Tom ve Mary birbirine sürekli yalan söyler.
- Tom and Mary lie to each other all the time.
İki leydi birbirine gülümsedi.
- The two ladies smiled at each other.
Bu iki çizgi birbirini dik açıyla kesmektedir.
- These two lines cut across each other at right angles.
Birbirimizi anlamaya çalışarak yakınlaşırız fakat sadece birbirimizi incitiriz ve ağlarız.
- We get closer, trying to understand each other, but just hurt each other and cry.
Onlar birbirini çok iyi tanımıyorlar.
- They don't know each other very well.
Birbirinizi tanıyor musunuz?
- Do you know each other?
İki erkek çocuk birbirlerini suçlamaya başladı.
- The two boys began to blame each other.
Sanki yıllarca birbirlerini görmemişler gibi İki insan yürekten tokalaşıyorlardı.
- The two people were shaking hands heartily as if they had not seen each other for years.
Ne zaman tekrar birbirimizi görebiliriz?
- When can we see each other again?
Birbirimizi anlamaya çalışarak yakınlaşırız fakat sadece birbirimizi incitiriz ve ağlarız.
- We get closer, trying to understand each other, but just hurt each other and cry.