Dolap kapağını sola doğru açın , şişeler oradadır.
- Mach den Schrank auf der linken Seite auf, dort sind die Flaschen.
Artık orada yaşamıyor.
- Sie lebt dort nicht mehr.
Sanırım oradaki kızı tanıyorum.
- Ich glaube, ich kenne das Mädchen dort.
Tom oraya yalnız gitmek zorunda kaldı.
- Tom musste allein dorthin.
Doğruca oraya gidiyoruz!
- Gehen wir dort entlang!
Bu yol sizi oraya götürür.
- This road leads you there.
Haydi Arianna, hızlan, yoksa asla oraya ulaşamayacağız!
- Come on, Arianna, speed up or we'll never get there!
Yıllar önce orada bir kale vardı.
- There was a castle here many years ago.
Onlar orada garip bir hayvan gördü.
- They saw a strange animal there.
Parkta kuşlar burada şurada ötüyorlar.
- Birds are singing here and there in the park.
Şurada gazete okuyan adam benim dayım.
- The man reading a paper over there is my uncle.
O yerde birçok insan kalıntısı vardı.
- There were a lot of human remains in that place.
Masanın üzerinde bir kedi var.
- There's a cat on the table.
Evimin arkasında bir kilise var.
- There is a church at the back of my house.
O konuda hiçbir sorun yoktu.
- There was no question about that.
O konuda hiçbir şüphe yok.
- There's no doubt about it.
Oradaki o ev Tom'un yaşadığı yerdir.
- That house over there is where Tom lives.
Oradaki erkek çocuk Tom'un erkek kardeşi olmalı.
- That boy over there will be Tom's brother.
İşten sonra bir parti var.
- There's a party after work.
İşte hocamız geliyor.
- There comes our teacher.
Oralarda bir yerde bir çay molası verelim.
- Let's have a tea break somewhere around there.
Yarın Kaşgar'a ya da oralarda bir yere varabilirim.
- I might arrive in Kashgar or somewhere thereabouts tomorrow.
Bunu bana yanıtla. Onu orada gördün mü?
- Answer me this. Did you see her there?
Orada ne olduğunu gördün mü?
- Did you see what happened out there?
Unzen dağı öylesine güzel bir yer ki birçok insan orayı ziyaret eder.
- Mt. Unzen is such a nice place that many people visit there.
Lütfen bugün orayı ziyaret et.
- Please visit there today.
You can't get lost in big cities; there are maps everywhere!
- In großen Städten kann man sich nicht verirren, dort gibt es überall Karten!
Are you just going to stand there all day?
- Wirst du dort den ganzen Tag stehen bleiben?
I know the boy standing over there.
- Ich kenne den Jungen, der dort drüben steht.
The airport is over there.
- Der Flughafen ist dort drüben.