yoklu

listen to the pronunciation of yoklu
Turkish - English
with no
yok
away

Tom can't trust Mary to look after his house while he's away. - Tom o yokken Mary'nin onun eviyle ilgileneceğine güvenemiyor.

You had better go to bed right away, or your cold will get worse. - Derhal yatmaya gitsen iyi olur, yoksa soğuk algınlığın daha da kötüleşir.

yok
absent

He was absent owing to illness. - O, hastalık nedeniyle yoktu.

I was absent from school because of illness. - Hastalık nedeniyle okulda yoktum.

yok
nope
yok
unavailable
yok
not

I've got nothing to say to him. - Ona söyleyecek hiçbir şeyim yok.

He has not less than 100 dollars. - Onun 100 dolardan az parası yok.

yok
used sarcastically at the beginning of each of several successive clauses: Yok hava kötüymüş, yok zamanı değilmiş, kısacası bu işe yanaşmayacağı belliydi. If it wasn't that the weather was bad, then it was the fact that the time wasn't ripe; in short, it was clear that he wasn't going to get around to doing this job
yok
no
yok
nay
yok
used for emphasis at the beginning of a statement: Yok, iyi adam vesselam. He's a good fellow, and that's all there is to it
yok
but if not ...: Sınavı kazandın, ne güzel; yok kazanamadın, bir daha denersin. If you pass the test, that'll be great; but if you fail it, then you'll just take it another time
yok
none

It's none of your business. - Onun sizinle bir ilgisi yok.

Half a loaf is better than none. - Yarım somun ekmek hiç yoktan iyidir.

yok
kill

Hold your tongue, or you'll be killed. - Dilini tut, yoksa öldürüleceksin.

Tom had no idea that Mary was a serial killer. - Tom'un Mary'nin bir seri katil olduğuna dair hiçbir fikri yoktu.

yok
nix
yok
nothing
yok
(Bilgisayar) na
yok
(Tıp) yoke
yok
none available
yok
(Bilgisayar) do not exist
yok
off
yok
out of stock
yok
(Bilgisayar) missing
yok
(Bilgisayar) not present
yok
(Bilgisayar) not available
yok
there are not
yok
nonexistence
yok
not just yet
yok
on second thought
yok
(Bilgisayar) does not exist
yok
(Bilgisayar) omit
yok
(Bilgisayar) clear
yok
(Bilgisayar) n a
yok
(Bilgisayar) not set
yok
(Bilgisayar) n/a
yok
nonexistent
yok
lacking

He is lacking in common sense. - O, sağduyudan yoksundur.

She is lacking in common sense. - O, sağduyudan yoksundur.

yok
there is not
yok
ain't
yok
not existing, nonexistent
yok
does

Why doesn't the list of languages include Maltese? - Diller listesinde neden Malta dili yok?

Mary has nobody to talk with, but she doesn't feel lonely. - Mary'nin konuşacak hiç kimsesi yok fakat o kendini yalnız hissetmiyor.

yok
nonexistent, absent, lacking; nonexistence, nothing; no; there is not, there are not
yok
haven't got

Hiç paraları yok.

yok
not present, absent; not at hand, not available
yok
used to indicate a refusal to participate in something: Siz onu yapacak olursanız ben yokum. If you're going to do that I'm not coming with you. O işte ben yoktum. I had nothing to do with that matter
yok
no (a negative reply)
English - English

Definition of yoklu in English English dictionary

yok
A non-Jew; a Gentile
Turkish - Turkish

Definition of yoklu in Turkish Turkish dictionary

Yok
nanay
yok
Birinin söylediği sözlerden genelde kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılır: "Yok ben seni adam ettim, yok haddini bil, yok üstümüze düşeni yapalım."- A. İlhan
yok
Olmayan, bulunmayan şey
yok
"Hayır" anlamında kullanılır
yok
Birbirine karşıt iki cümleden, ikincisinin başına getirilir
yok
Savunulan bir düşünceyi doğrulayan sözün başına getirilir
yok
Birinin söylediği sözlerden genelde kuşkulanıldığında veya sözler hafifsendiğinde kullanılır
yok
Yasaklanmış olan şey, yasak
yok
Olmayan, bulunmayan şey: "Benim hâlâ bir şeyden haberim yok."- M. Ş. Esendal. "Hayır" anlamında kullanılır
yok
Bulunmayan, mevcut olmayan nesne, kimse vb., var karşıtı
yok
Bulunmayan, mevcut olmayan nesne, kimse vb., var karşıtı: "Üstünde bir av bıçağından başka silahı yoktu."- N. Cumalı
yoklu
Favorites