bütünlük

listen to the pronunciation of bütünlük
Турецкий язык - Английский Язык
integrity

It's a question of integrity. - Bu bir bütünlük sorunu.

completeness
entirety
entirety, integrity, totality
gross
wholeness, entireness, completeness, integrity
totality
plenitude
collectivity

Religion is very personal. Practically everyone has really his own religion. Collectivity in religion is an artifice. - Din çok bireyseldir. Neredeyse herkesin gerçekten kendi dini vardır. Dindeki bütünlük bir kurnazlıktır.

wholeness
unity
unit
entirely
fullness
aggregate
thoroughness
entireness
integrality
bütün
entire

This is my favorite track on the entire disc. - Bu, bütün diskteki favori parçam.

Examine the question in its entirety. - Soruyu bütünü ile inceleyin.

bütün
all

If it rains tomorrow, I will stay at home all day. - Eğer yarın yağmur yağarsa, bütün gün evde kalacağım.

All the flowers in the garden are yellow. - Bahçedeki bütün çiçekler sarı.

bütün
{s} whole

Will he eat the whole cake? - Bütün pastayı yiyecek mi?

Tom spent the whole day reading in bed. - Tom bütün gününü yatakta okuyarak geçirdi.

bütün
{s} complete

Having worked on the farm all day long, he was completely tired out. - Bütün gün boyunca çiftlikte çalıştığı için, o tamamen yorgundu.

Prime numbers are like life; they are completely logical, but impossible to find the rules for, even if you spend all your time thinking about it. - Asal sayılar hayata benzerler, onlar tamamıyla mantıklıdır ama bütün zamanınızı bu konuyu düşünerek harcasanız dahi belirli bir kural bulmak imkansızdır.

bütün
utter
bütün
{i} gross

You saved all your baby teeth in this matchbox? That's gross! - Bütün çocukluk dişlerini bu kibrit kutusunda mı biriktirdin? Bu iğrenç!

You saved all your baby teeth in this matchbox? That's gross! - Bütün bebek dişlerini bu kibrit kutusunda biriktirdin mi? Bu iğrenç!

bütün
the total
bütün
pan

The whole city is in panic. - Bütün şehir panik içinde.

bütün
intact
bütün
every

Every Saturday we clean the whole house. - Her cumartesi bütün evi temizleriz.

I have read every book in the library. - Kütüphanede bütün kitapları okudum.

bütün
integrate
bütün
integral
bütün
out-and-out
bütün
sum total
bütün
entirely

Sami is still not entirely satisfied. - Sami hâlâ bütünüyle tatmin olmuş değil.

You're not entirely wrong. - Sen bütünüyle hatalı değilsin.

bütün
monolith
bütün
all-out
bütün
grand

Grandma walked to the market to buy food for the whole family. - Büyükanne bütün aileye yiyecek almak için markete gitti.

By the time I was born, all my grandparents had died. - Ben doğmadan önce bütün büyük ebeveynlerim ölmüştü.

bütün
full

All the hotels in town are full. - Şehirdeki bütün oteller dolu.

She got full marks by memorizing the whole lesson. - O, bütün dersi ezberleyerek tam not aldı.

bütün
thorough
bütün
continuum
bütün
overall
bütün
all the
bütün
entirety

Examine the question in its entirety. - Soruyu bütünü ile inceleyin.

We need to view this in its entirety. - Bütünüyle bunu incelememiz gerekiyor.

bütün
omni-
bütün
aggregate
bütün
total

A totally ordered set is often called a chain. - Bütünüyle sipariş edilmiş bir takıma çoğunlukla bir zincir denilir.

I said hello to Debby but she totally ignored me. - Debby'ye merhaba dedim fakat o beni bütünüyle görmezlikten geldi.

bütün
holo-
bölünmez bütünlük
(Hukuk) indivisible integrity
bütün
outright
bütün
teetotal
bütün
all out
bütün
{s} clear
bütün
{i} ensemble
bütün
{i} complement
bütün
monolithic
bütün
{s} unbroken
bütün
integer
bütün
holo
bütün
aipha
bütün
{s} undivided
bütün
totality
bütün
whole, entire, total, complete
bütün
omni
bütün
one and only
bütün
out and out
bütün
all over the

There was peace all over the world. - Bütün dünyada barış vardı.

English has spread all over the country. - İngilizce bütün ülkede yayıldı.

bütün
(before plural form) all
bütün
solid
bütün
round

It is very cold here all the year round. - Bütün yıl boyunca burada hava çok soğuk.

It's warm here all the year round. - Burada bütün yıl boyunca hava sıcak.

bütün
(a) whole, (a) totality
bütün
large (bill, money)
bütün
total, sum
bütün
{s} sheer
bütün
the whole

I spent the whole afternoon chatting with friends. - Bütün öğleden sonrayı arkadaşlarla sohbet ederek geçirdim.

Karam is the best student in the whole school. - Karam, bütün okuldaki en iyi öğrencidir.

bütün
allout
bütün
unbroken, undivided
bütün
whole, entire, total; all
fiziksel bütünlük
physical integrity
milli bütünlük
(Politika, Siyaset) national integrity
ulusal bütünlük
national integrity
Турецкий язык - Турецкий язык
Bütün olma durumu
Bütün olma durumu: "Ulusal birlik adına dış politikadaki bütünlük tam olmalıydı."- Ç. Altan
tamamiyet
Bütün
pan
bütün
Eksiksiz, tam; parçalanmamış
bütün
Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi, bütünü
bütün
Birlik, tamlık: "Şiirde bir bütünün lüzumuna inananlar bile mısralar arasında birtakım aralıklar kabul eder."- O. V. Kanık
bütün
Birlik, tamlık
bütün
Parçalanmamış
bütün
Eksiksiz, tam: "Güller bütün güller bu sabah / Bir ağızdan şarkı söyler gibi açıyor her bahçede."- N. Cumalı. Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi: "Bütün civar köylerde onu sevmeyen yoktu."- Y. K. Karaosmanoğlu
bütün
Ufaklık, bozukluk olmayan (para)
bütünlük
Избранное