yağdırmak

listen to the pronunciation of yağdırmak
Türkisch - Englisch
hail
rain

How many sacrificial lambs do we need to bring the rain back? - Tekrar yağmur yağdırmak için kaç tane kurbanlık kuzuya ihtiyacımız var?

to cause (rain, snow, hail, etc.) to fall
volley
pour out
flood
pour forth
shower
volley out
heap up
to rain, shower (something) on
pour
pelt
hurl
to shower
volley forth
showering
swamp
heap
hail down
yağ
oil

Give me the metal bucket with the oil in it. - Bana içinde yağ olan metal kovayı ver.

Oil and water don't blend. - Su ve yağ birbirine karışmaz.

yağ
fat

Does your diet have too much fat? - Diyetin çok fazla yağlı mıdır?

The body converts extra calories into fat. - Vücut ekstra kaloriyi yağa dönüştürür.

yağdırmak (hediye)
load with
yağ
{i} grease

The machine was clogged with grease. - Makine, yağdan tıkanmış.

yağ
(Biyokimya) lipid
yağ
ointment
yağ
essential oil
yağ
flattery

Imitation is the sincerest form of flattery. - Taklit en samimi yağcılık biçimidir.

Flattery won't get you anything. - Yağcılık sana hiçbir şey getirmeyecek.

yağ
(Otomotiv,Teknik) lube oil
yağ
shortening
yağ
the fat
ateş yağdırmak
1. to shoot repeatedly and continuously. 2. to rant and rave at everybody
ceza yağdırmak
dish out penalties
emir yağdırmak
boss over
emirler yağdırmak
give orders
emirler yağdırmak
order about
emirler yağdırmak
boss about
kurşun yağdırmak
to rain bullets (on)
küfür yağdırmak
pour forth
küfür yağdırmak
pour out
yağ
dripping
yağ
oil; fat; grease; tallow; suet
yağ
tallow
yağ
auto. motor oil; lubricating grease
yağ
(cooking) oil; shortening; grease; fat; lard; butter; margarine, oleo, oleomargarine
yağ
oil; fat; grease; lubricant; ointment; mineral/vegetable oil; attar, essential oil; flattery, blarney
yağ
adipose
yağ
slush
yağ
(Anatomi) adeps
yağdırma
{i} volley
Türkisch - Türkisch
Bol miktarda vermek, sağlamak
Yağmasını sağlamak
Çok sayıda ortaya koymak, sürmek
Vermek, söylemek
Vermek, söylemek: "Cemal Paşa, çılgın, Adana'ya, Afyon'a şiddetle emirler yağdırıyordu."- F. R. Atay. Çok sayıda ortaya koymak, sürmek: "Çorbada tuzum bulunsun diyen para, eşya yağdırmıştı."- T. Buğra
Bir şeyi aralıksız ve çok sayıda atmak, indirmek, savurmak
yağ
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde
yağ
Vücudun, atılması gereken amonyak, üre gibi bazı maddelerini içine alarak deriden sızan ve ter kokusunu veren madde
yağ
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde: "Yağ gelen yerden bal esirgenmez."- Atasözü
yağ
Vazelin, mazot gibi fizik nitelikleriyle yağları andıran ve sanayide kullanılan mineral madde: "Yağı tükenmiş motor gibi duraklamış, kalmıştı."- E. E. Talu
yağ
Güzel kokulu bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
yağ
Vazelin, mazot gibi fizik nitelikleriyle yağları andıran ve sanayide kullanılan mineral madde
yağ
Itırlı bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
yağdırma
Yağdırmak işi
yağdırmak
Favoriten