yetkisiz

listen to the pronunciation of yetkisiz
Türkisch - Englisch
unauthorized
unauthorised
vestless
incompetent, lacking sufficient knowledge, judgment, or skill (in a particular field)
incompetent
unauthorized, unwarranted
unjustified
yetki
{i} authorization

We need authorization. - Yetkiye ihtiyacımız var.

I need authorization. - Yetkiye ihtiyacım var.

yetki
{i} authority

He gave me authority to fire them. - Onları kovma yetkisini bana verdi.

I have the authority to do this. - Bunu yapacak yetkiye sahibim.

yetki
warrant
yetki
{i} power

The ruling class will not surrender its power. - Egemen sınıf yetkilerinden vazgeçmez.

The document grants full powers to Manuela. - Belge, Manuela'ya tüm yetkileri verir.

yetkisiz erişim
(Bilgisayar) unauthorized access
yetkisiz giriş
unauthorized access
yetkisiz hukuk uygulaması
unauthorized practice of law
yetkisiz ifşa analiz merkezi
(Askeri) unauthorized disclosure analysis center
yetkisiz kılma
disempowerment
yetkisiz kılma
disqualification
yetkisiz kılınmış
disqualified
yetkisiz madde
(Askeri) unauthorized item
yetkisiz sigorta
(Sigorta) unauthorized insurance
yetkisiz temsil
(Kanun) agency without authority
yetkisiz tüccar
interloper
yetki
competence
Yetki
privilege
yetki
(Kanun) license
yetki
mandate
yetki
exercise power
yetki
(Ticaret) line position
yetki
capacity
yetki
commission
yetki
(Kanun) venue
yetki
(Kanun) licence
yetki
right

All right, I'm in charge now. - Tamam, şimdi yetki bende.

yetki
attribute
yetki
locus standi
yetki
province
yetki
cognizance
yetki
{i} faculty
yetki
authorises
yetki
authorize

You are not authorized to enter there. - Orada girmek için yetkili değilsiniz.

You're not authorized to do that. - Bunu yapmaya yetkili değilsin.

yetki
authorise
yetki
authority on
yetki
{i} sword
yetki
competence, sufficiency of knowledge, judgment, or skill (in a particular field)
yetki
competency
yetki
pale
yetki
authorization , clearance
yetki
vis
yetki
command
yetki
{i} jurisdiction

This case is outside my jurisdiction. - Bu durum benim yetki alanımın dışında.

yetki
(Hukuk) capacity, power
yetki
warranty
yetki
{i} fiat
yetki
authority, power
yetki
authority, delegated power, authorization, warrant
yetki
dominium
yetki
{i} potency
Türkisch - Türkisch
Herhangi bir işte yetkisi olmayan
Yetkisi olmayan
salahiyetsiz
YETKİ
(Hukuk) Bir işi veya görevi yapabilme hakkı
Yetki
salahiyet
Yetki
mezuniyet
yetki
Bir görevi, bir işi yasaların verdiği imkânlara göre, belli şartlarla yürütmeyi sağlayan hak, salâhiyet, mezuniyet
yetki
Bir görevi, bir işi yasaların verdiği imkânlara göre, belli şartlarla yürütmeyi sağlayan hak, salahiyet, mezuniyet: "Büyük Millet Meclisi Başkumandanlık yetkilerini Mustafa Kemal Paşaya devretmişti."- T. Buğra
yetkisiz
Favoriten