düzlük

listen to the pronunciation of düzlük
Турецкий язык - Английский Язык
flatness
level
esplanade
flat
plainness, simplicity
smoothness, flatness, levelness; straightness; flat place, plain, level
floor
evenness
platform
fen
straight
smoothness, flatness, levelness
evenness, uniformity
plainness
flat place, level place, plain
plain

The river meanders across the plain. - Nehir düzlükte menderesler çiziyor.

(Coğrafya) plane
smooth
(Sinema) live stage
prairie
(Nükleer Bilimler) plateau
düz
smooth

If all goes smoothly, I can make two or three pieces a day. - Her şey düzgünce giderse günde iki ya da üç parça yapabilirim.

I think that will go smoothly. - Bunun düzgünce gideceğini düşünüyorum.

düz
plain

She wore a plain blue dress. - O, düz mavi bir elbise giydi.

I'm just a plain office worker. - Ben sadece düz bir ofis çalışanıyım.

düz
straight

Lidia has blonde straight hair. - Lidia'nın sarı düz saçları var.

Go straight up the street for about 100 meters, and you will get to the junction of three roads. - Caddede yaklaşık 100 metre kadar düz gidin, ve üç yollu kavşağa varırsınız.

düz
flat

She got a flat tire on her way home. - O eve giderken düz bir lastik aldı.

The earth is round, not flat. - Dünya yuvarlaktır, düz değil.

düz
{s} even

It is rather sad to see people who can't even use their mother tongue correctly. - Kendi anadilini bile doğru düzgün kullanamayan insanları görmek çok üzücü.

Her birthday party will be held tomorrow evening. - Onun doğum günü partisi yarın akşam düzenlenilecek.

düz
marble
düz
erect
düz
in plane
düz
(Tıp) planum
düz
glacé
düz
limit
düz
(Dilbilim) unrounded
düz
nonstriated
düz
clear-cut
düz
offset
düz
upright
düz
(Bilgisayar) solid
düz
(Tekstil) glace
düz
(Bilgisayar) regular

This year too there are many regular concerts for amateur musicians being held. - Bu yıl da, amatör müzisyenler için düzenlenen çok sayıda düzenli konserler var.

Sixty percent of Japanese adult males drink alcoholic beverages on a regular basis. - Yetişkin Japon erkeklerinin yüzde altmışı düzenli olarak alkollü içecekler içerler.

düz
(Otomotiv) flat base
düz
level

I'm going to raise my English level. - İngilizce düzeyimi yükselteceğim.

Her acting is on the level of a professional. - Onun oyunculuğu profesyonel düzeydedir.

düz
horizontal
düz
direct
düz
glabrous
düz
right

Rightists often dislike regulatory legislation. - Sağcılar çoğunlukla düzenleyici mevzuatı sevmezler.

Go along this street and turn right at the bank. - Bu sokaktan düz git ve bankadan sağa dön.

düz
flattened
düz
flat of
düz
the plain
düz
straight on

Go straight on, and you will find the store. - Düz gidin ve mağazayı bulacaksınız.

düz
straight through
düz
levigate
aydaki karanlık düzlük
mare
düz
plat

He set the table with cups, saucers, plates and chargers. - O, masayı fincanlarla, çay bardağı tabaklarıyla, tabaklarla ve büyük düz tabaklarla donattı.

Where are the plates arranged? - Plakalar nerede düzenlenmiş?

düz
running
düz
forehand
düz
{s} flush

The toilet doesn't flush properly. - Tuvaletin sifonu düzgün çalışmıyor.

düz
lank
düz
flatways
düz
flatwise
düz
a grape raki
düz
slick
düz
unflavoured Turkish rakı duziko
düz
plane

The sum of the angles of a triangle on a spherical plane is more than 180 degrees. - Küresel bir düzlemde bir üçgenin açılarının toplamı 180'den dereceden daha fazladır.

She lives on another plane of existence. - O, başka bir varlık düzleminde yaşıyor.

düz
platy
düz
form

Form a straight line! - Düz bir sıra oluşturun.

düz
rectus
düzlükler
plains
enine düzlük
transverse plane
geniş yeşillik düzlük
(kuzey amerika) prairie
kayar düzlük
planing bottom
optik düzlük
optical flat
son düzlük
(yarış) homestretch
yüksek düzlük
terrace
ön düzlük
front porch
Турецкий язык - Турецкий язык
düzlük
Избранное