çatma

listen to the pronunciation of çatma
التركية - الإنجليزية
basting (pieces of cloth) together
tying on (a cloth worn around the forehead)
a kind of cloth used to cover chairs
piece of cloth that is basted or tacked to another piece of cloth
declamation
putting up (a framework of poles and timbers)
prov. head scarf, kerchief
stacking, piling (arms); propping (poles, etc.) together (as one would stack rifles)
attack
frame, framework
erecting (something) in a makeshift manner
scolding, berating
assembly; construction; assembled
assembled
(Arkeoloji,Sanat) framework
çatma kaş
eyebrows that are joined
çatma kiriş
flitch beam
çatma sütun
built-up column
kaş çatma
scowl
derme çatma
rambling
kaş çatma
frowning
çatmak
walk into
derme çatma
crazy
kesik çatma
(Matematik) truncated pyramid
çatmak
pile
çatmak
take
çatmak
foul
çatmak
start
çatmak
lash
çatmak
(Dilbilim) lay into
çatmak
(Dilbilim) come up against
çatmak
come up
çatmak
impinge on
çatmak
(Dilbilim) lace into
çatmak
stack
çatmak
tilt at
çatmak
tack
çatmak
lash oneself into a fury
Gelip çatma
Advent
derme çatma
hastily put up
derme çatma
jerrybuilt, rambling
derme çatma
jerry-built
derme çatma
scrappy
derme çatma
scratchy
derme çatma
scratch
derme çatma
1. gathered at random, with nothing special in common. 2. made of odds and ends; jerry-built
derme çatma
patchy
derme çatma ev
jerry built house
derme çatma ev yapan müteahhit
jerry builder
derme çatma şey
patchwork
kaş çatma
knitting the eyebrow
çatmak
jump at
çatmak
to hit, bump
çatmak
to stack, pile (arms); to prop (poles, etc.) together (as one would stack rifles)
çatmak
jump on
çatmak
to erect (something) in a makeshift manner
çatmak
to knit (one's brows)
çatmak
wrinkle
çatmak
run against
çatmak
to stack, to pile; to baste together, to tack; to attack, to tilt at, to pick a quarrel with; to come up; to wrinkle, to knit
çatmak
lash into
çatmak
knit
çatmak
to scold, berate
çatmak
to put up (a framework of poles or timbers)
çatmak
to encounter, chance upon (someone)
çatmak
to ingratiate oneself with, get in with, cozy up to
çatmak
to baste (pieces of cloth) together, tack (pieces of cloth) together
çatmak
wrinkle up
çatmak
attack
çatmak
be up against
çatmak
slap
çatmak
to put (a load) on both sides of (a pack animal)
çatmak
(for a time) to come round, be upon one. Çattık! (Konuşma Dili) We're in for it now!
çatmak
to meet with, come up against, run up against (someone or something unpleasant)
çatmak
(tüfekleri) stack
çatmak
to tie on (a cloth worn around the forehead)
çatmak
inveigh
çatmak
{f} fall foul of
التركية - التركية
Gemilerin çarpışması
Yörük çadırı
Duvarları ağaç gövdesinden birbirine takılarak ve çivisiz olarak yapılan yayla evi
Evin köşe kısmı
Döşemelik bir kumaş cinsi
Bir cins döşemelik kumaş
çatı, dam, kubbe
Ahşap evlerde iki odayı ayırmak ta kullanılan tahta perde
Semerin ağaç kısmı
Provada geçici olarak bir giysiye iliştirilmiş olan parça
Bir çeşit döşemelik kumaş
Birbirine dikme, birleştirme
Harman zamanı
Heykel yapımında çamuru ayakta tutan tel iskelet
üzeri dal ve hasırla örtülmüş kulübe, çardak
Çatmak işi
Ahşap yapılarda ağaç iskeletin temel parçaları
çatma kaş
Aralarında kılsız yer olmayıp birbirine kavuşmuş olan kaşlar
çatmak
(-e durum ekiyle kullanılan fiil) Üzücü olaylarla karşılaşmak: "Hacı Mustafa bağırıyor, ömründe böyle bir işe çatmadığını söylüyordu."- R. H. Karay
çatmak
(-e durum ekiyle kullanılan fiil) Birine sert sözle söylemek veya yazılar yazmak: "Böyle söyler de sonra yemek biraz azca çıkarsa, yahut pek düzgün olmasa, aşçıya çatacak gibi olur."- M. Ş. Esendal
çatmak
Bir şeyi yapmak için gerekli parçaları bir araya getirmek: "Koca bir nahiye titreştik, ödünsüz yattık / O büyük mektebi gördün ya, kışın biz çattık."- M. A. Ersoy
çatmak
(yükü hayvana) İki yanlı yüklemek
çatmak
(kaş, yüz için) Sertlik, öfke bildiren bir duruma sokmak: "Komiser o yana doğru geldiğinden polis kaşlarını çattı."- H. Taner
çatmak
(-e durum ekiyle kullanılan fiil) Rastlamak, karşılaşmak: "Nerden çattım böylesi bir güzele..."- C. S. Tarancı. 10
çatmak
Değnek, kılıç, tüfek gibi uzun şeylerden birkaç tanesini, tepelerinden birbirine çaprazlama dayayarak durdurmak: "Avlusunda silâhlarını çatmış, ayaklarını germiş askerler var."- F. R. Atay
çatmak
(başa yemeni, çatkı, yazma gibi şeyleri) Bağlamak
çatmak
(kereste vb. gereci) Birbirine tutturmak
derme çatma
Önemsiz, değersiz
derme çatma
Gelişigüzel toplanmış, aralarında uygunluk bulunmayan
derme çatma
Değersiz gereçlerle özensiz olarak yapılmış
çatmak
Birbirine tutturmak
çatmak
Üzücü olaylarla karşılaşmak
çatmak
Bir şeyi yapmak için gerekli parçaları bir araya getirmek
çatmak
Bağlamak
çatmak
Sırası gelmek, zamanı gelmek
çatmak
İki yanlı yüklemek
çatmak
Sertlik, öfke bildiren bir duruma sokmak
çatmak
Gemiler birbirine çarpmak
çatmak
Rastlamak, karşılaşmak
çatmak
Değnek, kılıç, tüfek gibi uzun şeylerden birkaç tanesini, tepelerinden birbirine çaprazlama dayayarak durdurmak
çatmak
Birine sert sözle söylemek veya yazılar yazmak
çatma
المفضلات