açmaz

listen to the pronunciation of açmaz
Turkish - English
dilemma, impasse, difficult matter
slang trick
line delivered by a straight man as a setup for a joke
chess, checkers difficult position
(satranç) difficult position; impasse, dead end
(Hukuk) stalemate
deadlock
dead end
blind alley
difficult position
toughie
aç
hungry

Babies cry when they are hungry. - Bebekler aç olduklarında ağlarlar.

He whispered to me that he was hungry. - O, bana aç olduğunu fısıldadı.

açmaz halatı
(Denizcilik) Breast line
açmaz oynamak
slang to pull a fast one (in a game)
açmaz yapmak
slang 1. to invite criticism. 2. to play a trick
aç
hunger

Many of the workers died of hunger. - İşçilerin çoğu açlıktan öldüler.

My stomach is clenched with hunger. - Midem açlıktan yapıştı.

aç
(Tıp) fast

He who uncovers the most dies the fastest. - Gerçekleri en çok açığa çıkaran, en çabuk ölür.

Keep your eyes open, it's going to happen fast. - Gözlerinizi açık tutun, hızlı olacak.

aç
(Bilgisayar) open it
aç
(Bilgisayar) draw

I opened the drawer to get a pencil. - Bir kurşun kalem almak için çekmeceyi açtım.

The file cabinet drawers are open. - Dosya dolabı çekmeceleri açıktır.

aç
(Bilgisayar) bloom

Tulips will bloom soon. - Laleler yakında çiçek açacaklar.

The roses are in bloom. - Güller çiçek açmışlar.

aç
unseal
aç
unveil

The automaker will unveil its new line of sports cars tomorrow. - Otomobil üreticisi yarın spor arabaların yeni çizgisini açıklayacak.

At the inauguration ceremony a plaque was unveiled in honor of the founder. - Açılış töreninde kurucunun şerefine bir plaket verildi.

aç
switch on

May I switch on the light? - Işığı açabilir miyim?

Tom clicked the light switch on. - Tom lamba anahtarını açtı.

aç
unfold

Tom unfolded the newspaper and started to read it. - Tom gazeteyi açtı ve onu okumaya başladı.

Tom unfolded the letter and read it. - Tom mektubu açtı ve onu okudu.

aç
{f} unsealed
aç
unwind
aç
{f} open

Twitter loves open source. - Twitter, açık kaynağı sever.

Tatoeba is open source. - Tatoeba açık kaynaklıdır.

aç
turn on

I told you not to turn on the lights. - Sana ışıkları açmamanı söyledim.

It's very warm. Shall I turn on the air conditioner? - Burası çok sıcak. Klimayı açayım mı?

aç
decompress
aç
{f} unfurled
aç
{f} opening

Would you mind opening the window? - Pencereyi açar mısın?

Do you mind opening the window? - Pencereyi açar mısın?

aç
unpin
aç
roll out
aç
famished

Tom seemed to be famished. - Tom çok aç görünüyordu.

Tom said that he was famished. - Tom Mary'nin çok aç olduğunu söyledi.

aç
unfurl
aç
{f} opened

The door opened automatically. - Kapı otomatik olarak açıldı.

I sat back in the armchair and opened the book. - Ben, koltukta yaslandım ve kitabı açtım.

aç
tune in on
aç
unpack

I have just arrived. I haven't even unpacked my bags. - Daha yeni geldim. Çantalarımı bile açmadım.

Tom opened his suitcase and began unpacking. - Tom valizini açtı ve boşaltmaya başladı.

aç
clear off
aç
uncover

We uncovered this arcane. - Biz bu gizemi açığa çıkardık.

He who uncovers the most dies the fastest. - Gerçekleri en çok açığa çıkaran, en çabuk ölür.

aç
disclose

She would not disclose the secret. - Sırrı açığa vurmazdı.

No financial details were disclosed. - Hiçbir mali ayrıntı açıklanmadı.

aç
{f} switching on
aç
power on
aç
rol out
aç
turn#on
aç
expose

Fadil exposed his dark secret. - Fadıl karanlık sırrını açıkladı.

Tom lifted up his shirt and exposed his belly. - Tom gömleğini yukarı kaldırdı ve karnını açtı.

aç
power#on
ikili açmaz
Binary opposition
aç
greedy, covetous, insatiable
aç
hollow
aç
ravenous
aç
hungry, empty, peckish; greedy, covetous haris
aç
esurient
aç
hungry person
aç
needing to eat
aç
greedy for
aç
covetous; greedy
aç
rollout
aç
{s} unfed
aç
peckish
aç
unstop
aç
uncap
aç
starveling
aç
unwreathe
aç
unlock

Tom unlocked the front door. - Tom ön kapının kilidini açtı.

Tom unlocked the front gate. - Tom ön kapının kilidini açtı.

aç
{s} covetous
aç
turnon
aç
{s} empty

Tom opened the trunk and found it empty. - Tom bagajı açtı ve onu boş buldu.

Alcohol affects you more quickly on an empty stomach. - Alkol sizi aç karnına daha çabuk etkiler.

aç
untuck
aç
meld
aç
unbar
aç
unroof
aç
switchon
aç
untwist
aç
unbolt
aç
unmuffle
aç
unclog

It's possible that Tom doesn't know how to unclog a sink. - Tom'un lavaboyu nasıl açacağını bilmemesi mümkündür.

Can you unclog the toilet? - Sen tuvaletteki tıkanıklığı açabilir misin?

aç
unscrew

Tom unscrewed the cap and handed the jar to Mary. - Tom kapağı açtı ve kavanozu Mary'ye uzattı.

Turkish - Turkish
Karşısındakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylığını veren söz
İçinden zor çıkılır durum
Tuluatta karşısındakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylığını veren söz
Satranç oyununda şahıkoruyan taşlardan birinin yerinden oynatılmama sıdurumu
Satranç oyununda şahı koruyan taşlardan birinin yerinden oynatılmaması durumu
açmaz halatı
Gemilerin limana bağlanması ve sahilden esecek rüzgârla rıhtımdan uzaklaşmaması için kıyıya dikine bağlanan halat
aç
Yiyecek bulamayan
aç
Gözü doymaz, haris
aç
Çok istekli, çok hevesli
aç
Yemek yeme gereksinimi olan veya yemesi gereken, tok karşıtı: "Aç ne yemez, tok ne demez."- Divanü Lügati't - Türk
aç
Gözü doymaz, haris. Çok istekli, hevesli
aç
Yemek yeme ihtiyacı olan veya yemesi gereken, tok karşıtı
aç
Karnı doymamış olarak: "Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense."- O. Kemal
aç
Yiyecek bulamayan kimse: "Ben hem öksüzüm, hem yetimim, hem de tam 23 saattir açım."- Y. K. Karaosmanoğlu
aç
Karnı doymamış olarak