi işleri için onları tebrik etmek istiyoruz.

I would just like to congratulate Tom for his work. - Ben sadece onun çalışmaları için Tom'u tebrik etmek istiyorum.

tecrit etmek
isolate
tedavi etmek
cure

At present it is medically impossible to cure this disease. - Şu anda bu hastalığı tedavi etmek tıbben mümkün değildir.

Doctors did everything they could to cure him. - Doktorlar onu tedavi etmek için ellerinden gelen her şeyi yaptı.

tehdit etmek
threaten

The labor unions had been threatening the government with a general strike. - İşçi sendikaları hükümeti genel grevle tehdit etmekteydi.

Tom threatened to leave Mary. - Tom Mary'yi tehdit etmekle terk etti.

temas etmek
contact

It's too late to contact Tom now. - Artık Tom'la temas etmek için çok geç.

Please don't hesitate to contact me if you have any other questions. - Başka sorunlarınız olursa benimle temas etmekten çekinmeyin.

temsil etmek
represent

The only reason for the existence of a novel is that it does attempt to represent life. - Bir romanın varlığının tek nedeni hayatı temsil etmek için girişimde bulunmasıdır.

His compositions represent the last echo of Renaissance music. - Onun besteleri rönesans müziğinin son yankısını temsil etmektedir.

tercih etmek
prefer
teselli etmek
console

When Luisa broke into tears, only her best friend approached to console her. - Luisa gözyaşlarına boğulduğunda, yalnızca onun en iyi arkadaşı onu teselli etmek için yaklaştı.

I had to console her on the telephone. - Ben onu telefonda teselli etmek zorunda kaldım.

teslim etmek
deliver

I have to deliver this package to Tom Jackson. - Bu paketi Tom Jackson'a teslim etmek zorundayım.

My work was to deliver pizza by motorcycle. - İşim motosikletle pizza teslim etmekti.

teyit etmek
confirm

I'm calling to confirm your appointment. - Randevunu teyit etmek için arıyorum.

umut etmek
hope

I guess it was too much to hope for. - Sanırım bu umut etmek için çok fazlaydı.

yolculuk etmek
travel

Tom doesn't want to travel alone. - Tom yalnız başına yolculuk etmek istemiyor.

Traveling by boat is a lot of fun, isn't it? - Gemiyle yolculuk etmek çok eğlenceli, değil mi?

ziyaret etmek
visit

I want to visit the ruins of Machu Picchu. - Ben, Machu Picchu harabelerini ziyaret etmek isterim.

He availed himself of the 'off-and-on' holidays to visit his native country. - Doğduğu ülkeyi ziyaret etmek için ara sıra tatillerden faydalandı.

arzu etmek
desire
dans etmek
dance

Would you like to dance with me? - Benimle dans etmek ister misin?

Tom and Mary just wanted to dance with each other all evening. - Tom ve Mary akşam boyunca sadece birbirleri ile dans etmek istediler.

idam etmek
execute
teşvik etmek
encourage

What do you think is the best way to encourage Tom to study more? - Tom'u daha çok çalışmaya teşvik etmek için en iyi yolun ne olduğunu düşünüyorsunuz?

We have to figure out a way to encourage Tom to do the right thing. - Biz Tom'u doğru şeyi yapmaya teşvik etmek için bir yol bulmak zorundayız.

şikayet etmek
complain

She does nothing but complain. - O, şikâyet etmekten başka bir şey yapmaz.

That customer came back to complain again. - O müşteri şikâyet etmek için tekrar geri geldi.

analiz etmek
analyze

The students have to analyze an excerpt from the book. - Öğrenciler kitaptan bir alıntıyı analiz etmek zorundalar.

It took a long time to analyze the data. - Verileri analiz etmek uzun zaman aldı.

anons etmek
announce
ağız kavgası etmek
squabble
değiş tokuş etmek
exchange
endişe etmek
worry

Stop worrying about what happened to Tom. - Tom'a ne olduğu hakkında endişe etmekten vazgeç.

The doctor says I need to quit worrying so much. - Doktor bu kadar çok endişe etmekten vazgeçmem gerektiğini söylüyor.

et
{i} flesh
feda etmek
sacrifice

Do you wanna sacrifice something? - Bir şey feda etmek ister misin?

Would it be ethical to sacrifice one person to save many? - Birçok kişiyi kurtarmak için bir kişiyi feda etmek etik olur muydu?

feragat etmek
renounce
garanti etmek
warrant
gevezelik etmek
babble
hareket etmek
act

If you really have grounds for acting the way you did, then please tell me. - Yaptığınız şekilde hareket etmek için gerçekten sebebiniz varsa, o halde lütfen bana söyleyin.

I had to act at once. - Hemen hareket etmek zorunda kaldım.

hayret etmek
be surprised
hücum etmek
attack
ibraz etmek
submit
israf etmek
waste

Tom said he didn't want to waste time arguing. - Tom tartışarak zaman israf etmek istemediğini söyledi.

I hate to waste my time. - Zamanımı israf etmekten nefret ederim.

istismar etmek
exploit
itaat etmek
obey

I can't do anything but obey him. - Ona itaat etmekten başka bir şey yapamıyorum.

There was no option but to obey. - İtaat etmekten başka bir seçenek yoktu.

not etmek
note

I have to make a note of that. - Onu not etmek zorundayım.

nüfuz etmek
penetrate
sitem etmek
reproach
sürgün etmek
relegate
taciz etmek
harass

Tell your son to quit harassing my daughter. - Oğluna kızımı taciz etmekten vazgeçmesini söyle.

tahliye etmek
discharge

Your honor, I would like to discharge counsel. - Sayın yargıç, danışmanı tahliye etmek istiyorum.

takas etmek
exchange

I would like to exchange money. - Para takas etmek istiyorum.

tasfiye etmek
liquidate
teftiş etmek
inspect
telâfi etmek
atone
temin etmek
procure
tercüme etmek
translate

How much time does she need to translate this book? - Bu kitabı tercüme etmek için ne kadar süreye ihtiyacı var?

It's useless to translate things that people don't want to say. - İnsanların söylemek istemediği şeyleri tercüme etmek faydasızdır.

teşebbüs etmek
attempt
teşekkür etmek
thank

I'd like to thank you for coming today. - Bugün geldiğiniz için size teşekkür etmek istiyorum.

Tom wanted to thank Mary in person. - Tom Mary'ye şahsen teşekkür etmek istedi.

teşkil etmek
constitute
yardım etmek
help

He will be only too glad to help you. - Sadece ,sana yardım etmekten çok hoşnut olacak.

There is not much I can do to help, I am afraid. - Korkarım ki yardım etmek için yapabileceğim çok şey yok.

yemin etmek
vow
yeniden inşa etmek
rebuild

Our task is to rebuild the wall. - Bizim görevimiz duvarı yeniden inşa etmektir.

The south had no money to rebuild. - Güneylilerin yeniden inşa etmek için hiç parası yoktu.

ümit etmek
expect
şok etmek
shock

Sami liked to shock people. - Sami insanları şok etmekten keyif alırdı.

tahmin etmek
estimate
ısrar etmek
insist
yardım etmek
assist

They came to our assistance. - Onlar bize yardım etmek için geldiler.

We're here to assist you. - Sana yardım etmek için buradayız.

göç etmek
immigrate
muhafaza etmek
preserve
inşa etmek
build

We came here to build a new town. - Yeni bir kasaba inşa etmek için buraya geldik.

He bought the land for the purpose of building his house on it. - O, üzerine ev inşa etmek amacıyla arsayı aldı.

işaret etmek
indicate
sürgün etmek
banish
yerinden etmek
displace
ümit etmek
hope

All we can do now is hope that Tom does what he's promised to do. - Artık bütün yapabileceğimiz Tom'un yapmaya söz verdiği şeyi yapmasını ümit etmektir.

All we can do is hope. - Bütün yapabileceğimiz ümit etmektir.

idare etmek
conduct
terk etmek
desert
ispat etmek
demonstrate
analiz etmek
analyse
davet etmek
invite

I'd like to invite you to the party. - Sizi partiye davet etmek istiyorum.

He was kind enough to invite me. - O, beni davet etmek için yeterince nazikti.

devam etmek
proceed

How would you like to proceed? - Nasıl devam etmek istersin?

The scientist insisted on proceeding with the research. - Bilimci araştırmaya devam etmekte ısrar etti.

dikkat etmek
be careful

If you want to lose weight, you'll have to be careful about what you eat. - Eğer zayıflamak istiyorsan ne yediğine dikkat etmek zorundasın.

We have to be careful with expenses. - Giderlerimize dikkat etmek zorundayız.

elde etmek
obtain

It was easy to obtain. - Onu elde etmek kolaydı.

garanti etmek
assure
hareket etmek
move

Look, Tom, we have to move. - Bak, Tom, hareket etmek zorundayız.

They would have to move fast. - Onlar hızlı hareket etmek zorunda kalacaktı.

iddia etmek
claim

Some claim that full-body scanners violate the Fourth Amendment. - Bazıları tam vücut tarayıcılarının dördüncü yasa değişikliğini ihlal ettiğini iddia etmektedir.

ifade etmek
express

I'd like to express my gratitude. - Minnettarlığımı ifade etmek istiyorum.

I want to express my appreciation for your help. - Yardımınızla ilgili minnettarlığımı ifade etmek istiyorum.

ikamet etmek
(Hukuk) reside
ilan etmek
(Hukuk) announce
itiraf etmek
confess

The greatest joy after being in love is confessing one's love. - Aşık olduktan sonra en büyük sevinç birinin aşkını itiraf etmektir.

We should give Tom a chance to confess. - Tom'a itiraf etmek için bir şans vermeliyiz.

itiraz etmek
object to

I don't mean to object to your proposal. - Amacım önerine itiraz etmek değil.

kontrol etmek
control

Anger is hard to control. - Öfkeyi kontrol etmek zordur.

They formed a company to control it. - Onu kontrol etmek için bir şirket kurdular.

mecbur etmek
obligate
rehberlik etmek
guide

I want a guide to Chicago. - Chicago için rehberlik etmek istiyorum.

There will be situations where no textbook answer will be available to guide you. - Size rehberlik etmek için hiçbir ders kitabı cevabının mevcut olmayacağı durumlar olacaktır.

Английский Язык - Английский Язык

Определение etmek в Английский Язык Английский Язык словарь

ET
Eastern Time (synonyms: EST, Eastern Standard Time, EDT. Eastern Daylight Time)
ET
extraterrestrial
et
and
et
Simple past tense and past participle of eat

Something I et?.

et
latin. and so forth
Et
{i} basic chemical element
et
Employment Tribunal
et
Estimated Time (3)
et
The two-character ISO 3166 country code for ETHIOPIA
et
a past tense of eat OF - coming from YO - used to call attention
et
endotrachial tube
et
EvapoTranspiration - This is a measure of the amount of moisture lost from the ground during the day The moisture is lost in two ways, by direct Evaporation from the ground, and byTranspiration from leaves
et
Error Throwing
et
[Latin] and
et
and - both
et
Enemy Tank -
et
And, in Latin and French
et
Exchange Termination is the ISDN Exchange where Layer 2 ( for example, LAPD ) information will be terminated
et
Fuse link designed for use on a 38kV distribution system The ET fuse link exhibits the same time current characteristics as the T link
et
environmental test
et
variant of ate or eaten
et
an extraterrestrial being; alien
et
Exchange termination (ISDN, SS#7)
et
Equivalent Training
et
A noun suffix with a diminutive force; as in baronet, pocket, facet, floweret, latchet
et
Ethiopia (in Internet addresses). Conservatoire des Arts et Métiers La Vérendrye Pierre Gaultier de Varennes et de peine forte et dure Montesquieu Charles Louis de Secondat baron de La Brède et de
et
Event table; describes all events appearing in a business model
et
embedded training
et
and, both
et
Student transferred from another grade within the same school
et
CPS's fuse link designed for use on a 38kV distribution system The ET fuse link exhibits the same time current characteristics as the T link
et
Educational Technology
et
Endotracheal Tube
et
(Japan) Eagle Technologies
Турецкий язык - Турецкий язык
Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık
Bir işi yapmak
Eşit değer kazanmak
Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay
Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin
Bulmak, erişmek
Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner
Davranmak
Bir durumu ortaya çıkarmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak
Kötülükte bulunmak
Birini bir şeyden yoksun bırakmak
Vermek
Bir durumu ortaya çıkarmak
Herhangi bir değerde olmak
Küçük veya büyük abdestini yapmak
göstermek
etüt etmek
İncelemek, araştırmak
akuple etmek
Birleştirmek, entegre etmek
amorti etmek
Bir ürün üretim maliyeti ile belirli bir sure sonra yapmış olduğu kazanımları kendisini sıfırlamak
tahdis etmek
(Nükleer Mühendislik) Hadis rivayet etmek
vefat etmek
Ölmek
dekore etmek
süsleme amacıyla düzen vermek
idare etmek
Tutumlu kullanmak
idare etmek
Yönetmek, çekip çevirmek
nüfuz etmek
Bir şeyin içine işlemek, geçmek
idare etmek
Yetmek, yetişmek
Et
(Osmanlı Dönemi) ARİN
Et
(Osmanlı Dönemi) KÜŞTAR
Et
(Osmanlı Dönemi) BADİ'
Et
lahm
Et
(Osmanlı Dönemi) KIŞM
Et
(Osmanlı Dönemi) KİDNE
et
(Osmanlı Dönemi) lâhm
et
Kasaplık hayvanlardan sağlanan kaslardan oluşmuş besin maddesi: "Bu, kurumuş pastırma renginde bir et parçası idi."- H. Taner
et
Meyvelerde çekirdekle deri arasındaki bölüm
et
Kasaplık hayvanlardan sağlanan kaslardan oluşmuş besin maddesi
et
İnsanlarda, hayvanlarda deri ile kemik arasındaki kas ve yağdan oluşan tabaka
et
Ten
etme
Etmek işi
Английский Язык - Турецкий язык

Определение etmek в Английский Язык Турецкий язык словарь

ampute etmek
(Geometri) (Tıp) Bir uzvu kesip almak
et
cik
et
(Anatomi) ve
etmek
Избранное