aufträge

listen to the pronunciation of aufträge
Englisch - Türkisch

Definition von aufträge im Englisch Türkisch wörterbuch

tasks
(Dilbilim) ödev
works
(Askeri) bayındırlık
works
asar
assignments
görevler
jobs
işler

Binlerce insan işlerini kaybetti. - Thousands of people lost their jobs.

Çok sayıda öğrenci yarı zamanlı işler arıyor. - Many students are looking for part-time jobs.

orders
siparişler

Kataloğumuzda bulunanlara göre lütfen siparişlerinizi sınırlayın. - Please restrict your orders to what is in our catalog.

Onların siparişleri neydi? - What were their orders?

tasks
görevler

Askerî uçakların sadece yarısı savaşa katılabilir. Kalanlar ise başka görevler için kullanılır. - Only half of all military planes can fight. The rest are used for other tasks.

Belli görevler için bilgisayarım çok yararlı olabilir. - For certain tasks, my computer can be very useful.

purchase orders
(Bilgisayar) sipariş formları
tasks
(Askeri) HAREKAT GÖREVLERİ: Temel teşebbüsler ve topyekün stratejik tasarılardan ortaya çıkan safhalanmış harekat tasarılarını başarıyla uygulamak için yapılması gereken kara, deniz, ve hava görevleri, harekat görevleri tespit edilirken kimin, neyi, ne zaman, nerede, ne için ve nasıl yapacağı, mümkün olduğu kadar, belirtilmiş olmalıdır. Harekat görevleri iki kategoriye ayrılır: a. İlk harekat görevleri (intial operatıons); b. Müteakip harekat görevler (subsequent operations)
works
{i} fabrika

Benim babam bir fabrikada çalışır. - My father works in a factory.

Babam bir fabrika için çalışmaktadır. - My father works for a factory.

works
{i} çalışmalar

Onun çalışmalarından hiçbirini görmedim. - I have seen neither of his works.

Picasso'nun çalışmalarını severim. - I like the works of Picasso.

works
{i} eserler

Tom'un eserlerde çok sayıda projesi var. - Tom has a lot of projects in the works.

Ressam birçok güzel sanat eserleri üretir. - The painter produces many fine works of art.

works
{i} tesis

Beton karma tesisi sadece şantiyeden bir mil uzakta. - The concrete mixing plant is just a mile from the worksite.

Karıştırma tesisinden şantiyeye beton taşımak için doksan dakikamız var. - We have ninety minutes to carry the concrete from the mixing plant to the worksite.

works
{i} yapıtlar
works
(isim) fabrika, imalathane, iş, atölye, işler, eserler, yapıtlar, çalışmalar, tesis, yapı, istihkâm
works
{i} atölye

Atölyesinde bir tablo yapıyor. - He's making a table in his workshop.

Dan treni bir bakım atölyesine sürdü. - Dan drove the train to a maintenance workshop.

works
work işle/çalıştır/çalış
works
{i} imalathane
works
{i} işler

Birisi işleri baltaladı. - Someone's put a spanner in the works.

Ben işlerin kontrolünü aldım. - I got control of the works.

works
parça/eser/iş