açmaz

listen to the pronunciation of açmaz
Turkish - English
dilemma, impasse, difficult matter
slang trick
line delivered by a straight man as a setup for a joke
chess, checkers difficult position
(satranç) difficult position; impasse, dead end
(Hukuk) stalemate
deadlock
dead end
blind alley
difficult position
toughie
aç
hungry

Babies cry when they are hungry. - Bebekler aç olduklarında ağlarlar.

You can't be hungry. You had a snack a few minutes ago. - Aç olamazsın. Birkaç dakika önce abur cubur yedin.

açmaz halatı
(Denizcilik) Breast line
açmaz oynamak
slang to pull a fast one (in a game)
açmaz yapmak
slang 1. to invite criticism. 2. to play a trick
aç
hunger

Many of the workers died of hunger. - İşçilerin çoğu açlıktan öldüler.

My stomach is clenched with hunger. - Midem açlıktan yapıştı.

aç
(Tıp) fast

I can describe China, especially in relation to big cities like Beijing, in one sentence - China is a country whose pace of life is both fast and leisurely. - Ben, özellikle Pekin gibi büyük şehirler ile ilgili olarak Çin'i tek bir cümleyle açıklayabilirim. - Çin, yaşam hızı hem hızlı hem de keyifli bir ülkedir.

He who uncovers the most dies the fastest. - Gerçekleri en çok açığa çıkaran, en çabuk ölür.

aç
(Bilgisayar) open it
aç
(Bilgisayar) draw

The file cabinet drawers are open. - Dosya dolabı çekmeceleri açıktır.

Tom spent fifteen minutes trying to pry open the drawer with a crowbar, but he couldn't get it opened. - Tom çekmeceyi bir levye ile kaldırarak açmaya çalışarak on beş dakika harcadı fakat onu açamadı.

aç
(Bilgisayar) bloom

All the cherry trees in the park are in full bloom. - Parktaki tüm kiraz ağaçları tamamen çiçek açmış.

The roses are blooming early this year. - Güller bu yıl erken çiçek açıyor.

aç
unseal
aç
unveil

The automaker will unveil its new line of sports cars tomorrow. - Otomobil üreticisi yarın spor arabaların yeni çizgisini açıklayacak.

At the inauguration ceremony a plaque was unveiled in honor of the founder. - Açılış töreninde kurucunun şerefine bir plaket verildi.

aç
switch on

Tom stood at the door, flipping the light switch on and off. - Tom kapıda durdu, ışık anahtarının açık ve kapalı olmasına baktı.

Switch on the light. I can't see anything. - Işığı aç, bir şey göremiyorum.

aç
unfold

Tom opened the envelope, pulled out the letter and unfolded it. - Tom zarfı açtı, mektubu çıkardı ve onu açtı.

Tom unfolded the letter and read it. - Tom mektubu açtı ve onu okudu.

aç
{f} unsealed
aç
unwind
aç
{f} open

Don't open this door, please. - Bu kapıyı açma, lütfen.

Twitter loves open source. - Twitter, açık kaynağı sever.

aç
turn on

Please turn on the radio. - Lütfen radyoyu açar mısın?

Could you turn on the light please? - Lütfen ışığı açar mısınız?

aç
decompress
aç
{f} unfurled
aç
{f} opening

I plan to invite a lot of guests to the opening ceremony. - Açılış törenine çok misafir davet etmeyi planlıyorum.

Do you mind opening the window? - Pencereyi açar mısın?

aç
unpin
aç
roll out
aç
famished

Tom seemed to be famished. - Tom çok aç görünüyordu.

Tom said that he was famished. - Tom Mary'nin çok aç olduğunu söyledi.

aç
unfurl
aç
{f} opened

He opened a checking account with the bank. - O, bankada bir çek hesabı açtı.

When he opened the door he had nothing on but the TV. - Kapıyı açtığında TV dan başka açık bir şeyi yoktu.

aç
tune in on
aç
unpack

I should finish unpacking. - Paketi açmayı bitirmeliyim.

I have just arrived. I haven't even unpacked my bags. - Daha yeni geldim. Çantalarımı bile açmadım.

aç
clear off
aç
uncover

He who uncovers the most dies the fastest. - Gerçekleri en çok açığa çıkaran, en çabuk ölür.

We uncovered this arcane. - Biz bu gizemi açığa çıkardık.

aç
disclose

He disclosed his intentions. - O evlenme niyetini açıkladı.

He disclosed my secret. - O, sırrımı açığa çıkardı.

aç
{f} switching on
aç
power on
aç
rol out
aç
turn#on
aç
expose

Tom was going to expose us. - Tom bizi açığa çıkaracaktı.

Tom lifted up his shirt and exposed his belly. - Tom gömleğini yukarı kaldırdı ve karnını açtı.

aç
power#on
ikili açmaz
Binary opposition
aç
greedy, covetous, insatiable
aç
hollow
aç
ravenous
aç
hungry, empty, peckish; greedy, covetous haris
aç
esurient
aç
hungry person
aç
needing to eat
aç
greedy for
aç
covetous; greedy
aç
rollout
aç
{s} unfed
aç
peckish
aç
unstop
aç
uncap
aç
starveling
aç
unwreathe
aç
unlock

Give me the keys so I can unlock the door. - Kapıyı açabilmem için bana anahtarları ver.

Tom unlocked the front gate. - Tom ön kapının kilidini açtı.

aç
{s} covetous
aç
turnon
aç
{s} empty

You shouldn't take this medicine on an empty stomach. - Bu ilacı aç karnına almamalısın.

Tom opened the trunk and found it empty. - Tom bagajı açtı ve onu boş buldu.

aç
untuck
aç
meld
aç
unbar
aç
unroof
aç
switchon
aç
untwist
aç
unbolt
aç
unmuffle
aç
unclog

Can you unclog the toilet? - Sen tuvaletteki tıkanıklığı açabilir misin?

I might be able to help you unclog your sink. - Lavabonun tıkanıklığını açmana yardım edebilirim.

aç
unscrew

Tom unscrewed the cap and handed the jar to Mary. - Tom kapağı açtı ve kavanozu Mary'ye uzattı.

Turkish - Turkish
Karşısındakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylığını veren söz
İçinden zor çıkılır durum
Tuluatta karşısındakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylığını veren söz
Satranç oyununda şahıkoruyan taşlardan birinin yerinden oynatılmama sıdurumu
Satranç oyununda şahı koruyan taşlardan birinin yerinden oynatılmaması durumu
açmaz halatı
Gemilerin limana bağlanması ve sahilden esecek rüzgârla rıhtımdan uzaklaşmaması için kıyıya dikine bağlanan halat
aç
Yiyecek bulamayan
aç
Gözü doymaz, haris
aç
Çok istekli, çok hevesli
aç
Yemek yeme gereksinimi olan veya yemesi gereken, tok karşıtı: "Aç ne yemez, tok ne demez."- Divanü Lügati't - Türk
aç
Gözü doymaz, haris. Çok istekli, hevesli
aç
Yemek yeme ihtiyacı olan veya yemesi gereken, tok karşıtı
aç
Karnı doymamış olarak: "Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense."- O. Kemal
aç
Yiyecek bulamayan kimse: "Ben hem öksüzüm, hem yetimim, hem de tam 23 saattir açım."- Y. K. Karaosmanoğlu
aç
Karnı doymamış olarak