O, konuşmalar yapmada mükemmeldir.
- She is excellent at making speeches.
Hatalar yapmaktan korkmayın.
- Don't be afraid of making mistakes.
Tom ve Mary'nin kendilerini Fransızca olarak ifade etme sorubları vardı.
- Tom and Mary had trouble making themselves understood in French.
Özensiz görünmeye çalışmıyorum asla, ama itiraf etmeliyim ki, istemeden yaptığım yazım hatalarıyla adım çıkmıştır.
- I don't ever try to be sloppy. But I have to admit, I'm notorious for making unintentional typos.
Savaşı gündelik gerçeklik yaparak, bu savaşa sebep olan politik görüştür.
- Because it is politics that has caused this war, making the war our everyday reality.
O, seramik eser yaparak zengin oldu.
- She became rich by making ceramic pieces.
O yaşlı adam elli yıldır kaçak içki imal etmekteydi.
- That old man had been making moonshine for fifty years.
O yaşlı adam elli yıldır ev yapımı viski imal etmekteydi.
- That old man had been making homemade whiskey for fifty years.
Odun, kağıt üretimi için bir hammaddedir.
- Wood is the raw material for making paper.
Onunla ilgili ne yaparsın?
- What do you make of that?
Onunla ilgili ne yaptın?
- What did you make of that?
O, bir hata yapmaktan suçluydu.
- He was guilty of making a mistake.
Hatalar yapmaktan korkmayın.
- Don't be afraid of making mistakes.
O yaşlı adam elli yıldır ev yapımı viski imal etmekteydi.
- That old man had been making homemade whiskey for fifty years.
Yeni yasa on iki aydır yapım aşamasındaydı.
- The new law was twelve months in the making.
Ben bu telefondan özel arama yapılmasına karşıyım.
- I object to his making private calls on this phone.
Annem bir pasta yapıyor.
- My mother is making a cake.
... He wanted to film some of the making of process of what ...