i̇fadesi̇z

listen to the pronunciation of i̇fadesi̇z
Türkisch - Englisch

Definition von i̇fadesi̇z im Türkisch Englisch wörterbuch

ifade
statement

The evidence corresponds to his previous statement. - Kanıt, bir önceki ifadeye karşılık gelir.

She acknowledged that my statement was true. - O, benim ifademin gerçek olduğunu kabul etti.

ifade
expression

To raise one's name in later generations and thereby glorify one's parents, this is the greatest expression of filial piety. - Birinin adını daha sonraki kuşaklarda yükseltmek ve böylece birinin ebeveynlerini övmek, bu anne babaya saygının en büyük ifadesidir.

I was confused by her expression. - Onun ifadesi tarafından kafam karıştı.

ifadesiz
blank

Tom's face suddenly went blank. - Tom'un yüzü aniden ifadesizleşti.

ifadesiz
expressionless

Her face is always expressionless. - Onun yüzü her zaman ifadesiz.

ifadesiz
vacant
ifadesiz
straight faced
ifadesiz
inexpressive
ifadesiz
unmeaning
ifadesiz
dead pan
ifadesiz
vacuous
ifadesiz
unmarked
ifadesiz
sphinxlike
ifadesiz
deadpan, expressionless
ifadesiz
toneless
ifade
expression; expression, look; statement, evidence, deposition, testimony
ifade
{i} term
ifade
{i} utterance
ifade
{i} phrase

The phrase is meant to insult people. - İfade insanlara hakaret etmek anlamına gelir.

He explained the literal meaning of the phrase. - O, ifadenin tam anlamını açıkladı.

ifade
affirmation
ifade
wording

I have to think about it. I'll try to find another wording. - Düşünmek zorundayım. Başka bir ifade tarzı bulmayı deneyeceğim.

I admit, my wording is a bit direct. - İfademin biraz doğrudan olduğunu itiraf ediyorum.

ifade
dixit
ifade
expressional
ifade
(Kanun) assertion
ifade
expo
ifade
mention
ifade
testimony

Tom recanted his testimony. - Tom ifadesini geri aldı.

Layla's testimony shocked the court. - Leyla'nın ifadesi mahkemeyi şok etti.

ifade
(Kanun) plea

Please feel free to express yourself. - Lütfen kendinizi ifade etmekten çekinmeyin.

Express yourself as you please! - İstediğiniz gibi kendinizi ifade edin.

ifade
connotation
ifade
strain
ifade
sign

Men sometimes perceive expressing emotions as a sign of weakness. - Erkekler duyguları ifade etmeyi bazen bir zayıflık işareti olarak algılarlar.

Expressing your feelings is not a sign of weakness. - Duygularını ifade etmek, zayıflık belirtisi değildir.

ifade
evidence

The evidence corresponds to his previous statement. - Kanıt, bir önceki ifadeye karşılık gelir.

ifadesiz
unexpressive
ifadesiz
in repose
güzel ama ifadesiz yüzlü kimse
wax doll
ifade
denotation
ifade
slang affair, business
ifade
enunciation
ifade
deposition
ifade
recital of fact
ifade
voice

There was a scornful note in his voice. - Sesinde küçümseyen bir ifade vardı.

ifade
proposition
ifade
law testimony; deposition
ifade
what someone says: Münci'nin ifadesine göre evde kimse yoktu. According to Münci, no one was in the house
ifade
expression, way of expressing oneself; way of speaking; way of writing
ifade
locution
ifade
declaration
ifade
(facial) expression
ifade
signification
ifade
recital
ifade
import

Sami's testimony was extremely important. - Sami'nin ifadesi son derece önemliydi.

I cannot express enough the importance of grammatical accuracy. - Gramer doğruluğunun önemini yeterince ifade edemem.

ifade
embodiment
ifade
note

There was a scornful note in his voice. - Sesinde küçümseyen bir ifade vardı.

ifadesiz bakış
a blank look
ifadesiz surat
poker face
ifadesiz yüz
dead pan
Türkisch - Türkisch

Definition von i̇fadesi̇z im Türkisch Türkisch wörterbuch

ifade
Mahkemede tanık ve sanıkların olay hakkında sözlü açıklamaları
ifade
Mahkemede tanık ve sanıkların olay hakkında sözlü açıklamaları: "Onun ifadesini henüz dosyada görmedim."- A. İlhan
ifade
Anlatım
ifade
Deyiş
ifade
Bir duyguyu yüz aracılığıyla anlatan belirtilerin bütünü: "Sakalı yeni çıkmış yüzünde çocukça ifadeler uçuyordu."- S. F. Abasıyanık
ifade
Dışa vurum
ifade
Deyiş: "Not ettiklerimi bir ağzın ifadesi şekline sokarak size okutacağım."- S. M. Alus
ifade
Bir duyguyu yüz aracılığıyla anlatan belirtilerin bütünü
ifâde
(Osmanlı Dönemi) ifâdenin güzelliği
İFADE
(Osmanlı Dönemi) Anlatmak. Söylemek
İFADE
(Osmanlı Dönemi) Fayda vermek, fayda tutmak
i̇fadesi̇z
Favoriten