The two ladies smiled at each other.
- İki leydi birbirine gülümsedi.
The two villages adjoin each other.
- İki köy birbirine bitişiktir.
We should try to understand one another.
- Biz birbirimizi anlamaya çalışmalıyız.
It is our duty to help one another.
- Birbirimize yardım etmek bizim görevimizdir.
My little sister and I used to play tag a lot. We would chase each other, and the one chasing would try to tag the one being chased and yell: You're it!
- Küçük kız kardeşim ve ben çok fazla kovalamaca oynardık. Birbirimizi kovalardık ve kovalayan kişi kovalanana dokunmaya çalışır ve ona Sen ebesin! diye seslenirdi.
Japan and China differ from each other in many ways.
- Japonya ve Çin, pek çok yönden birbirinden farklıdır.
Everything is interconnected.
- Her şey birbirine bağlıdır.
Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected.
- Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.
The three boys looked at one another.
- Üç genç birbirine baktı.
Tom and Mary depended on one another.
- Tom ve Mary birbirine bağlıdır.