şaşırt

listen to the pronunciation of şaşırt
Турецкий язык - Английский Язык
bewilder
{f} bewildered
{f} amazed

A young Kyrgyz woman, creating a miracle with her own hands in Moscow, amazed the Dagestanis. - Moskova’da kendi elleriyle bir mucize yaratan genç bir Kırgız kadın, Dağıstanlıları şaşırttı.

It amazed us that she had been to Brazil alone. - Brezilya'ya tek başına gitmesi bizi şaşırttı.

{f} stumping
amaze

The circus amazed and delighted the children. - Sirkler çocukları şaşırttı ve sevindirdi.

I was amazed at his abrupt resignation. - Onun ani istifası beni şaşırttı.

{f} surprise

The news surprised him as much as it did me. - Haber onu, beni şaşırttığı kadar, çok şaşırttı.

Her silence surprised me. - Onun sessizliği beni şaşırttı.

flabbergast
{f} nonplusing
{f} bewildering
take aback
perplexed
{f} flabbergasted
astonish

Your ignorance is astonishing. - Cehaletiniz şaşırtıcı.

The fearful noise astonished anyone coming for the first time. - Korkunç gürültü ilk defa gelen birini şaşırttı.

{f} astonishing

She was astonishingly beautiful. - O, şaşırtıcı şekilde güzeldi.

The astonishing blow finished the match. - Şaşırtıcı darbe maçı bitirdi.

{f} amazing

The artistic beauty of the garden is truly amazing. - Bahçenin sanatsal güzelliği gerçekten şaşırtıcı.

It's amazing how much trouble Tom is able to get into. - Tom'un başını bu kadar çok belaya sokması şaşırtıcı.

dumbfound
confuse

His words confused me. - Onun sözleri beni şaşırttı.

You're trying to confuse me. - Beni şaşırtmaya uğraşıyorsun.

taken aback
{f} puzzling

I can see how that would be puzzling. - Bunun ne kadar şaşırtıcı olacağını görebiliyorum.

This is quite puzzling. - Bu oldukça şaşırtıcı.

mesmerize
{f} surprised

What surprised me most about that accident is how fast the lawyers arrived on the scene. - Kaza hakkında beni en çok şaşırtan şey avukatların olay yerine ne kadar çabuk varmalarıydı.

My decision to study abroad surprised my parents. - Yurtdışında okuma kararım ebeveynlerimi şaşırttı.

make flustered
nonplus
{f} astounded
bedevil
{f} dumbfounded
dumfound
{f} confounded
{f} dumfounding
{f} mystified
{f} confounding
{f} baffle

His memory baffles me. - Onun belleği beni şaşırtıyor.

That just baffles me. - O sadece beni şaşırtıyor.

mystify
{f} surprising

Surprisingly enough, he turned out to be a thief. - Şaşırtıcı şekilde, onun bir hırsız olduğu ortaya çıktı.

It is surprising that your wife should object. - Karının itiraz etmesi şaşırtıcı.

took aback
obfuscate
{f} astonished

The fearful noise astonished anyone coming for the first time. - Korkunç gürültü ilk defa gelen birini şaşırttı.

{f} dumbfounding
{f} puzzle

His question puzzles me. - Onun sorusu beni şaşırtıyor.

How he escaped still puzzles us. - Onun nasıl kaçtığı hâlâ bizi şaşırtıyor.

make confused
{f} puzzled

His behavior puzzled me. - Onun davranışı beni şaşırttı.

What puzzled us was that he said he would not attend the meeting. - Bizi şaşırtan şey onun toplantıya katılmayacağını söylemesiydi.

{f} baffling
{f} mystifying
baffled
takeaback
takenaback
take#aback
disconcert
perplex

Sami asked Layla a perplexing question. - Sami, Leyla'ya şaşırtıcı bir soru sordu.

tookaback
şaşır
befuddle
şaşır
surprize at
şaşır
surprize by
şaşır
be amazed at
şaşır
befuddled
şaşırt
Избранное