İki köy birbirine bitişiktir.
- The two villages adjoin each other.
İki erkek kardeş birbirine gülümsedi.
- The two brothers smiled at each other.
Japonya ve Çin, pek çok yönden birbirinden farklıdır.
- Japan and China differ from each other in many ways.
Birbirimizi anlamaya çalışarak yakınlaşırız fakat sadece birbirimizi incitiriz ve ağlarız.
- We get closer, trying to understand each other, but just hurt each other and cry.
Birbirinizi tanıyor musunuz?
- Do you know each other?
Onlar birbirini çok iyi tanımıyorlar.
- They don't know each other very well.
Onlar birbirlerini aptal göstermeye çalıştılar.
- They tried to make each other look foolish.
Sanki yıllarca birbirlerini görmemişler gibi İki insan yürekten tokalaşıyorlardı.
- The two people were shaking hands heartily as if they had not seen each other for years.
Ne zaman tekrar birbirimizi görebiliriz?
- When can we see each other again?
Küçük kız kardeşim ve ben çok fazla kovalamaca oynardık. Birbirimizi kovalardık ve kovalayan kişi kovalanana dokunmaya çalışır ve ona Sen ebesin! diye seslenirdi.
- My little sister and I used to play tag a lot. We would chase each other, and the one chasing would try to tag the one being chased and yell: You're it!