yüzsüz

listen to the pronunciation of yüzsüz
Turkish - English
cheeky

My brother got cheeky. - Erkek kardeşim yüzsüzleşti.

barefaced
impudent, cheeky, barefaced, audacious, brazen, shameless
unashamed
conscience proof
brazenfaced
hardy
saucy
shameless
bold faced
unblushing
pushful
nervy
fresh
hard-bitten
gay
hard nosed
pushing
brash
ribald
hard boiled
brassy
unabashed
impudent
shameless, brazenfaced, brazen
indecent
bare faced
audacious
bald
brazen

Despite No Smoking signs, the boat operator was brazenly smoking all the time. - Sigara içilmez işaretlerine rağmen tekne operatörü sürekli yüzsüzlükle sigara içiyordu.

His brazen act of defiance almost cost him his life. - Onun yüzsüzce meydan okuma hareketi neredeyse hayatına mal oluyordu.

baldfaced
faceless
brazen-faced
uppish
hardnosed
hardboiled
hard bitten
bare
yüz
hundred

This is a three-star hotel; three hundred dollars a night. - Burası üç yıldızlı bir oteldir; bir gece üç yüz dolardır.

One hundred and fifty people entered the marathon race. - Yüz elli kişi maraton yarışına girdi.

yüz
face

Women really are quite dangerous. The more I think about this, the more I'm able to understand the reasoning behind face covering. - Kadınlar gerçekten oldukça tehlikeliler. Bu konuda ne kadar çok düşünürsem, o kadar çok yüz örtüsünün arkasındaki nedeni anlayabileceğim.

His face is distorted by pain. - Onun yüzü acıdan şekil değiştirmişti.

yüz
front

Tom could hear a commotion in front of his house, so he went outside to see what was happening. - Tom evinin önünde bir kargaşa duyabiliyordu, bu yüzden neler olduğunu görmek için dışarı çıktı.

I sit in front of a computer screen all day, so I get pretty heavily bombarded by electro-magnetic waves. - Ben bütün gün bilgisayar ekranı önünde otururum, bu yüzden elektro-manyetik dalgalar tarafından oldukça şiddetli şekilde bombardıman edilirim.

yüz
countenance
yüz
one hundred

One hundred and fifty people entered the marathon race. - Yüz elli kişi maraton yarışına girdi.

One hundred, two hundred, three hundred, four hundred, five hundred, six hundred, seven hundred, eight hundred, nine hundred, one thousand. - Yüz, iki yüz, üç yüz, dört yüz, beş yüz, altı yüz, yedi yüz, sekiz yüz, dokuz yüz, bin.

yüz
facial

Observe his facial reaction when we mention a price. - Biz bir fiyattan bahsettiğimizde onun yüz tepkimesini gözlemle.

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

yüz
cheek

Gluteus Maximus was one of the cheekiest Roman emperors. - Gluteus Maximus, en yüzsüz Roma imparatorlarından biriydi.

My brother got cheeky. - Erkek kardeşim yüzsüzleşti.

yüz
obverse
yüz
cast of features
yüz
frontage
yüz
(Bilgisayar) sides

Life and death are two sides of the same coin. - Yaşam ve ölüm aynı madalyonun iki yüzüdür.

No matter how flat you make a pancake, it always has two sides. - Bir gözlemeyi ne kadar düz yaparsanız yapın, onun her zaman iki yüzü vardır.

yüz
features

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

yüz
figure

I figured Tom would mess up again. - Tom'un tekrar yüzüne gözüne bulaştıracağını düşündüm.

The most important figure of mathematics of the nineteenth century is, undoubtedly, Gauss. - On dokuzuncu yüzyılın matematiğinin en önemli figürü kesinlikle, Gauss.

yüz
impudence
yüz
(Arkeoloji) façade
yüz
face side
yüz
facade
yüz
(Teknik,Tekstil) good side
yüz
feature

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

yüz
frostbite
yüz
frontispiece
yüz
{f} swum

I haven't swum since last summer. - Geçen yazdan beri yüzmedim.

Tom has never swum in our pool. - Tom bizim havuzda hiç yüzmedi.

yüz
snoot
yüz
{f} swimming

John is in the swimming club. - John yüzme kulübündedir.

I prefer swimming to skiing. - Yüzmeyi kaymaya tercih ederim.

yüz
{f} swim

I prefer swimming to skiing. - Yüzmeyi kaymaya tercih ederim.

John is in the swimming club. - John yüzme kulübündedir.

yüz
side

Tom plunged into the water and swam to the other side. - Tom suya daldı ve diğer tarafa yüzdü.

There are two sides to every question. - Her öykünün bir de diğer yüzü vardır.

yüz
physiognomy
yüz
{f} floating

The fisherman saved himself by means of a floating board. - Balıkçı kendini yüzen bir tahta vasıtasıyla kurtardı.

Thousands of dead fish have been found floating in the lake. - Gölde yüzen binlerce ölü balık bulundu.

yüz
puss
yüz
swam

She swam across the river. - O, nehri yüzerek geçti.

Ann swam across the river. - Ann nehrin karşı tarafına yüzdü.

yüz
visage

Tom's face lost its passive visage and revealed his horror and disgust. - Tom'un yüzü pasif görüntüsünü kaybetti ve korku ve nefretini açığa vurdu.

yüz
to face

The two lovers sat face to face, drinking tea. - İki âşık yüz yüze oturdular,çay içtiler.

They stood face to face. - Onlar yüz yüze durdu.

son derece yüzsüz
as bold as brass
yüz
kisser
yüz
{i} mien
yüz
face (the front, exposed, finished, dressed, or otherwise specially prepared surface of something): kumaşın yüzü the face of the cloth. dağın kuzey yüzü the north face of the mountain. binanın yüzü the building's façade. paltonun yüzü the outer side of the coat
yüz
cloth which encloses the stuffing of a cushion or pillow, case; mattress ticking; cloth used to cover a chair or sofa, upholstery, upholstering
yüz
dial

Strictly speaking, Chinese consists of hundreds of dialects. - Aslına bakarsan, Çinçe yüzlerce lehçeden oluşur.

yüz
hecto
yüz
face (of a person or animal)
yüz
fivescore
yüz
sense of shame, shame: Sende hiç yüz yok mu? Have you no shame? Ne yüzle ondan böyle bir şey isteyebilirsin? How can you have the gall to ask her for such a thing?
yüz
surface: suyun yüzü the surface of the water
yüz
brow
yüz
face, mug; (bina) façade; (para, madalya, vb.) obverse; surface; impudence, cheek; facial
yüz
side: ırmağın öte yüzünde on the other side of the river. problemin bu yüzü this aspect of the problem
yüz
{i} phiz
yüz
cutting edge, face (of a knife blade or other sharp tool)
yüz
{f} float

A white cloud is floating in the blue summer sky. - Beyaz bir bulut mavi yaz gökyüzünde yüzüyordu.

The boat was broken by the floating ice. - Tekne yüzen bir buz tarafından parçalandı.

yüz
favor

I used to love swimming. It was my favorite sport in high school. - Ben yüzmeyi severdim. O, lisede favori sporumdu.

She didn't want to drink alcoholic drinks every day. However, beer is her favorite drink, so she drinks non-alcoholic beer every day. - Alkollü içkileri her gün içmek istemiyordu. Fakat bira onun sevdiği içkisidir, bu yüzden o her gün alkolsüz bira içiyor.

Turkish - Turkish
Utanmaz, sıkılmaz, çekinmez, arsız
Utanmaz, sıkılmaz, çekinmez, arsız: "Arkasından en yüzsüz tulumbacının ağzından çıkamayacak bir küfür daha..."- R. N. Güntekin
Yüzü olmayan
yüzsüz yüzsüz
Utanmaz ve pişkin bir biçimde
yüz
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
yüz
On kere on, doksan dokuzdan bir artık
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat: "Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor."- S. F. Abasıyanık
yüz
Bir şeyin ön tarafta bulunan bölümü, cephe
yüz
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır: "Hikmet Beyin kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü."- S. M. Alus
yüz
Bu sayıyı gösteren 100, C rakamlarının adı
yüz
Yüzey, satıh
yüz
Kesici araçlarda keskin kenar
Yüz
beniz
Yüz
duluk
Yüz
(Osmanlı Dönemi) LEÇ
yüz
Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş
yüz
Yapı cephesi
yüz
On kere on, doksan dokuzdan bir artık olan
yüz
Yan, taraf
yüz
Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin tümü
yüz
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı ve bu sayıyı gösteren işaret, 100, C
yüz
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır
yüz
Yapının cephesi
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat
yüz
Utanma
yüz
Keskin kenar
yüz
Nedeniyle, sebebiyle: "Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde."- Y. Z. Ortaç
yüz
Nedeniyle, sebebiyle
yüz
Yastığa geçirilen kılıf
yüz
Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü
yüz
Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret
yüzsüz
Favorites