Sizin için endişelenmek zorunda olmak istemiyorum.
- I don't want to have to worry about you.
Tom'un o şarkıyı tekrar söylemesini dinlemek zorunda olmak istemiyorum.
- I don't want to have to listen to Tom sing that song again.
Karşılıklı adımlar atmak gerekmektedir.
- Mutual steps have to be taken.
Oraya Tom ile gitmek zorunda kalmaktan nefret ediyorum.
- I'd hate to have to go there with Tom.
Sen sadece Tom'u öpmek zorunda kalmaktan korkuyorsun.
- You're just afraid you'll have to kiss Tom.
It has to be an electrical fault.
You have to wear a seat belt.
... because they have access to tools like this, powerful ...
... Today, more than half the people on earth have access to cell phones. In large parts ...