görünüşte

listen to the pronunciation of görünüşte
Türkisch - Englisch
apparently

Tom is apparently guilty of falsifying records. - Tom kayıtları tahrif ettiği için görünüşte suçlu.

Tom is apparently dating a girl named Mary. - Tom görünüşte Mary adlı bir kızla çıkıyor.

seemingly

The world is a place of seemingly infinite complexity. - Dünya görünüşte sonsuz karmaşanın olduğu bir yer.

Seemingly impossible things sometimes happen. - Görünüşte imkansız şeyler bazen olur.

ostensibly
in appearance

He is wealthy in appearance but not in reality. - O görünüşte varlıklı fakat gerçekte değildir.

The boy faintly resembled his father in appearance. - Oğlan görünüşte hafifçe babasına benziyordu.

on the face of it
outward
outwards
on the surface

He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator. - Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.

This problem seems to be easy on the surface, but it's really difficult. - Bu sorun görünüşte kolay gibi görünüyor ama o gerçekten zor.

apparently, as far as can be seen, judging by appearances
apparently, seemingly
outwardly
surface

He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator. - Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.

This problem seems to be easy on the surface, but it's really difficult. - Bu sorun görünüşte kolay gibi görünüyor ama o gerçekten zor.

(İnşaat) pseudo
superficially
seeming

The world is a place of seemingly infinite complexity. - Dünya görünüşte sonsuz karmaşanın olduğu bir yer.

Seemingly impossible things sometimes happen. - Görünüşte imkansız şeyler bazen olur.

a seemingly
ostensible
görünüşte iyi olan
specious
görünüşte olan
apparent
görünüşte önemli değersiz buluş
mare's nest
görün
appear

I find her appearance attractive. - Onun görünümünü çekici bulurum.

The girl appeared sick. - Kız hasta görünüyordu.

görün
seem

Your plan seems better than mine. - Senin planın benimkinden daha iyi görünüyor.

It seems to me that you are wrong. - Bana öyle görünüyor ki sen hatalısın.

görün
{f} seeming

The world is a place of seemingly infinite complexity. - Dünya görünüşte sonsuz karmaşanın olduğu bir yer.

Seemingly impossible things sometimes happen. - Görünüşte imkansız şeyler bazen olur.

görün
seem to be

Tom and Mary seem to be suited for each other. - Tom ve Mary birbirleri için uygun görünüyorlar.

Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science. - Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.

görün
{f} emerging
dış görünüşte
on the surface
görün
loom
Türkisch - Türkisch
Dıştan göründüğüne göre, görünene inanmak gerekirse, görünene bakılırsa
zahirde
görünüşte
Favoriten