extend, lengthen, make longer

listen to the pronunciation of extend, lengthen, make longer
İngilizce - Türkçe
Genişletmek, uzatmak artık yapmak
prolong
uzatmak
prolong
prolongation uzatma
prolong
süreyi uzatmak
prolong
çıta
prolong
(Politika, Siyaset) savsaklamak
prolong
uzat

Bir insanın mutluluğu onun gününü uzatır. - The happiness of a person prolongs his day.

Eğer onu yapmazsak, zaman aralığını uzatmamız gerekecek. - If we don’t make it, we shall need to prolong the time frame.

prolongate
(yardım, kredi v.b.) vermek. uzamak, uzatmak. uzat. Germek, uzatmak, genişletmek, kol veya bacağı doğrultmak, fleksiyon durumundaki kol veya bacağı düz hale getirmek. genişletmek, yaymak, uzatmak, devam ettirmek, yardım eli uzatmak, vermek, genişlemek, büyümek, uzamak, avcı hattına yayılmak. açmak: bir düzende, birlik ve şahıslar arasındaki aralıkları açmak
prolongate
erişmek. yayılmak. sürmek. uzamak. daha uzun ya da büyük bir hale getirmek. uzatmak. genişletmek. germek. vermek. sunmak. sağlamak
prolongate
uzat uzantı, uzat
prolongate
Uzamak, Uzatmak. genişletmek. sürmek
prolongate
genişletmek. uzatmak. temdit etmek. ilave etmek. eklemek. yaymak. takdim etmek. sormak. erişmek
prolongate
extended ınsurance müddeti uzatılan sigorta, extended order, , kıymet takdir etmek; varmak, yetişmek; büyümek, sürmek, uzamak; teşmil etmek, kapsamına almak; yaymak, uzatmak; tevsi etmek, genişletmek, büyütmek
prolongate
(yardım, kredi v.b.) vermek. erişmek, yayılmak, sürmek, uzamak; daha uzun ya da büyük bir hale getirmek, uzatmak, genişletmek; germek, uzatmak; vermek, sunmak, sağlamak. uzat,v.uzat: n.uzantı. uzatmak, genişletmek. uzat
prolong
{f} temdit etmek
prolong
{f} sürdürmek
prolong
{f} uzatmak, devam ettirmek, sürdürmek
prolong
sürdürme
İngilizce - İngilizce
{f} prolong
{f} prolongate
extend, lengthen, make longer