önemli

listen to the pronunciation of önemli
Турецкий язык - Английский Язык
important

Recycling paper is very important. - Kâğıdı geri dönüştürmek çok önemlidir.

Terrorism is the most important factor for the division of a country and the creation of autonomous regions. - Terörizm, bir ülkenin bölünmesi ve ayrılıkçı bölgelerin oluşumu için en önemli faktördür.

significant

Do you think that's significant? - Onun önemli olduğunu düşünüyor musun?

I thought it might be significant. - Onun önemli olabileceğini düşündüm.

{s} substantial

Mercury is very close to the Sun and has no substantial atmosphere. - Merkür, Güneş'e çok yakındır ve önemli bir atmosferi yoktur.

Tom has a very substantial retirement fund. - Tom'un çok önemli bir emeklilik fonu vardır.

crucial

The timing will be crucial. - Zamanlama çok önemli olacak.

Tom made a crucial mistake. - Tom çok önemli bir hata yaptı.

major

She spends a major part of her income on food. - O, gelirinin önemli bir bölümünü gıdaya harcıyor.

Tobacco was one of their major crops. - Tütün önemli ürünlerden biridir.

essential

Hard work is an essential element of success. - Sıkı çalışma başarının önemli bir faktörüdür.

The dissemination of scientific knowledge is essential. - Bilimsel bilginin dağıtımı önemlidir.

worthy
notable

Statues of Buddha are notable works of Japanese art. - Buda heykelleri Japon sanatının önemli eserleridirler.

cautious
weightily
big-time
hotshot
speak

Tom thinks it important for Mary to learn how to speak French. - Tom Mary'nin Fransızca konuşmayı öğrenmesinin önemli olduğunu düşünüyor.

Many parents think it's important for their children to learn how to speak French. - Birçok ebeveynler çocuklarının Fransızca konuşmayı öğrenmelerinin önemli olduğunu düşünüyorlar.

noteworthy
that's important

I don't know why that's important. - Onun neden önemli olduğunu bilmiyorum.

That's the only thing that's important. - Önemli olan tek şey bu.

circumspect
speak of
especial

Freedom of speech is especially important to broadcasters. - Konuşma özgürlüğü özellikle yayımcılar için önemlidir.

Coal is especially important. - Kömür özellikle önemlidir.

solemn
substantive
prime

The coral reef is the region's prime attraction. - Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.

(Bilgisayar) critical
significantly

Which countries have developed significantly during the past ten years? - Son on yıl boyunca hangi ülkeler önemli ölçüde gelişti?

While most of us are significantly better off financially than our parents and grandparents, happiness levels haven't changed to reflect that. - Çoğumuz ebeveynlerimiz ve büyük ebeveynlerimizden önemli ölçüde daha varlıklı olmamıza karşın, onu yansıtan mutluluk seviyeleri değişmemiştir.

top-line
chief

What were yesterday's chief events? - Dünün önemli olayları neydi?

What were the chief events of last year? - Geçen yılın önemli olayları nelerdi?

burning
emphatical
big time
of importance

Among these views, the second one is of importance. - Bu görüşler arasında ikincisi önemlidir.

Today's paper contains nothing of importance. - Bugünkü gazete önemli bir şey içermiyor.

gut
big

Yeah, it's no big deal. - Evet, bu hiç önemli değil.

It's a very big deal. - Bu çok önemli bir konu.

capital

Madrid is the capital of Spain and its most important city. - Madrid İspanyanın başkenti ve onun en önemli şehri.

great

This is a matter of great importance. - Bu, çok önemli bir konu.

This matter is of great importance. - Bu sorun çok önemlidir.

emphatic
eventful
heavy
fateful
important, great, big, considerable, burning mühim
grand

While most of us are significantly better off financially than our parents and grandparents, happiness levels haven't changed to reflect that. - Çoğumuz ebeveynlerimiz ve büyük ebeveynlerimizden önemli ölçüde daha varlıklı olmamıza karşın, onu yansıtan mutluluk seviyeleri değişmemiştir.

considerable

I think I've showed considerable constraint under the circumstances. - Ben bu koşullar altında önemli bir baskı gösterdiğimi düşünüyorum.

You seem to have made considerable progress since I saw you last. - Seni son gördüğümden beri önemli ilerleme yapmış görünüyorsun.

healthy

I learned how important it is to eat a healthy lunch. - Sağlıklı bir öğle yemeği yemenin ne kadar önemli olduğunu öğrendim.

The main thing is that we're healthy. - Önemli olan sağlıklı olmamız.

historic

Many important historical events took place 7000 years B.C. - Birçok önemli tarihsel olaylar M.Ö 7000 yıllarında gerçekleşti.

That film was an extremely inaccurate portrayal of key historical events. - O film önemli tarihsel olayların son derece yanlış bir tasviriydi.

weighty
high

At that high school, sports is more important than academics. - O lisede, spor, derslerden daha önemlidir.

This was the highlight of my day. - Bu, günümün önemli olayıydı.

of weight
grave

The international situation is becoming grave. - Uluslararası durum önemli hâle geliyor.

It's very important for Tom to visit his father's grave. - Babasının mezarını ziyaret etmek Tom için çok önemlidir.

consequential
momentous

The falling of the Berlin Wall was truly a momentous occasion. - Berlin duvarının düşüşü gerçekten önemli bir fırsattı.

cardinal
{s} urgent
be important
{s} historical

Many important historical events took place 7000 years B.C. - Birçok önemli tarihsel olaylar M.Ö 7000 yıllarında gerçekleşti.

That film was an extremely inaccurate portrayal of key historical events. - O film önemli tarihsel olayların son derece yanlış bir tasviriydi.

gem
prominent

The Indian National Congress and the Bharatiya Janata Party are the most prominent political parties in India. - Hindistan Ulusal Kongresi ve Bharatiya Janata Partisi Hindistan'da en önemli siyasi partilerdir.

He occupies a prominent position in the firm. - O, firmada önemli bir konumu işgal eder.

integral
priority
salient
majeur
serious

We have a serious problem. - Önemli bir problemimiz var.

noticeable
of note
epistle
safe

The only thing that really matters is that you're safe now. - Gerçekten önemli olan tek şey artık güvende olman.

Safety is what matters most. - Güvenlik en önemli şeydir.

fundamental
{s} material

Material conditions are extremely important. - Malzeme koşulları son derece önemlidir.

Japan imports various raw materials from abroad. - Japonya yurtdışından birçok önemli ham madde ithal eder.

leadıng
{s} respectable
emphaticical
{s} smart

It doesn't matter how smart you are. If you don't work hard, you'll never succeed. - Ne kadar akıllı olduğun önemli değil. Eğer çok çalışmazsan asla başarılı olmayacaksın.

It doesn't matter how smart you are. - Ne kadar akıllı olduğun önemli değil.

star

No matter how much I prod her, she refuses to start working on the assignment. - Onu ne kadar çok teşvik ettiğim önemli değil, O, görev üzerinde çalışmaya başlamayı reddediyor.

Before we get started, I'd just like to say a few words about how important this job is. - Biz başlamadan önce bu işin ne kadar önemli olduğu hakkında birkaç söz söylemek istiyorum.

önem
importance

He put emphasis on the importance of the exercise. - O, egzersizin önemi üzerine vurgu yaptı.

You must bring home to him the importance of the matter. - Meselenin önemini ona iyice anlatmalısın.

çok önemli
(Hukuk) crucial

Sunday's match will be crucial. - Pazar günkü maç çok önemli olacak.

It's crucial for my girlfriend to be a hugger. - Kız arkadaşımın kucaklamayı seven biri olması çok önemli.

önem
(Hukuk) significance

The familiar place had a new significance for her. - Tanıdık bir yer onun için yeni bir öneme sahipti.

It doesn't have any significance. - Bunun herhangi bir önemi yok.

çok önemli
vital

She's vital to the mission. - O görev için çok önemlidir.

It's absolutely vital that we get to Tom Jackson's office by 2:30. - 2.30'a kadar Tom Jackson'ın ofisine gitmemiz kesinlikle çok önemlidir.

önemli değil
not at all
önemli değil
don't mention it
önemli değil
it doesn't matter

It doesn't matter which team wins the game. - Oyunu hangi takımın kazanacağı önemli değil.

It doesn't matter when you come. - Ne zaman geldiğin önemli değil.

önemli adam
mogul
önemli değil
you are welcome
önemli olay
highlight

This was the highlight of my day. - Bu, günümün önemli olayıydı.

önemli olmak
matter
önemli değil
doesn't matter

It doesn't matter whether you come or not. - Gelip gelmemen önemli değil.

It doesn't matter whether your answer is right or wrong. - Cevabınızın yanlış ya da doğru olması önemli değil.

önemli değil
think nothing of
önemli değil
not important

That's not important right now. - O, şu anda önemli değil.

That's not important, is it? - Bu önemli değil, değil mi?

önemli etki
(Ticaret) significant influence
önemli gün
d-day
önemli gün
occasion
önemli haber
newsflash
önemli kimse
heavyweight
önemli kimse
vip
önemli kimse
big gun
önemli kimse
a big gun
önemli kimse
(deyim) big wheel
önemli kimse
big-timer
önemli kimse
(deyim) big deal
önemli kimse
(deyim) big cheese
önemli kişi
personality
önemli konu
weighty matter
önemli konu
meat
önemli nokta
(Havacılık) significant point
önemli olay
(Ticaret) milestone
önemli olma
noteworthiness
önemli olmak
count
önemli olmak
be important
önemli risk
significant risk
önemli rol
important role
önemli sorun
important problem
önemli uyarı
(Bilgisayar) critical alarm
önemli ve güçlü kişiler
(deyim) big guns
önemli yer
key position
önemli özellik
virtue
önemli üye
pillar
önemli bir şey
something

I want to tell you something important. - Sana önemli bir şey söylemek istiyorum.

Each time I see Mary, I learn something new and important from her. - Mary'yi gördüğüm her seferde, ondan yeni ve önemli bir şey öğreniyorum.

önemli değil
not at all, think nothing of it rica ederim
önemli değil
it does not matter

It does not matter to me whether you come or not. - Gelip gelmemen benim için önemli değil.

It does not matter that he did not know about it. - onun hakkında bilmediği önemli değildir.

önemli olmayan
nonfatal
önemli aktör
key actor
önemli an
juncture
önemli arazi
(Askeri) critical terrain
önemli askeri tatbikat brifingi
(Askeri) significant military exercise brief
önemli bir parçası
part and parcel
önemli bir şey değil
Nothing serious
önemli biri
person of note
önemli delil
the weight of evidence
önemli derecede uyumlaştırma
(Hukuk) substantial harmonisation
önemli durma
(Bilgisayar) critical stop
önemli durum
critial situation
önemli durum
important situation
önemli engel
(Askeri) significant obstruction
önemli gelişme
(Hukuk) substantial progress
önemli gün
red letter day
önemli hasar raporu; özel bilgi ihtiyacı
(Askeri) serious incident report; specific information requirement
önemli hüküm
(Ticaret) red-ink entry
önemli işler
(Ticaret) high affairs
önemli kanıt
cogent evidence
önemli karşılaşma
Derby
önemli kimse
someone
önemli kimse
it
önemli kimse
somebody

I am somebody and I am important. - Ben önemli kimseyim ve önemliyim.

önemli kişiler
men of worth
önemli kişiler
worthies
önemli kullanıcı baypası
(Askeri) essential user bypass
önemli kullanıcı yeniden anahtarlama değişkeni
(Askeri) essential user rekeying variable
önemli madde
plank
önemli mesaj
flash message
önemli mevki
(Askeri) sensitive position
önemli miktar
size
önemli noktada
when the chips are down
önemli olay
watershed
önemli olduğundan değil
not that it matters
önemli olmak
be decisive in
önemli olmak
to matter
önemli olmak
bulk
önemli olumsuz etkiler
(Hukuk) significant negative impacts, effects
önemli rol vermek
put smb. in the picture
önemli sınır
(Hukuk) outstanding border
önemli tutar
(Ticaret) significant amount
önemli ve etkili kimse
leading light
önemli yerler neleri
What are the main points of interest
önemli zarar
(Hukuk) significant harm
önemli ölçüde azaltmak
decimate
önemli ölçüde yeniden yapılanma
(Hukuk) significant restructuring
önemli şey
much
en önemli
prime

The coral reef is the region's prime attraction. - Mercan kayalığı, bölgenin en önemli cazibesidir.

en önemli
paramount
önemli derecede
markedly

Life has improved markedly. - Hayat önemli derecede ilerledi.

önem
{i} interest

Tom brought up an interesting point during the meeting. - Tom toplantı sırasında önemli bir konudan bahsettti.

That's interesting, but not important. - Bu ilginç ama önemli değil.

önem
magnitude
önem
{i} matter

It doesn't matter what he said. - Söylediği şeyin hiçbir önemi yok.

It doesn't matter when you come. - Ne zaman geldiğin önemli değil.

önem
{i} consequence

They're of no consequence. - Onların hiç önemi yok.

It is important to emphasize that the consequences are not the same. - Sonuçların aynı olmadığını vurgulamak önemlidir.

en önemli
most important

What is most important in life differs from person to person. - Hayatta neyin en önemli olduğu kişiden kişiye değişir.

What is the most important tool ever invented? - Bugüne kadar icat edilmiş en önemli araç nedir?

önem
value

If we’re truly a nation of family values, we wouldn’t put up with the fact that many women can’t even get a paid day off to give birth. - Eğer gerçekten aile değerlerine önem veren bir milletsek, çoğu kadının doğum yapmak için ücretli izin bile alamadığı gerçeğine katlanmazdık.

Television could be an important source of culture, and its educational broadcasts are valued in many schools. - Televizyon önemli bir kültür kaynağı olabilir, ve eğitim yayınlarına birçok okulda değer verilmektedir.

önem
{i} accent
önem
severity
önem
{i} emphasis

He put great emphasis on spoken English. - Konuşulan İngilizceye büyük önem verdi.

We should not place too much emphasis on money. - Paraya çok fazla önem vermemeliyiz.

önem
{i} amount

Mushrooms contain significant amounts of minerals. - Mantarlar önemli miktarda mineral içerirler.

Travelling causes a significant amount of pollution. - Seyahat etmek önemli miktarda kirliliğe neden olur.

önemli ölçüde
dramatically

The dollar exchange rate has increased dramatically. - Dolar döviz kuru önemli ölçüde arttı.

The cost of living increased dramatically. - Yaşamanın maliyeti önemli ölçüde arttı.

önem
{i} stature
önemli derecede
significantly

Tom is doing significantly better. - Tom önemli derecede daha iyi yapıyor.

This is significantly different. - Bu önemli derecede farklı.

-e önemli
important to
en önemli
(Tıp) potent
en önemli
master
en önemli
key

Paying attention to what you are doing is one of the most important keys to success. - Ne yaptığına dikkat etmek başarmak için en önemli anahtarlardan biridir.

en önemli
pivotal
en önemli
chief
en önemli
cardinal
en önemli
grand
en önemli
primary
en önemli bölüm
highlight
pek önemli değil
for what it's worth
çok önemli
all-important
çok önemli
a matter of life or death
çok önemli
critical
çok önemli
fateful
çok önemli
red-letter
çok önemli
big deal

I thought this wasn't a big deal. - Bunun çok önemli olmadığını düşündüm.

It's a very big deal. - Bu çok önemli bir konu.

çok önemli
considerable
çok önemli
a matter of life and death
çok önemli
sacrosanct
önem
heed

I realized that I had grown up when I started heeding my parents' advice. - Ben ailemin tavsiyesini önemsemeye başladığımda büyüdüğümü fark ettim.

önem
substance
önem
heftiness
önem
noteworthiness
önemli ölçüde
significantly

In Japan, employment opportunities are significantly lower for women than they are for men. - Japonya'da istihdam imkanları kadınlar için erkekler için olduğundan önemli ölçüde düşüktür.

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

ünlü ya da önemli kimse
personage
önem
cruciality
önem
{i} account

Such a thing is of no account. - Böyle bir şey hiç önemli değil.

The problem is important on that account. - Sorun, o nedenle önemlidir.

önem
immediacy
önem
meaning

Intonation is very important. It can completely change the meaning. - Tonlama çok önemlidir. Anlamı tamamen değiştirebilir.

önem
note

The teacher stressed the importance of taking notes. - Öğretmen not almanın önemini vurguladı.

There were important notes in that notebook. - O not defterinde önemli notlar vardı.

önem
moment

I've got something more important on my mind at the moment. - Şu anda aklımda daha önemli bir şey var.

We shared happy and important moments. - Mutlu ve önemli anlarımızı paylaştık.

önem
stress

The teacher stressed the importance of taking notes. - Öğretmen not almanın önemini vurguladı.

It is important to stress that the consequences are not the same. - Sonuçların aynı olmadığını vurgulamak önemlidir.

önem
weight

His opinions carry weight. - Onun fikirleri önemlidir.

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

önem
urgency
önemli kişi
high muck a muck
önemli kişi
figure
asıl önemli olan şey
more importantly, what really matters is
asıl önemli olan şey
the most important thing
en önemli
in chief
güçlü, önemli
powerful, important
Турецкий язык - Турецкий язык
Önemi olan, mühim, ehemmiyetli
Önemi olan, mühim, ehemmiyetli: "Benim için ne kadar önemli olduğunu tahmin edebilirsiniz."- T. Buğra
mühim

Tabiat, her sayfasında mühim muhteva sunan yegâne kitaptır. - Doğa, her sayfasında önemli içerik sunan tek kitaptır.

Cildinize itina etmeniz mühimdir. - Cildinize özen göstermeniz önemlidir.

büyük
belli başlı
Önem
yer
Önem
ehemmiyet
önem
Bir şeyin nitelik veya nicelik bakımından değeri olma durmu, ehemmiyet
Английский Язык - Турецкий язык

Определение önemli в Английский Язык Турецкий язык словарь

önemli anlar
highligts
önemli olaylar
highligts
önemli
Избранное