bekletilmek

listen to the pronunciation of bekletilmek
Турецкий язык - Английский Язык
Be stood up
(deyim) cool one's heels
(deyim) be in abeyance
kick one's heels
bekle
expect

Did that hotel meet your expectations? - Otel beklentilerini karşıladı mı?

You can't expect me to always think of everything! - Her zaman her şeyi düşünmemi bekleyemezsin.

bekle
hold on

If you hold on a moment, I will get Jane on the phone. - Eğer biraz beklerseniz, Jane'i telefona alacağım.

Hold on a moment, please. - Biraz bekleyin, lütfen.

bekle
hang on

Hang on a minute. There's quite a few black chess pieces over there. - Biraz bekleyin. Orada fazlasıyla siyah satranç taşı var.

Now, hang on a second. - Şimdi, bir saniye bekle.

bekle
{f} expected

The garden was larger than I had expected. - Bahçe beklediğimden daha büyüktü.

It is expected that the tsunami surge will be ten meters or less. - Tsunami dalgalarının on metre ya da daha az olacağı beklenmektedir.

bekle
held on
bekle
wait

Please wait half an hour. - Lütfen yarım saat bekle.

You shouldn't wait here. - Burada beklememen gerekir.

bekle
(Konuşma Dili) not so fast
bekle
(Bilgisayar) waitfor
bekle
(Bilgisayar) pause

Tom hit the pause button. - Tom bekletme butonuna bastı.

Tom put the key in the lock and paused a moment before he turned it. - Tom anahtarı kilide taktı ve onu çevirmeden önce bir süre bekledi.

bekle
hold your horses
bekle
look forward

If we are to judge the future of ocean study by its past, we can surely look forward to many exciting discoveries. - Okyanus araştırmasının geleceğini onun geçmişiyle tahmin edeceksek birçok heyecan verici keşifleri elbette dört gözle bekleriz.

May we look forward to receiving your order? - Siparişinizi almayı dört gözle bekleyebilir miyiz?

bekle
{f} awaited

Maria awaited him, but he did not come. - Maria onu bekledi ama o gelmedi.

bekle
{f} biding
bekle
{f} bided
bekle
bode
bekle
wait for

I'll wait for him for an hour. - Onu bir saat bekleyeceğim.

Please wait for thirty minutes. - Lütfen yarım saat bekle.

bekle
watch for
bekle
watch to
bekle
bide

We just need to bide our time. - Sadece uygun zamanı beklemeliyiz.

We need to bide our time. - Zamanımızı beklemeliyiz.

bekle
await

Go over there, and await further instructions. - Oraya git ve daha fazla talimat bekle.

Awaiting your quick response . . . - Hızlı yanıtın bekleniyor.

bekle
{f} waiting

He kept me waiting for more than an hour. - O beni bir saatten daha fazla bekletti.

Five patients were in the waiting room. - Bekleme salonunda beş hasta vardı.

bekle
hold#on
bekle
look#forward
Турецкий язык - Турецкий язык
Bekletme işine konu olmak veya bekletme işi yapılmak
Bekletme işine konu olmak veya bekletme işi yapılmak: "İlkokul çocuklarını toparlamaya gelen minübüsün şoförü bekletilmekten hoşlanmaz."- H. Taner
bekletilme
Bekletilmek işi veya durumu
bekletilmek
Избранное