Tom is deaf and mute.
- Tom sağır ve dilsizdir.
He's blind, deaf and mute.
- O kör, sağır ve dilsiz.
She was blind, deaf, and dumb.
- O, kör sağır ve dilsizdi.
In other words, she's dumb.
- Diğer bir deyişle, o dilsizdir.
What I saw left me speechless.
- Gördüğüm şey beni dilsiz bıraktı.
I'm almost speechless.
- Ben neredeyse dilsizim.
I can speak Esperanto as if it's my mother tongue.
- Esperanto'yu ana dilim gibi konuşabiliyorum.
Italian is my mother tongue.
- İtalyanca benim ana dilimdir.
I can understand your language.
- Dilinizi anlayabiliyorum.
It isn't a surprise that English is the world's most spoken language.
- Hiç şüphe yok ki İngilizce dünyada en çok konuşulan dildir.
I'm almost speechless.
- Ben neredeyse dilsizim.
Did you hear President Dilma's speech?
- Başkan Dilma'nın konuşmasını dinlediniz mi?
Teochew is a dialect of Min Nan.
- Teochew dili, Min Nan'ın bir şivesidir.
You should avoid adding sentences in a language other than your own, because unless you write in your mother tongue or dialect, you are prone to make many mistakes.
- Kendi dilinden başka bir dilde cümleler eklemekten kaçınmalısın, çünkü ana dilinde ya da lehçende yazmadıkça birçok hata yapmaya eğilimlisin.
The pitaya's common English name of dragon fruit reflects its vernacular name in many Asian languages.
- Pitaya'nın ortak İngilizce adı dragon fruit birçok Asya dillerinde onun argo adını yansıtmaktadır.
A language is a key to the heart of millions.
- Bir dil milyonların anahtarıdır.
The key to the so-called mastery of any language is bringing the words and grammar to life through context.
- Sözde herhangi bir dilin hakimiyetinin anahtarı, kelimeleri ve dilbilgisini bağlama yoluyla hayata geçirmektir.
Why do you want Esperanto to become a lingua franca while you continue to communicate in English?
- Neden İngilizce dilinde iletişim kurmaya devam ederken Esperanto'nun bir lingua franca olmasını istiyorsun?
In spite of my diet, I couldn't help taking a slice of chocolate cake.
- Diyetime rağmen, bir dilim çikolatalı kek almaktan kendimi alamadım.
In spite of the language difficulty, we soon became friends.
- Dil zorluğuna rağmen biz kısa sürede arkadaş olduk.
Helen Keller was blind, deaf and dumb.
- Helen Keller, kör sağır ve dilsizdi.
The poor child was born deaf and dumb.
- Zavallı çocuk sağır ve dilsiz doğdu.