I cannot afford a camera above 300 dollars.
- Ben, 300 doların üzerindeki bir kamerayı maddi olarak karşılayamam.
The boss strolled around the balcony above the office, observing the workers.
- Patron, yazıhanenin üzerindeki balkonda işçileri gözleyerek gezindi.
What would happen if two powerful nations with different languages - such as United States and China - would agree upon the experimental teaching of Esperanto in elementary schools?
- Amerika Birleşik Devletleri ve Çin gibi farklı dilleri olan iki güçlü devlet ilköğretim okullarında Esperanto deneysel öğretimi üzerinde anlaşmaya varsalardı ne olurdu?
The blare of the radio burst upon our ears.
- Radyonun sesi kulaklarımızın üzerinde patladı.
I found this on the way to the supermarket.
- Ben bunu süpermarket yolu üzerinde buldum.
In the Tokyo stock market, stocks of about 450 companies are traded over the counter.
- Tokyo borsasında, yaklaşık 450 şirketin hisse senetleri sayaç üzerinde işlem gördü.
The boy skipped over the fence.
- Çocuk, çitin üzerinden atladı.
There is a book on the table.
- Masanın üzerinde bir kitap var.
There's a cat on the table.
- Masanın üzerinde bir kedi var.
Lindbergh was the first man to fly across the Atlantic.
- Lindbergh, Atlantik üzerinden uçan ilk insandı.
He reached across the table and shook my hand.
- Masanın üzerinden uzandı ve elimi sıktı.
Within a few minutes Tom had eaten up all the food on the table.
- Tom masanın üzerindeki yemeği birkaç dakika içinde yemiş.
She fell asleep with her sweater on.
- Kazağı üzerinde uyuyakaldı.
After an uphill struggle against great odds they finally got the company on its feet again.
- Büyük anlaşmazlıklara karşı zorlu bir mücadeleden sonra, onlar nihayet şirketi tekrar kendi ayakları üzerinde durdurdular.
I worked on it day after day.
- Her gün onun üzerinde çalıştım.
We have to think over the plan.
- Plan üzerinde düşünmek zorundayız.
Tom advised Mary to take some time to think over her options.
- Tom Mary'ye seçenekleri üzerinde düşünmek için biraz zaman almayı tavsiye etti.
I'm going to speak to you with utmost candor so I want you to take everything I'm about to say at face value.
- Seninle son derece açık yüreklilikle konuşacağım bu yüzden söyleyeceğim her şeyi üzerinde yazılı değerden almanı istiyorum.
Don't dwell on your past mistakes!
- Geçmiş hatalarının üzerinde durma!
Don't dwell on your past failures.
- Geçmiş hatalarının üzerinde durma.
Masanın üstündeki CD benim.
- Masanın üzerindeki CD benim.
Ekmek masanın üstünde.
- Ekmek masanın üzerinde.