zararlı

listen to the pronunciation of zararlı
Turkish - English

Definition of zararlı in Turkish English dictionary

zarar
loss

I'm very sorry for your loss. - Zararın için çok üzgünüm.

The insurance company will compensate her for the loss. - Sigorta şirketi zarar için onu telafi edecek.

zararlı
harmful

This medicine has no harmful side-effects. - Bu ilacın zararlı hiçbir yan etkileri yoktur.

Some of the ingredients are harmful, especially if you are pregnant. - Maddelerin bazıları, özellikle eğer hamile iseniz, zararlıdır.

zararlı
{s} detrimental

Indeed, computers are detrimental. - Gerçekten, bilgisayarlar zararlıdır.

Tom's stressful job is having a detrimental effect on his health. - Tom'un stresli işi sağlığı üzerinde zararlı bir etkiye sahiptir.

zarar
injury
zarar
{i} harm

She can't even harm a fly. - O bir sineğe bile zarar veremez.

There may be a killer who looks harmless in any social network. - Sosyal ağlarda zararsız bir kişi gibi görünen bir katil olabilir.

zarar
damage

The government compensated the farmers for the damage to the crops. - Hükümet çiftçilerin hasatlarının zararını telafi etti.

The roof was damaged by the storm. - Çatı fırtınadan zarar görmüştü.

zarar
{i} bad

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

Is eating between meals really bad for your health? - Öğünler arasında yemek yeme sağlığınız için gerçekten zararlı mıdır?

zarar
detriment

The poor educational policy is a detriment to Japan. - Yetersiz eğitim politikası Japonya için zararlıdır.

Tom's stressful job is having a detrimental effect on his health. - Tom'un stresli işi sağlığı üzerinde zararlı bir etkiye sahiptir.

zararlı
{s} baleful
zarar
{i} cost

The damage will cost us a lot of money. - Zarar bize çok paraya mal olacak.

zarar
ravage

They ravaged the countryside, obliterating everything in their path. - Kırsal alana zarar verdiler, yollarında her şeyi bozuyorlardı..

zarar
injuries
zarar
mischief

Thoughtless speech may give rise to great mischief. - Düşüncesiz konuşma büyük zarara neden olabilir.

zarar
impairment
zarar
{i} hurt

It is not my intent to hurt you in any way. - Benim niyetim size herhangi bir şekilde zarar vermek değildir.

If you ever do anything to hurt Tom, I'll kill you. - Tom'a zarar verecek bir şey yaparsan, seni öldürürüm.

zararlı
injurious

The argument that smoking is injurious has become accepted. - Sigara içmenin zararlı olduğu iddiası kabul edildi.

zararlı
{s} mischievous
zarar
red ink
zarar
damages

Alcohol damages the liver. - Alkol karaciğere zarar verir.

They demanded damages from the driver. - Sürücüden zararları talep ettiler.

zarar
wrong

A word spoken at the wrong time can do very much more harm than good. - Yanlış zamanda konuşulan bir söz iyilikten çok daha fazla zarar yapabilir.

I'm sorry I hurt you. Don't apologize. You didn't do anything wrong, Tom. - Ben size zarar verdiğim için üzgünüm. Özür dileme. Sen yanlış bir şey, yapmadım, Tom.

zarar
noxa
zarar
insalubriousness
zarar
(Tıp) chronic hazard
zarar
injuriousness
zarar
eviler
zarar
evilest
zarar
impair

Heavy smoking impaired his health. - Çok sigara içmek sağlığına zarar verdi.

zarar
devastation
zarar
prejudicial
zarar
pernicious
zarar
abuse
zarar
(Ticaret) deficiency
zarar
(Kanun) lesion
zarar
disfavor
zarar
detrimentalness
zarar
deprediation
zarar
bane
zarar
wastage
zararlı
fatal
zararlı
vicious
zararlı
detriment

Indeed, computers are detrimental. - Gerçekten, bilgisayarlar zararlıdır.

Tom's stressful job is having a detrimental effect on his health. - Tom'un stresli işi sağlığı üzerinde zararlı bir etkiye sahiptir.

zararlı
(Arılık) pest
zarar
disadvantage
zarar
depredation
zarar
perniciousness
zarar
scathe
zarar
derogation
zararlı
hurtful
zararlı
disadvantageous
zararlı
unhealthful
zararlı
uneconomic
zararlı
ill
zararlı
noxious
zararlı
maleficent
zararlı
hazardous
zararlı
damaging

Restrictive practices can be damaging for industries. - Sınırlayıcı uygulamalar sanayiler için zararlı olabilir.

This can be extremely damaging. - Bu son derece zararlı olabilir.

zarar
damage to
zarar
do damage
zarar
undermining

Lack of sleep was undermining her health. - Uyku eksikliği gizliden gizliye onun sağlığına zarar veriyordu.

zarar
to harm
zararlı
maleficia
zararlı
hazardous to
zararlı
detrimental to
zarar
sacrifice
zarar
average
zarar
forfeit
zarar
prejudice
zarar
(Hukuk) damage, injury, loss, prejudice, derogation
zarar
damage, harm, injury, detriment; loss
zarar
wreckage
zarar
evil
zarar
maleficence
zarar
com. loss
zarar
encroachment
zarar
damage, injury, detriment, harm
zarar
disservice
zarar
havoc
zararlı
malefic
zararlı
harmfull
zararlı
derogatory
zararlı
baneful
zararlı
harmful, injurious, pernicious, detrimental, noxious
zararlı
pernicious
zararlı
corruptive
zararlı
inimical
zararlı
evil
zararlı
pestilential
zararlı
destructive
zararlı
insalubrious
zararlı
noisome
zararlı
nocuous
zararlı
pestilent
zararlı
deleterious
zararlı
{s} unhealthy
zararlı
bad

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

It goes without saying that smoking is bad for the health. - Sigara içmenin sağlık için zararlı olduğunu söylemeye gerek yok.

zararlı
{s} unwholesome
zararlı
unfavorable
zararlı
{s} prejudicial
Turkish - Turkish

Definition of zararlı in Turkish Turkish dictionary

ZARAR
(Osmanlı Dönemi) Lüzumlu ve kıymetli bir şeyin eksilmesi veya kaybolması. Ziyan. Kayıp.(Zarar, birşeye dahil olan eksikliktir ki, hastalık veya körlük, topallık gibi sakatlık demektir. Nitekim anadan doğma a'maya ve pek zayıf hastaya darir denilir. Mühimmat ve levazım tedarikinden âciz olmak da bu mânadadır. Binaenaleyh zararlılar; dertli, sakat, âciz, özürlülerdir. Bunların gayrı olan gayr-i uli-z zarar ise, sahih, salim ve kadir olanlar demek olur. E.T.)
Zarar
ziyan
zarar
Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat: "Aldığı günlerde iyi para getiren oteli zararla kapatmaya başlamışlar."- M. Ş. Esendal
zarar
Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat
zararlı
Zarar veren, zararı dokunan, dokuncalı, muzır, tahripkâr: "Daha fazla tafsilata girmeyi bugün zararlı gördüğüm için bu konuda susacağım."- B. Felek
zararlı
Zarar veren, zararı dokunan, dokuncalı, muzır, tahripkâr