güvenen

listen to the pronunciation of güvenen
Türkisch - Englisch
trustful
trusting

Tom says I'm too trusting. - Tom çok güvenen olduğumu söylüyor.

reliant
relying on
fiducial
güven
confidence

When we are praised, we gain confidence. - Övüldüğümüz zaman güven kazanırız.

Don't lose confidence, Mike. - Güvenini kaybetme, Mike.

güven
faith

You should have more faith in yourself. - Kendine daha çok güvenin olmalı.

He will not steal my money; I have faith in him. - O, benim paramı çalmaz, ona güvenim var.

güven
safety

Tom became concerned about Mary's safety. - Tom, Mary'nin güvenliği hakkında endişelendi.

She kept her valuables in the bank for safety. - Güvenlik için kadın, değerli şeylerini bankada sakladı.

güven
trust

Although I trusted the map, it was mistaken. - Haritaya güvenmeme rağmen o hatalıydı.

Lawyers and auto mechanics are the people I trust the least. - Avukatlar ve oto tamircileri en az güvendiğim insanlardır.

güven
reliance
güven
{i} credit

Tom deserves a bit of credit. - Tom biraz güveni hak ediyor.

Tom obviously deserves credit. - Tom açıkçası güveni hak ediyor.

güven
credence

Her tears gave more credence to the story. - Onun gözyaşları hikayeye daha güven verdi.

kendine güvenen
self-confident
kendine güvenen
confident

Tom isn't so confident. - Tom çok kendine güvenen değil.

We were pretty confident. - Biz oldukça kendine güvenendik.

güven
rely on

You can certainly rely on him. - Kesinlikle ona güvenebilirsiniz.

I know you can rely on him for transportation. - Ulaşım için ona güvenebileceğinizi biliyorum.

güven
trust in

We have no trust in him. - Bizim ona güvenimiz yok.

Tom has absolute trust in Mary. - Tom'un Mary'ye mutlak güveni var.

güven
trust, confidence, reliance, faith, credit; security, safety
güven
{f} trusting

Trusting yourself is the key to success. - Kendine güvenmek başarının anahtarıdır.

He's open and trusting. - O açık ve güvenilirdir.

güven
{f} trusted

Would you like to become a trusted user? - Güvenilir bir kullanıcı olmak istiyor musunuz?

Although I trusted the map, it was mistaken. - Haritaya güvenmeme rağmen o hatalıydı.

güven
{i} belief
güven
reliability

I can assure you of his reliability. - Onun güvenirliği konusunda sizi temin ederim.

In other words, reliability is impossible unless there is a natural warmth. - Diğer bir deyişle, doğal bir sıcaklık olmadığı sürece, güvenilirlik mümkün değildir.

güven
trustworthiness
güven
count on

May I count on you to get me the job? - Bana işi vermeniz için size güvenebilir miyim?

You can count on him. - Ona güvenebilirsiniz.

güven
(Askeri) credit guaranty
herkese güvenen
trustful
herkese güvenen
confiding
kendine güvenen
self-reliant
kendine güvenen
assertive
kendine çok güvenen
self-assertive
güven
lean on

Don't lean on your friends for help. - Yardım için arkadaşlarınıza güvenmeyin.

güven
dependence
güven
rely upon

He is a man you can rely upon. - O, güvenebileceğin bir adamdır.

You can rely upon him. - Ona güvenebilirsiniz.

güven
reckon on

He's a reliable man, you can reckon on him. - O güvenilir bir adam, ona güvenebilirsin.

güven
{f} mistrust

It is more ignominious to mistrust our friends than to be deceived by them. - Arkadaşlarımıza güvenmemek onlar tarafından aldatılmaktan daha aşağılayıcıdır.

The old woman looked at me with surliness and mistrust. - Yaşlı kadın bana somurtkanlık ve güvensizlikle baktı.

güven
bank on
bilek gücüne güvenen
the one who relies on brute force
itimad eden. güvenen
itimad that. trusting
itimad eden. inanan. güvenen
itimad that. to believe. trusting
Güven
(isim) Trust, confidence, reliance
güven
affiance
güven
sureness
güven
feeling of being safe or secure
güven
positiveness
güven
{i} dependance
güven
assurance

I always hear assurances about economic recovery, but I still haven't seen it. - Ben her zaman ekonomik iyileşme hakkında güvence duyuyorum, ama ben hâlâ onu görmedim.

I've been given assurances. - Bana güvenceler verildi.

güven
courage

Because I admired his courage, I trusted him. - Onun cesaretine hayran olduğum için, ona güvendim.

His courage impressed me enough for me to trust him. - Onun cesareti ona güvenmem için beni yeterince etkiledi.

güven
trust, reliance, confidence
güven
anchorage
güven
repose
kendine aşırı güvenen
overconfident

You're overconfident. - Sen kendine aşırı güvenensin.

You were overconfident. - Sen kendine aşırı güvenendin.

kendine güvenen
self-assured
kendine güvenen
self reliant
kendine güvenen
reliant
kendine çok güvenen
self assertive
kendine çok güvenen
overconfident

Tom was overconfident. - Tom kendine çok güvenendi.

kendine çok güvenen
presumptuous
kendine çok güvenen
presuming
kendine çok güvenen
assertive
kesesine güvenen
purse proud
şansına güvenen
happy go lucky
güvenen
Favoriten