BİLMEK

listen to the pronunciation of  BİLMEK
Turkish - English

Definition of BİLMEK in Turkish English dictionary

bilmek
know

Sometimes we need to look back to know where we are going to. - Nereye gittiğimizi bilmek için bazen geriye bakmalıyız.

I want to know where you are now. - Şu an nerede olduğunu bilmek istiyorum.

bilmek
be up to
bilmek
may

Knowing where the fire escape is in a hotel may save your life. - Bir otelde yangın kaçışının nerede olduğunu bilmek hayatınızı kurtarabilir.

You may not want to know. - Bilmek istemeyebilirsin.

bilmek
to suspect that (someone) did (something), think that (someone) is responsible for (something): Her şeyi benden biliyorlar. They suspect me of everything. bilemedin/bilemediniz at most. bilerek knowingly, on purpose. bilmeden not knowing, unintentionally. Bilmemek ayıp değil, sormamak/öğrenmemek ayıp. (Atasözü) It's not a shame not to know; what is bad is not asking. bile bile knowingly; on purpose. bile bile lades with full knowledge of the disadvantageous consequences. bildim bileli for a long time now. bilir bilmez half-knowing, with insufficient knowledge. bilmezlikten gelmek to pretend ignorance. bildiğinden kalmamak/bildiğini okumak to insist on having one's own way. bildiğinden şaşmamak not to be deflected from one's plan, not to listen to others. bildiğini yapmak to (ignore advice and) do it one's own way. Bildiğini yedi mahalle bilmez. (Konuşma Dili) He is very shrewd. bilmem hangi something or other. bilmem nasıl somehow or other. Bilmiş ol! (Konuşma Dili) Take note!/Hear this!
bilmek
(Latin) scire
bilmek
savvy
bilmek
be up
bilmek
wise up to
bilmek
wise up
bilmek
{f} understand

Knowing is not the same as understanding. - Bilmek, anlamakla aynı değildir.

bilmek
{f} wit

I want to know who you were with this afternoon. - Bu öğleden sonra kimle birlikte olduğunu bilmek istiyorum.

Tom wants to know if you're planning on going to Boston with us next weekend. - Tom gelecek hafta bizimle Boston'a gitmeyi planlayıp planlamadığını bilmek istiyor.

bilmek
be onto
bilmek
knowing

There is no knowing which team will win. - Hangi takımın kazanacağını bilmek zor.

Knowing this is the last time I'll be writing to you is very sad. - Bunun sana son kez yazıyor olacağımı bilmek çok üzücü.

bilmek
be acquainted with
bilmek
be conscious of
bilmek
know about

What do you want to know about me? - Benim hakkımda ne bilmek istiyorsun?

Tom didn't want to know about my problems. - Tom problemlerim hakkında bilmek istemiyordu.

bilmek
know how to

Do you really want to know how tough I am? - Gerçekten ne kadar canı pek olduğumu bilmek ister misin?

I want to know how Tom died. - Tom'un nasıl öldüğünü bilmek istiyorum.

bilmek
consider
bilmek
aware
bilmek
guess

Do you want to know my guess? - Tahminimi bilmek ister misin?

bilmek
remember

Tom wants to know if you remember him. - Tom onu hatırlayıp hatırlamadığını bilmek istiyor.

Tom wants to know if you remember Mary. - Tom Mary'yi hatırlayıp hatırlamadığınızı bilmek istiyor.

bilmek
have

If you really want to know, all you have to do is ask. - Gerçekten bilmek istiyorsanız, yapmanız gereken bütün şey sormaktır.

I have to know the truth. - Gerçeği bilmek zorundayım.

bilmek
{f} ken
bilmek
guess right
bilmek
hear of
bilmek
be acquainted
bilmek
know of
bilmek
speak

Tom speaks French and also speaks English. - Tom Fransızca bilmektedir ve ayrıca İngilizce bilmektedir.

Knowing a language fully means knowing fully the people who speak that language. - Bir dili tamamen bilmek o dili konuşan insanları tamamen bilmek anlamına gelir.

bilmek
hear about
bilmek
(Kanun) acquaint
bilmek
regard as
bilmek
know to
bilmek
be wise to
bilmek
to know; to be informed of, be aware of; to understand
bilmek
to know; to be acquainted with sth; to guess (right); to remember; to recognize; to consider, to regard as
bilmek
to know, recognize
bilmek
to regard (someone) as: Onu düşman bildik. We regarded him as an enemy
bilmek
to hold (someone) to be the accountable party: Senden başkasını bilmem. You're the only one I hold accountable
bilmek
tell

I'll tell you everything that you want to know. - Bilmek istediğin her şeyi sana söyleyeceğim.

I'll tell you everything you want to know. - Bilmek istediğin her şeyi sana söyleyeceğim.

Turkish - Turkish

Definition of BİLMEK in Turkish Turkish dictionary

Bilmek
(Osmanlı Dönemi) PERVA
Bilmek
(Osmanlı Dönemi) NİŞVE
Bilmek
(Osmanlı Dönemi) DÜRYE
Bilmek
(Osmanlı Dönemi) TARSİN
Bilmek
(Osmanlı Dönemi) DERY
bilmek
Bir iş yapmaya alışmış olmak, elinden gelmek
bilmek
Sanmak, var saymak, farz etmek
bilmek
Sorumlu tutmak. İnanmak: "Bilirim yaşamaz güneşte / Bilirim yaşamaz yan yana aşkla / Ne haksızlık / Ne korku."- N. Cumalı. İşine gelmek, uygun bulmak. -a/-e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleşik fiiller oluşturur
bilmek
Bilemedin mi?"- H. R. Gürpınar
bilmek
Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak
bilmek
Tanımak, hatırlamak
bilmek
İşine gelmek, uygun bulmak
bilmek
Ben geldim
bilmek
Saymak
bilmek
Sorumlu tutmak
bilmek
Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak: "Yani kısacası bu mükemmel dilimizi kimse bilmez, okumaz."- B. Felek
bilmek
Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak
bilmek
Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak: "Bu adam, bilmek için öğrenmiş olmaya ihtiyacı olmayan, bildiğini bilen, bilmediğini de şıp diye sezen bambaşka bir insandır."- H. Taner
bilmek
Tanımak, hatırlamak: "Kadıncığım aç
bilmek
İnanmak
bilmek
Sanmak, var saymak, farz etmek: "Bir hastanın hastalığına gereken önemi vermesi, doktorun ancak kendini o hasta ile birlikte hasta bilmesi ile sağlanabilir."- R. H. Karay