kabahat

listen to the pronunciation of kabahat
Turkish - English
{i} blame

No, I don't think that I am to blame. - Hayır, kabahatin bende olduğunu düşünmüyorum.

{i} fault

You weren't at fault. - Sen kabahatli değildin.

demerit
guilt
fault, offense
fault; offence, offense, guilt
sin
wrongdoing

He was disciplined for his wrongdoing. - O kabahati için cezalandırıldı.

misdemeanor
delinquency
offence
offense
wite
gaffe
misdeed
peccadillo
fauxpas
kabahat atmak
to accuse (someone), charge (someone) with a fault
kabahat bende
It is my fault
kabahat bulmak
to find fault with
kabahat bulmak
to find fault (with)
kabahat etmek
to commit a fault
kabahat işlemek/yapmak
to do something wrong; to violate a rule
kabahat yükleme
arraignment
Turkish - Turkish
(Osmanlı Dönemi) Kusur, çirkin iş, tekdir edilmeğe müstehak hareket
(Osmanlı Dönemi) (Kabahat. C.) Kusurlar, kabahatler. Suçlar, çirkin hareketler
Uygunsuz hareket, çirkin, yakışıksız davranış, suç, kusur, töhmet: "Bir kabahat gizlenirse büyür, söylenirse küçülür."- P. Safa
Hafif hapis, para cezası veya meslek ve sanattan alıkonulma ile cezalandırılan suç
Hafif hapis, para cezası veya meslek ve sanattan alıkonulma ile cezalandırılan hafif suç
Uygunsuz hareket, çirkin, yakışıksız davranış, suç, kusur, töhmet
(Osmanlı Dönemi) SEMACET
(Osmanlı Dönemi) BADİRE
kabahat
Favorites