Tom began to wonder how Mary always seemed to know where he'd been.
- Tom Mary'nin onun nerede olduğunu nasıl her zaman biliyor gibi göründüğünü merak etmeye başladı.
I got together with her mainly because we seemed to share the same feelings about things.
- Daha çok şeyler hakkında aynı hisleri paylaşıyor gibi göründüğümüzden onunla anlaşmaya vardım.
He appeared in many movies.
- O, pek çok filmde göründü.
The grey man appeared in the doorway.
- Gri adam kapıda göründü.
The story appears to be true.
- Hikâye doğru görünüyor.
She failed to appear.
- Görünen o ki kız başarısız oldu.
Your plan seems better than mine.
- Senin planın benimkinden daha iyi görünüyor.
Your suggestion seems reasonable.
- Önerin mantıklı görünüyor.
The world is a place of seemingly infinite complexity.
- Dünya görünüşte sonsuz karmaşanın olduğu bir yer.
Seemingly impossible things sometimes happen.
- Görünüşte imkansız şeyler bazen olur.
Tom and Mary seem to be suited for each other.
- Tom ve Mary birbirleri için uygun görünüyorlar.
You seem to be a little under the weather.
- Biraz keyifsiz gibi görünüyorsun.