to-run

listen to the pronunciation of to-run
Englisch - Türkisch

Definition von to-run im Englisch Türkisch wörterbuch

leg
{i} bacak

Molada bacaklarımı germek için kalktım. - During the intermission I got up to stretch my legs.

Bacaklarım acıyor çünkü bugün çok yürüdüm. - My legs hurt because I walked a lot today.

to run
{f} koşmak

Ben treni yakalamak için gerçekten koşmak zorunda kaldım. - I really had to run for it to catch the train.

Ben istasyona kadar koşmak zorunda kaldım. - I had to run to the station.

leg
(Matematik) dikkenar
leg
fasıla
leg
(giysi) bacağı örten bölüm
leg
(eşya) ayak
to run
tükene
leg
{i} raund
leg
{i} but
leg
{f} koşmak
leg
mobilya ayağı
leg
pergel ayağı
leg
{i} ayak (masa vs.)
leg
(isim) bacak, but, ayak (masa vs.), üçgenin taban olmayan kenarı, etap, raund, ayak (yarış)
leg
briç veya spor karşılaşmalarında kazanılan ilk oyun
leg
{i} etap
leg
legofmutton sail üç köşeli bi
leg
leg of mutton koyun budu
leg
{i} (mobilyada/pergelde) ayak
leg
bacak vazifesi gören şey
leg
ayak

Benim ellerim ve ayaklarım şişti. - My hands and legs are swollen.

Ayakları kırık sandalyeleri at. - Throw away the chairs whose legs are broken.

Türkisch - Türkisch

Definition von to-run im Türkisch Türkisch wörterbuch

torun
Bir kimseye göre çocuğunun çocuğu: "Onun torunu koşarak yanına gelir, yüzünü, gözlerini öper!"- A. Ş. Hisar
Torun
(Osmanlı Dönemi) NEVADE
Torun
(Osmanlı Dönemi) NAFİLE
Torun
sıbt
Torun
neve
Torun
hafid
Torun
(Osmanlı Dönemi) VERA
torun
Bir kimseye göre çocuğunun çocuğu
torun
ç. Aynı soydan gelenler: "... mademki hepimiz Âdem'le Havva'nın torunlarıyız..."- A. İlhan
torun
Aynı soydan gelenler
Englisch - Englisch
renne
leg
Türkisch - Englisch

Definition von to-run im Türkisch Englisch wörterbuch

torun
descendant

He was a descendant of Julius Caesar. - O, Julius Caesar'ın torunu.

We want to leave our descendants a clean and green earth. - Torunlarımıza temiz ve yeşil bir dünya bırakmak istiyoruz.

torun
grandbaby
torun
grandchild

He sat surrounded by his grandchildren. - Torunları tarafından çevrilmiş şekilde oturdu.

The old man was accompanied by his grandchild. - Yaşlı adama torunu tarafından eşlik edildi.

torun
grandson

Tom is Mary's grandson. - Tom Mary'nin erkek torunudur.

The old man is always accompanied by his grandson. - Yaşlı adama her zaman torunu eşlik eder.

torun
grandkids
torun
granddaughter

The old lady smiled at her granddaughter. - Yaşlı bayan kız torununa gülümsedi.

She searched for her granddaughter who had been taken away. - O kaçırılan torununu aradı.

torun
offshoot
torun
grandchild, descendant
torun
grandchildren

An old man sat surrounded by his grandchildren. - Yaşlı bir adam etrafı torunlarıyla çevrili olarak oturdu.

I didn't know your grandchildren lived in Boston. - Torunlarının Boston'da yaşadığını bilmiyordum.

to-run

    Videos

    ... to decide whether your computer is running the software that you want it to run. Now, ...
    ... completely student-organized and student-run nonprofit. ...
Favoriten