gerekli

listen to the pronunciation of gerekli
Turkish - English

Definition of gerekli in Turkish English dictionary

<span class="word-self">gereklispan>
required

Courage is required of everyone. - Cesaret, herkes için gereklidir.

The Romans would never have had the chance to conquer the world if they had first been required to study Latin. - Romalılar ilk önce Latince çalışması gerekli olsaydı, asla dünyayı fethetme şansları olmazdı.

<span class="word-self">gereklispan>
necessary

I find it necessary to be able to say what I feel. - Ne hissettiğimi söyleyebilmeyi gerekli buluyorum.

It is necessary that every member observe these rules. - Her üyenin bu kurallara uyması gereklidir.

gerek
need

My clock needs to be fixed. - Saatimin onarılması gerekiyor.

I need to configure this server with an appropriate firewall system. - Uygun bir güvenlik duvarı sistemiyle bu sunucuyu yapılandırmam gerekiyor.

<span class="word-self">gereklispan>
essential

Being aware of what and how much we eat is essential to good health. - Neyi ve ne kadar çok yediğimizin farkında olma iyi sağlık için gereklidir.

Just do the essential repairs, please. - Sadece gerekli tamiratları yapın lütfen.

<span class="word-self">gereklispan>
wanted

I didn't feel wanted. - Ben gerekli hissetmiyorum.

Tom wanted to feel needed. - Tom gerekli hissetmek istiyordu.

<span class="word-self">gereklispan>
fundamental
<span class="word-self">gereklispan>
{s} obligatory
gerek
whether or

I wondered whether or not Tom had told Mary she didn't need to do that. - Tom'un Mary'ye bunu yapması gerekmediğini söyleyip söylemediğini merak ettim.

Tom was uncertain whether or not he should tell Mary. - Tom Mary'ye söyleyip söylememesi gerektiğinden emin değildi.

gerek
demand

I demanded that he should pay. - Onun ödemesi gerektiğini iddia ettim.

He demanded that I should pay the money at once. - Parayı bir kerede ödemem gerektiğini talep etti.

gerek
want

It is not necessary for you to take his advice if you don't want to. - Siz istemiyorsanız onun tavsiyesini almanıza gerek yok.

Your shoes want mending. - Ayakkabılarının tamir edilmesi gerekiyor.

gerek
concern

Concerning this matter, I'm the one to blame. - Bu konuyla ilgili, suçlanması gereken kişi benim.

The existing law concerning car accidents requires amending. - Araba kazaları ile ilgili mevcut yasa değişiklikler gerektirir.

gerek
occasion
gerek
ought

You ought to see a dentist. - Bir diş hekimini ziyaret etmen gerekiyor.

You ought to have known that he was sick in bed. - Onun yatakta hasta olduğunu bilmen gerekirdi.

<span class="word-self">gereklispan>
due

We have to follow due process. - Gerekli işlemleri takip etmek zorundayız.

<span class="word-self">gereklispan>
desired
<span class="word-self">gereklispan>
deficient
<span class="word-self">gereklispan>
needfull
<span class="word-self">gereklispan>
(Bilgisayar) requiredrequired
<span class="word-self">gereklispan>
dueness
gerek
requirement

Experience is requirement for this profession. - Deneyim bu meslek için gereklidir.

Please tell me the requirements for admission to the college. - Koleje kabul için gerekli şeyleri anlatabilir misiniz.

gerek
involvement
gerek
required to

Newton discovered that a force is required to change the speed or direction of movement of an object. - Newton gücün bir nesnenin hareket hızını ya da yönünü değiştirmek için gerekli olduğunu keşfetti.

You're required to help them. - Ona yardım etmen gerek.

<span class="word-self">gereklispan>
integral
<span class="word-self">gereklispan>
requisite

I won't be able to go travelling until the requisite visa fees are paid. - Ben gerekli vize ücretleri ödenene kadar seyahata gidemeyeceğim.

gerek
(Nükleer Bilimler) necessary

I find it necessary to be able to say what I feel. - Ne hissettiğimi söyleyebilmeyi gerekli buluyorum.

If you are going abroad, it's necessary to have a passport. - Eğer yurt dışına gidiyorsanız, bir pasaporta sahip olmak gereklidir.

gerek
the need
<span class="word-self">gereklispan>
be necessary

Outside advice may be necessary. - Dış tavsiye gerekli olabilir.

I'm sure that won't be necessary. - Onun gerekli olmayacağından eminim.

gerek
necessity, need, requirement; necessary, needed; whether ... or
gerek
exigence
gerek
both ... and: Gerek annesi, gerek babası aynı yerdendirler. Both his mother and his father are from the same place
gerek
whether ... or: Gerek ben gideyim, gerek siz gidin, gerek o gitsin, farketmez. Whether it is I or you or he who goes, it does not make any difference
gerek
requisition
gerek
necessity

We understand the necessity of studying. - Eğitimin gerekliliğini anlıyoruz.

Art is not a luxury, but a necessity. - Sanat bir lüks değil fakat bir gerekliliktir.

gerek
exigency
gerek
repeated, preceding nouns or phrases in parallel position
gerek
pinch

This will come in handy in a pinch. - Bu gerektiğinde işe yarayacak.

You'll get used to living alone in a pinch. - Gerektiğinde yalnız yaşamaya alışacaksın.

<span class="word-self">gereklispan>
needful
<span class="word-self">gereklispan>
imperative
<span class="word-self">gereklispan>
material

I have not yet collected sufficient materials to write a book. - Bir kitap yazmak için henüz gerekli malzemeleri toplamadım.

<span class="word-self">gereklispan>
necessary, essential, requisite, needed, required
<span class="word-self">gereklispan>
ought
<span class="word-self">gereklispan>
necessary, needed, required
<span class="word-self">gereklispan>
indispensable

Sleep and good food are indispensable to good health. - Uyku ve iyi yemek iyi sağlık için gereklidir.

<span class="word-self">gereklispan>
prerequisite
<span class="word-self">gereklispan>
bounden
Turkish - Turkish

Definition of gerekli in Turkish Turkish dictionary

Gerek
(Hukuk) İKTİZA
<span class="word-self">Gereklispan>
(Hukuk) MUKTAZİ
gerek
Kelimeleri, kelime öbeklerini, görevdeş ögeleri birleştirme, eşitlik, istenileni seçme gibi anlamlar katarak bağlar
gerek
Bir şeyin yapılabilmesinin veya olabilmesinin bağlı olduğu (şey), lazım: "Mecnunlara Leylâ gerek, bana seni gerek seni."- Yunus Emre
gerek
Güçlü ihtimal belirtir
gerek
İcap

Bu yalnızca biraz istikrar icap ettirir. - Bu sadece biraz kararlılık gerektirir.

gerek
Bir şeyin yapılabilmesinin veya olabilmesinin bağlı olduğu (şey), lâzım
gerek
Kelimeleri, kelime öbeklerini, görevdeş ögeleri birleştirme, eşitlik, istenileni seçme gibi anlamlar katarak bağlar: "Gerek baba, gerek de ana tarafından sofuluk göreneğine vâris olmadım."- Y. K. Beyatlı. İcap: "... millî güvenlik gereklerinin ihlal edilmesi ... hâlinde belirli bir toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasaklayabilir."- Anayasa
gerek
Güçlü ihtimal belirtir: "Bunların bir bildikleri olsa gerek."- M. Ş. Esendal
<span class="word-self">gereklispan>
Yapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip: "Bize gerekli olan şey, adamakıllı bir harita, bir de kılavuz."- H. E. Adıvar
<span class="word-self">gereklispan>
Yapılması, olması veya bulunması uygun olan, yerinde olan, lüzumlu, vacip