Ben her zaman kardeşlere sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu hep merak ettim.
- I've always wondered what it'd be like to have siblings.
O hep soluk görünüyor.
- She always looks pale.
Ben bunu hep yaparım.
- I do it all the time.
Anlamıyorum. Niye hep onunla takılıyorsun?
- I don't understand. Why do you hang out with her all the time?
Her zaman altıda kalkarım.
- I always get up at six.
Bill her zaman dürüsttür.
- Bill is always honest.
Futbol basit bir oyundur. 22 kişi bir topun peşin koşar ve sonunda da daima Almanlar kazanır.
- Football is a simple game. 22 men chase a ball for 90 minutes, and at the end the Germans always win.
Daima doğruyu söyledim.
- I've always told the truth.
The New York Times onun galerisini her zaman eleştirir.
- The New York Times reviews her gallery all the time.
Bill her zaman dürüsttür.
- Bill is honest all the time.
Tom sürekli Mary hakkında düşünüyor.
- Tom thinks about Mary all the time.
Sürekli burnumu temizlemek zorundayım.
- I have to blow my nose all the time.