Hand it over. That's all you've got?
- Ver onu. Sahip olduğunun hepsi bu kadar mı?
Can a two-year-old boy run that fast?
- İki yaşındaki bir çocuk bu kadar hızlı koşabilir mi?
She'd never been this frightened before.
- O, daha önce hiç bu kadar korkmamıştı.
Never be this late again.
- Asla tekrar bu kadar geç kalma.
That's it. I'm not lending you any more money.
- Bu kadar. Sana daha fazla ödünç para vermiyorum.
That's it. I've done everything I can.
- Bu kadar. Yapabileceğim her şeyi yaptım.
I wish we didn't have so many problems.
- Keşke bu kadar çok sorunumuz olmasa.
Why do you always ask so many questions?
- Neden her zaman bu kadar çok soru soruyorsun?
You don't have to give yourself such airs.
- Bu kadar çalım satmak zorunda değilsin.
Stop being such dolts.
- Bu kadar aptal olmayı bırak.
I'm not going to eat that much.
- Bu kadar fazla yemeyeceğim.
I'm not sure I can be all that much help.
- Bu kadar çok yardım edebileceğimden emin değilim.
I never knew swimming could be this much fun.
- Yüzmenin bu kadar çok eğlenceli olabileceğini bilmiyordum.
This is the first time I've ever sneezed this much.
- Şimdiye kadar ilk kez bu kadar hapşırdım.
I wish you wouldn't smoke so much.
- Keşke bu kadar çok sigara içmesen.
Don't make so much noise.
- Bu kadar gürültü yapmayın.