etmek

listen to the pronunciation of etmek
Турецкий язык - Английский Язык
practise
do
practice
auxiliary verb
pay

I told you you had to pay attention to your legs and feet. - Size söyledim, bacaklarınıza ve ayaklarınıza dikkat etmek zorundaydınız.

We have come to pay you a visit. - Sizi ziyaret etmek için geldik.

be worth
atone for
reside
demur
pronounce

Tom's last name is hard to pronounce. - Tom'un soyadını telaffuz etmek zor.

Tom's last name isn't easy to pronounce. - Tom'un soyadını telaffuz etmek kolay değildir.

discommode
amount to
assume

I assume Tom is here to help. - Sanırım Tom yardım etmek için burada.

worth

It is worthwhile visiting that museum. - O müzeyi ziyaret etmek faydalıdır.

The U.S. exports billions of dollars' worth of passenger airplanes. - Amerika Birleşik Devletleri milyarlarca dolar değerinde yolcu uçakları ihraç etmektedir.

have

I'm afraid I'll have to call it a day. - Korkarım ki paydos etmek zorunda kalacağım.

If we are to be there at six, we will have to start now. - Biz altıda orada olacaksak, şimdi hareket etmek zorundayız.

(toplam) total
(dua) say
send

The other colonies began sending troops to help. - Diğer koloniler yardım etmek için asker göndermeye başladı.

take

Tom has to take this call. - Tom bu aramayı kabul etmek zorunda.

We will have to take on someone to do Tom's work. - Tom'un işini yapması için birini kabul etmek zorunda kalacağız.

to reach (a time)
cost

It cost a lot of money to repair the car. - Arabayı tamir etmek çok paraya maloldu.

It cost me a lot of money to build a new house. - Yeni bir ev inşa etmek bana çok paraya mal oldu.

render
make

Every day they killed a llama to make the Sun God happy. - Onlar Güneş Tanrısı'nı mutlu etmek için her gün bir lama öldürdü.

Tom managed to make time to visit Mary while he was in Boston. - Tom Boston'da iken Mary'yi ziyaret etmek için zaman ayırmış olabilir.

(dans) step
to deprive (someone) of (something)
to do, to make, to render; to cost; to amount to, to total; to be worth
to do (well or wrong)
tender
get

Did you get permission to park here? - Buraya park etmek için izin aldın mı?

Bill and John like to get together once a month to chat. - Bill ve John sohbet etmek için ayda bir kez bir araya gelmekten hoşlanıyorlar.

(Matematik) to equal, make
to do, make
add up to
subject
to amount to, make
(toplamı) aggregate
to wrong, treat (someone) unjustly
to soil or wet (one's underpants, bed, etc.). etmediğini bırakmamak/komamak to do all the harm one can. ettiğini bulmak/çekmek to get one's deserts. Etme eyleme! Please don't do it!/Come on now, stop it! ettiği hayır ürküttüğü kurbağaya değmemek to be more of a hindrance than a help; to cause more harm than good. ettiği ile kalmak to be left with nothing but the shame of it (when a design against another has not come off). Etme yahu! Is that so?/You must be kidding. ettiğini yanına bırakmamak to get revenge on (someone), not to let (someone) get away with something. ettiği yanına (kâr) kalmak to get away with a bad deed
misbehave
put

You've tried so hard to put me to shame, haven't you? - Beni rezil etmek için çok çabaladın, değil mi?

Taking a watch apart is easier than putting it together. - Bir saati parçalara ayırmak onu monte etmekten daha kolaydır.

smb
execute
total

We had to agree to total confidentiality and sign a non-disclosure agreement. - Toplam gizliliği kabul etmek ve bir gizlilik sözleşmesi imzalamak zorundaydık.

hakaret etmek
insult

I didn't want to insult Tom. - Tom'a hakaret etmek istemedim.

I didn't want to insult you. - Sana hakaret etmek istemedim.

itiraf etmek
admit

It took Tom every ounce of courage he had to admit to Mary that he had once been part of a terrorist group. - Bir zamanlar terörist bir gruba katıldığını Mary'ye itiraf etmek zorunda kalması Tom'u cesaretlendirdi.

Tom didn't want to admit that he didn't know. - Tom bilmediğini itiraf etmek istemiyordu.

eşlik etmek
accompany

You're welcome to accompany us. - Bize eşlik etmek için buyurun.

takip etmek
pursue
göç etmek
migrate
ibadet etmek
worship

On New Year's Day many Japanese go to the shrine to worship. - Yeni Yıl Günü birçok Japon ibadet etmek için türbeye giderler.

istila etmek
invade
hitap etmek
address

It might be better to address her as Doctor. - Ona doktor olarak hitap etmek daha iyi olabilir.

cüret etmek
dare
pes etmek
give in
rahatsız etmek
annoy

I didn't want to annoy you. - Seni rahatsız etmek istemedim.

Tom is doing that just to annoy Mary. - Tom bunu sadece Mary'yi rahatsız etmek için yapıyor.

ısrar etmek
persist

To err is human, but to persist in error is diabolical. - Hata yapmak insana mahsustur ama hatada ısrar etmek şeytanidir.

adapte etmek
adapt
ayırt etmek
distinguish

You must educate your tongue to distinguish good coffee from bad. - İyi kahveyi kötü kahveden ayırt etmek için dilini eğitmelisin.

They are easy to distinguish from each other. - Onları birbirinden ayırt etmek kolaydır.

küfür etmek
(Ticaret) swear

Swearing relieves the pain. - Küfür etmek ağrıyı hafifletir.

She knows five languages, but when she wants to swear, she does so in her maternal language. - Beş yabancı dil biliyor ama küfür etmek istediği zaman kendi ana dilinde konuşuyor.

lanet etmek
curse
motive etmek
motivate
muamele etmek
treat
telâffuz etmek
pronounce

This word is difficult to pronounce. - Bu sözcüğü telaffuz etmek zordur.

Tom's last name isn't easy to pronounce. - Tom'un soyadını telaffuz etmek kolay değildir.

öncülük etmek
lead
beyan etmek
declare
inkâr etmek
deny

There is no denying that she is very efficient. - Onun çok verimli olduğunu inkar etmek yok.

Denying a quality education to the children of working families is as wrong as denying health care or child care to working families. - Çalışan ailelerin çocukları için kaliteli bir eğitimi inkar etmek çalışan aileler için sağlık hizmetlerini ya da çocuk bakımını inkar etmek kadar yanlıştır.

muayene etmek
examine

I have to examine you. - Seni muayene etmek zorundayım.

inşa etmek
construct
tecâvüz etmek
rape

They want to rape our women. - Kadınlarımıza tecavüz etmek istiyorlar.

Sami wanted to rape Layla. - Sami, Leyla'ya tecavüz etmek istedi.

flört etmek
flirt

I can't help it if girls want to flirt with me. - Kızlar benimle flört etmek isterse elimde değil.

kopya etmek
transcribe
ameliyat etmek
operate

We have to operate urgently. - Derhal ameliyat etmek zorundayız.

We have to operate urgently. - Acilen ameliyat etmek zorundayız.

itiraz etmek
object

I don't mean to object to your proposal. - Amacım önerine itiraz etmek değil.

işgal etmek
occupy

The settlers are the most peaceful people in the world. They cross thousands of miles to occupy a land that doesn't belong to them and they never kill anyone if they're not a savage native. - Göçmenler dünyadaki en huzurlu insanlardır. Onlara ait olmayan bir toprağı işgal etmek için binlerce mil geçerler ve eğer vahşi yerli değillerse kimseyi öldürmezler.

meşgul etmek
occupy
organize etmek
organise
teşhis etmek
diagnose
önderlik etmek
lead
fark etmek
distinguish
hibe etmek
grant
idare etmek
handle

This machine is easy to handle. - Bu makineyi idare etmek kolaydır.

Tom is hard to handle. - Tom'u idare etmek zor.

mutlu etmek
make happy
müdahale etmek
(Hukuk) interfere

I don't want to interfere. - Müdahale etmek istemiyorum.

Russia, the European Union and the U.S. are accusing each other of interference in Ukraine's domestic affairs. - Rusya, Avrupa Birliği ve ABD; birbirlerini Ukrayna'nın iç işlerine müdahale etmekle suçluyorlar.

prova etmek
rehearse
rehberlik etmek
lead
sevk etmek
dispatch
tedarik etmek
procure
alay etmek
mock

It is cruel to mock a blind man. - Kör bir insanla alay etmek acımasızcadır.

berbat etmek
spoil

Spoiling an ending is a heinous crime against humanity. - Sonu berbat etmek, insanlığa karşı iğrenç bir suçtur.

I don't want to spoil the ending for you. - Senin için sonunu berbat etmek istemiyorum.

davet etmek
summon
devam etmek
go on

It's absolutely impossible for me to go on like this. - Böyle devam etmek benim için kesinlikle imkansızdır.

I want to explore the world and go on an adventure. - Dünyayı keşfetmek ve bir maceraya devam etmek istiyorum.

dikkat etmek
pay attention

You don't have to pay attention to what Tom says. - Tom'un söylediklerine dikkat etmek zorunda değilsiniz.

We must pay attention to the traffic light. - Trafik ışıklarına dikkat etmek zorundayız.

dikte etmek
dictate
dizayn etmek
design
dua etmek
pray

There's nothing we can do to save Tom at this point. All we can do is pray. - Şu anda, Tom'u kurtarmak için yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Elimizden gelen şey dua etmektir.

We all knelt down to pray. - Dua etmek için hepimiz diz çöktük.

elde etmek
get

Right now, all I want to do is get something to eat. - Şu anda, tüm istediğim yiyecek bir şey elde etmek.

If you want to get something in life, you should go against the flow. - Hayatta bir şey elde etmek istiyorsanız, akıntıya karşı yüzmelisiniz.

enjekte etmek
inject
et
{i} meat
hak etmek
deserve

What did I do to deserve this? - Bunu hak etmek için ne yaptım?

hayal etmek
imagine

It's difficult to imagine life without television or the Internet. - Televizyon ya da internet olmayan hayatı hayal etmek zor.

It's pretty easy to imagine. - Bu hayal etmek oldukça kolaydır.

hizmet etmek
serve

Does a government have to serve ideologies, or rather, the interests of the people? - Bir hükümet ideolojiler mi sunmak zorunda? Daha doğrusu insanların çıkarlarına mı hizmet etmek zorunda?

He did not want to serve another term. - Bir dönem daha hizmet etmek istemiyordu.

iade etmek
return

I have to return this book to the library today. - Kitabı bugün kütüphaneye iade etmek zorundayım.

I'd like to return this. - Bunu iade etmek istiyorum.

icat etmek
invent

If God did not exist, we'd have to invent him. - Tanrı olmasa onu icat etmek zorunda kalırız.

He is very bad at inventing excuses. - Bahaneler icat etmekte çok kötüdür.

iflas etmek
go bankrupt
ihanet etmek
betray

I'd rather die than betray my friends! - Arkadaşlarıma ihanet etmektense ölmeyi tercih ederim!

To translate is to betray. - Çevirmek ihanet etmektir.

ihlal etmek
violate

You are not allowed to violate the rules. - Size kuralları ihlal etmek için izin verilmez.

ikamet etmek
dwell
ikna etmek
persuade

He did his best to persuade her. - Onu ikna etmek için elinden geleni yaptı.

We failed to persuade him. - Onu ikna etmekte başarısız olduk.

ilan etmek
declare

Use the video to declare your love! - Aşkını ilan etmek için video kullan!

In Belgium, Flemish people want to declare their independence someday. - Belçika'da Flaman halkı bir gün bağımsızlığını ilan etmek istiyor.

ilave etmek
add

Is there anything you'd like to add? - İlave etmek istediğin bir şey var mı?

Is there anything you want to add to what I just said? - Az önce söylediklerime ilave etmek istediğin bir şey var mı?

imha etmek
destroy
iptal etmek
cancel

We don't want to cancel. - İptal etmek istemiyoruz.

I'd like to cancel tomorrow's meeting. - Yarınki toplantıyı iptal etmek istiyorum.

istifa etmek
resign

He was forced to resign as prime minister. - Başbakan olarak istifa etmek zorunda kaldı.

Tom was forced to resign. - Tom istifa etmek için zorlandı.

ithal etmek
import

Different countries import many goods. - Farklı ülkeler, pek çok mal ithal etmektedirler.

Japan has to import most of its raw materials. - Japonya ham maddelerinin çoğunu ithal etmek zorunda.

izole etmek
insulate
kabul etmek
approve

Tom has to approve this. - Tom bunu kabul etmek zorunda.

kavga etmek
fight

Tom doesn't want to fight. - Tom kavga etmek istemiyor.

Tom doesn't like fighting. - Tom kavga etmekten hoşlanmaz.

kontrol etmek
check

How many bags do you want to check? - Kaç tane çanta kontrol etmek istiyorsun?

I just wanted to check my email. - Sadece e postamı kontrol etmek istedim.

koordine etmek
coordinate

Schedules are difficult to coordinate. - Programları koordine etmek zordur.

kurban etmek
sacrifice
mahkum etmek
condemn

It is better to risk saving a guilty man than to condemn an innocent one. - Masum birini mahkum etmektense suçlu bir adamı kurtarmayı göze almak daha iyidir.

mecbur etmek
compel
memnun etmek
please

He is hard to please. - Onu memnun etmek zordur.

Some doctors say something to please their patients. - Bazı doktorlar hastalarını memnun etmek için bir şeyler söylerler.

merak etmek
wonder

Tom can't help wondering why Mary changed her mind. - Tom, Mary'nin fikrini niçin değiştirdiğini merak etmekten kendini alamıyor.

To be surprised, to wonder, is to begin to understand. - Şaşırmak, merak etmek, anlamaya başlamaktır.

muhafaza etmek
conserve
nefret etmek
hate

I don't want to hate you. - Senden nefret etmek istemiyorum.

Nobody wants to hate my country. - Kimse benim ülkemden nefret etmek istemez.

niyet etmek
intend
rekabet etmek
compete

I had to compete with him for promotion. - Ben tanıtım için onunla rekabet etmek zorunda kaldım.

I never wanted to compete with you. - Seninle asla rekabet etmek istemedim.

rencide etmek
offend

I don't want to offend them. - Onları rencide etmek istemiyorum.

I no longer want to offend anyone. - Kimseyi rencide etmek istemiyorum artık.

rica etmek
request

Tom is the type of person who always demands that something be done rather than request that it be done. - Tom bir şeyin yapılmasını rica etmek yerine bir şeyin yapılmasını her zaman talep eden türden bir insan.

I would like to request a short recess. - Ben kısa bir ara rica etmek istiyorum.

tahmin etmek
guess

Tom's password was easy to guess. - Tom'un şifresini tahmin etmek kolaydı.

It really isn't hard to guess the answer. - Cevabı tahmin etmek gerçekten zor değil.

tahsis etmek
assign
takdir etmek
appreciate

To appreciate her beauty, you have only to look at her. - Onun güzelliğini takdir etmek için sadece ona bakmak zorundasın.

It is not so difficult to appreciate good music. - İyi müziği takdir etmek hiç de zor değildir.

taklit etmek
imitate

If something is fashionable, everyone wants to imitate it. - Eğer bir şey modaysa herkes onu taklit etmek ister.

I think it's very difficult for an Englishman to imitate a real American accent. - Sanırım bir İngiliz için gerçek bir Amerikan aksanını taklit etmek zordur.

talep etmek
request
tamir etmek
fix

The plumber used many tools to fix our sink. - Tesisatçı bizim lavaboyu tamir etmek için birçok alet kullandı.

Tom spent all day trying to fix the leak in the roof. - Tom bütün günü çatıdaki sızıntıyı tamir etmek için uğraşarak geçirdi.

tarif etmek
describe

Some feelings are difficult to describe. - Bazı duyguları tarif etmek zordur.

tavsiye etmek
recommend

I found out a very interesting site I'd like to recommend. - Tavsiye etmek istediğim çok ilginç bir site buldum.

tebrik etmek
congratulate

I telephoned my friend to congratulate him. - Onu tebrik etmek için arkadaşımı aradım.

We want to congratulate them on their good work. - Biz iyi işleri için onları tebrik etmek istiyoruz.

tecrit etmek
isolate
tedavi etmek
cure

At present it is medically impossible to cure this disease. - Şu anda bu hastalığı tedavi etmek tıbben mümkün değildir.

Doctors did everything they could to cure him. - Doktorlar onu tedavi etmek için ellerinden gelen her şeyi yaptı.

tehdit etmek
threaten

The labor unions had been threatening the government with a general strike. - İşçi sendikaları hükümeti genel grevle tehdit etmekteydi.

Tom threatened to leave Mary. - Tom Mary'yi tehdit etmekle terk etti.

temas etmek
contact

Please don't hesitate to contact me if you have any other questions. - Başka sorunlarınız olursa benimle temas etmekten çekinmeyin.

It's too late to contact Tom now. - Artık Tom'la temas etmek için çok geç.

temsil etmek
represent

His compositions represent the last echo of Renaissance music. - Onun besteleri rönesans müziğinin son yankısını temsil etmektedir.

The only reason for the existence of a novel is that it does attempt to represent life. - Bir romanın varlığının tek nedeni hayatı temsil etmek için girişimde bulunmasıdır.

tercih etmek
prefer
teselli etmek
console

When Luisa broke into tears, only her best friend approached to console her. - Luisa gözyaşlarına boğulduğunda, yalnızca onun en iyi arkadaşı onu teselli etmek için yaklaştı.

I had to console her on the telephone. - Ben onu telefonda teselli etmek zorunda kaldım.

teslim etmek
deliver

Amazon wants to use drones to deliver packages. - Amazon paketleri teslim etmek için dronlar kullanmak istiyor.

How long does it take to deliver a pizza? - Bir pizzayı teslim etmek ne kadar sürer?

teyit etmek
confirm

I'm calling to confirm your appointment. - Randevunu teyit etmek için arıyorum.

umut etmek
hope

I guess it was too much to hope for. - Sanırım bu umut etmek için çok fazlaydı.

yolculuk etmek
travel

Is it possible to travel at such a high speed? - Böyle yüksek bir hızda yolculuk etmek olanaklı mı?

Tom doesn't want to travel alone. - Tom yalnız başına yolculuk etmek istemiyor.

ziyaret etmek
visit

I'd like to visit your country someday. - Ben, bir gün ülkenizi ziyaret etmek istiyorum.

I want to visit the ruins of Machu Picchu. - Ben, Machu Picchu harabelerini ziyaret etmek isterim.

arzu etmek
desire
dans etmek
dance

Tom and Mary just wanted to dance with each other all evening. - Tom ve Mary akşam boyunca sadece birbirleri ile dans etmek istediler.

Isadora Duncan danced with such grace that she was invited to dance in Europe. - Isadora Duncan öyle zarafetle dans etti ki Avrupa'da dans etmek için davet edildi.

idam etmek
execute
teşvik etmek
encourage

One way to lower the number of errors in the Tatoeba Corpus would be to encourage people to only translate into their native languages. - Tatoeba Korpus'taki hataların sayısını azaltmanın bir yolu, insanları sadece kendi anadillerine çeviriler yapmaya teşvik etmek olabilir.

What do you think is the best way to encourage Tom to study more? - Tom'u daha çok çalışmaya teşvik etmek için en iyi yolun ne olduğunu düşünüyorsunuz?

şikayet etmek
complain

She does nothing but complain. - O, şikâyet etmekten başka bir şey yapmaz.

That customer came back to complain again. - O müşteri şikâyet etmek için tekrar geri geldi.

analiz etmek
analyze

We have to analyze that. - Onu analiz etmek zorundayız.

The students have to analyze an excerpt from the book. - Öğrenciler kitaptan bir alıntıyı analiz etmek zorundalar.

anons etmek
announce
ağız kavgası etmek
squabble
değiş tokuş etmek
exchange
endişe etmek
worry

I won't have to worry anymore. - Artık endişe etmek zorunda kalmayacağım.

Stop worrying about what happened to Tom. - Tom'a ne olduğu hakkında endişe etmekten vazgeç.

et
{i} flesh
feda etmek
sacrifice

Would it be ethical to sacrifice one person to save many? - Birçok kişiyi kurtarmak için bir kişiyi feda etmek etik olur muydu?

Do you wanna sacrifice something? - Bir şey feda etmek ister misin?

feragat etmek
renounce
garanti etmek
warrant
gevezelik etmek
babble
hareket etmek
act

I had to act quickly. - Çabuk hareket etmek zorunda kaldım.

If you really have grounds for acting the way you did, then please tell me. - Yaptığınız şekilde hareket etmek için gerçekten sebebiniz varsa, o halde lütfen bana söyleyin.

hayret etmek
be surprised
hücum etmek
attack
ibraz etmek
submit
israf etmek
waste

I hate to waste my time. - Zamanımı israf etmekten nefret ederim.

Tom said he didn't want to waste time arguing. - Tom tartışarak zaman israf etmek istemediğini söyledi.

istismar etmek
exploit
itaat etmek
obey

We have to obey orders. - Emirlere itaat etmek zorundayız.

I can't do anything but obey him. - Ona itaat etmekten başka bir şey yapamıyorum.

not etmek
note

I have to make a note of that. - Onu not etmek zorundayım.

nüfuz etmek
penetrate
sitem etmek
reproach
sürgün etmek
relegate
taciz etmek
harass

Tell your son to quit harassing my daughter. - Oğluna kızımı taciz etmekten vazgeçmesini söyle.

tahliye etmek
discharge

Your honor, I would like to discharge counsel. - Sayın yargıç, danışmanı tahliye etmek istiyorum.

takas etmek
exchange

I would like to exchange money. - Para takas etmek istiyorum.

tasfiye etmek
liquidate
teftiş etmek
inspect
telâfi etmek
atone
temin etmek
procure
tercüme etmek
translate

How much time does she need to translate this book? - Bu kitabı tercüme etmek için ne kadar süreye ihtiyacı var?

I like to translate your sentences. - Cümlelerinizi tercüme etmekten hoşlanıyorum.

teşebbüs etmek
attempt
teşekkür etmek
thank

I would like to thank you in advance for any help that you are able to give her. - Ona yapabileceğin herhangi bir yardım için şimdiden size teşekkür etmek istiyorum.

First of all, I would like to thank you for your hospitality. - Her şeyden önce, konukseverliğin için sana teşekkür etmek istiyorum.

teşkil etmek
constitute
yardım etmek
help

The boy cried Wolf, wolf! and the villagers came out to help him. - Kurt, kurt diye çocuk bağırdı! ve köylüler ona yardım etmek için dışarı çıktılar.

He will be only too glad to help you. - Sadece ,sana yardım etmekten çok hoşnut olacak.

yemin etmek
vow
yeniden inşa etmek
rebuild

The south had no money to rebuild. - Güneylilerin yeniden inşa etmek için hiç parası yoktu.

Our task is to rebuild the wall. - Bizim görevimiz duvarı yeniden inşa etmektir.

ümit etmek
expect
şok etmek
shock

Sami liked to shock people. - Sami insanları şok etmekten keyif alırdı.

tahmin etmek
estimate
ısrar etmek
insist
yardım etmek
assist

We're here to assist you. - Sana yardım etmek için buradayız.

Tom is here to assist us. - Tom bize yardım etmek için burada.

göç etmek
immigrate
muhafaza etmek
preserve
inşa etmek
build

We came here to build a new town. - Yeni bir kasaba inşa etmek için buraya geldik.

They formed a project to build a new school building. - Onlar yeni bir okul binası inşa etmek için bir proje oluşturdu.

işaret etmek
indicate
sürgün etmek
banish
yerinden etmek
displace
ümit etmek
hope

All we can do is hope. - Bütün yapabileceğimiz ümit etmektir.

All we can do now is hope that Tom does what he's promised to do. - Artık bütün yapabileceğimiz Tom'un yapmaya söz verdiği şeyi yapmasını ümit etmektir.

idare etmek
conduct
terk etmek
desert
ispat etmek
demonstrate
analiz etmek
analyse
davet etmek
invite

I'd like to invite you to the party. - Sizi partiye davet etmek istiyorum.

I want to invite you to a party. - Sizi bir partiye davet etmek istiyorum.

devam etmek
proceed

The scientist insisted on proceeding with the research. - Bilimci araştırmaya devam etmekte ısrar etti.

Are you ready to proceed? - Devam etmek için hazır mısın?

dikkat etmek
be careful

If you want to lose weight, you'll have to be careful about what you eat. - Eğer zayıflamak istiyorsan ne yediğine dikkat etmek zorundasın.

We have to be careful with expenses. - Giderlerimize dikkat etmek zorundayız.

elde etmek
obtain

It was easy to obtain. - Onu elde etmek kolaydı.

garanti etmek
assure
hareket etmek
move

You must move quickly. - Hızlı hareket etmek zorundasın.

In fact, to move at any speed the polar bear uses twice as much energy as do most other mammals. - Aslında, herhangi bir hızda hareket etmek için kutup ayısı, çoğu diğer memelilerden iki katı daha fazla enerji harcar.

iddia etmek
claim

Some claim that full-body scanners violate the Fourth Amendment. - Bazıları tam vücut tarayıcılarının dördüncü yasa değişikliğini ihlal ettiğini iddia etmektedir.

ifade etmek
express

Tom called on Mary to express his sympathy. - Tom sempatisini ifade etmek için Mary'yi aradı.

I can't think of the right words with which to express my thanks. - Ben teşekkürlerimi ifade etmek için doğru kelimeleri düşünemiyorum.

ikamet etmek
(Hukuk) reside
ilan etmek
(Hukuk) announce
itiraf etmek
confess

Tom has to confess his crime. - Tom suçunu itiraf etmek zorunda kaldı.

She was forced to confess. - O, itiraf etmek için zorlandı.

itiraz etmek
object to

I don't mean to object to your proposal. - Amacım önerine itiraz etmek değil.

kontrol etmek
control

It's sometimes difficult to control our feelings. - Duygularımızı kontrol etmek bazen zordur.

I would like to stress that it is more convenient to control tariffs as a bloc rather than country by country. - Tarifeleri blok olarak kontrol etmenin ülke ülke kontrol etmekten daha uygun olduğunu vurgulamak istiyorum.

mecbur etmek
obligate
rehberlik etmek
guide

I went with them so that I could guide them around Nagasaki. - Ben Nagasaki çevresinde onlara rehberlik etmek için onlarla birlikte gittim.

Gods came down on earth to guide humanity to its end. - Tanrılar sonuna kadar insanlığa rehberlik etmek için yeryüzüne indiler.

Английский Язык - Английский Язык

Определение etmek в Английский Язык Английский Язык словарь

ET
Eastern Time (synonyms: EST, Eastern Standard Time, EDT. Eastern Daylight Time)
ET
extraterrestrial
et
and
et
Simple past tense and past participle of eat

Something I et?.

et
latin. and so forth
Et
{i} basic chemical element
et
Employment Tribunal
et
Estimated Time (3)
et
The two-character ISO 3166 country code for ETHIOPIA
et
a past tense of eat OF - coming from YO - used to call attention
et
endotrachial tube
et
EvapoTranspiration - This is a measure of the amount of moisture lost from the ground during the day The moisture is lost in two ways, by direct Evaporation from the ground, and byTranspiration from leaves
et
Error Throwing
et
[Latin] and
et
and - both
et
Enemy Tank -
et
And, in Latin and French
et
Exchange Termination is the ISDN Exchange where Layer 2 ( for example, LAPD ) information will be terminated
et
Fuse link designed for use on a 38kV distribution system The ET fuse link exhibits the same time current characteristics as the T link
et
environmental test
et
variant of ate or eaten
et
an extraterrestrial being; alien
et
Exchange termination (ISDN, SS#7)
et
Equivalent Training
et
A noun suffix with a diminutive force; as in baronet, pocket, facet, floweret, latchet
et
Ethiopia (in Internet addresses). Conservatoire des Arts et Métiers La Vérendrye Pierre Gaultier de Varennes et de peine forte et dure Montesquieu Charles Louis de Secondat baron de La Brède et de
et
Event table; describes all events appearing in a business model
et
embedded training
et
and, both
et
Student transferred from another grade within the same school
et
CPS's fuse link designed for use on a 38kV distribution system The ET fuse link exhibits the same time current characteristics as the T link
et
Educational Technology
et
Endotracheal Tube
et
(Japan) Eagle Technologies
Турецкий язык - Турецкий язык
Kötülükte bulunmak: "Ah, iki bardak süt sen bana neler ettin?"- S. F. Abasıyanık
Bir işi yapmak
Eşit değer kazanmak
Bulmak, erişmek: "Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi."- R. H. Karay
Herhangi bir değerde olmak: "Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu."- Ö. Seyfettin
Bulmak, erişmek
Bir işi yapmak: "Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu."- H. Taner
Davranmak
Bir durumu ortaya çıkarmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak
Kötülükte bulunmak
Birini bir şeyden yoksun bırakmak
Vermek
Bir durumu ortaya çıkarmak
Herhangi bir değerde olmak
Küçük veya büyük abdestini yapmak
göstermek
etüt etmek
İncelemek, araştırmak
akuple etmek
Birleştirmek, entegre etmek
amorti etmek
Bir ürün üretim maliyeti ile belirli bir sure sonra yapmış olduğu kazanımları kendisini sıfırlamak
tahdis etmek
(Nükleer Mühendislik) Hadis rivayet etmek
vefat etmek
Ölmek
dekore etmek
süsleme amacıyla düzen vermek
idare etmek
Yönetmek, çekip çevirmek
idare etmek
Tutumlu kullanmak
nüfuz etmek
Bir şeyin içine işlemek, geçmek
idare etmek
Yetmek, yetişmek
Et
(Osmanlı Dönemi) ARİN
Et
(Osmanlı Dönemi) KÜŞTAR
Et
(Osmanlı Dönemi) BADİ'
Et
lahm
Et
(Osmanlı Dönemi) KIŞM
Et
(Osmanlı Dönemi) KİDNE
et
(Osmanlı Dönemi) lâhm
et
Kasaplık hayvanlardan sağlanan kaslardan oluşmuş besin maddesi: "Bu, kurumuş pastırma renginde bir et parçası idi."- H. Taner
et
Meyvelerde çekirdekle deri arasındaki bölüm
et
Kasaplık hayvanlardan sağlanan kaslardan oluşmuş besin maddesi
et
İnsanlarda, hayvanlarda deri ile kemik arasındaki kas ve yağdan oluşan tabaka
et
Ten
etme
Etmek işi
Английский Язык - Турецкий язык

Определение etmek в Английский Язык Турецкий язык словарь

ampute etmek
(Geometri) (Tıp) Bir uzvu kesip almak
et
cik
et
(Anatomi) ve
etmek
Избранное