yakalama

listen to the pronunciation of yakalama
التركية - الإنجليزية
catch

The traffic accident prevented me from catching the train. - Trafik kazası treni yakalamamı engelledi.

I really had to run for it to catch the train. - Ben treni yakalamak için gerçekten koşmak zorunda kaldım.

seizure
interception
snatch
clutch
acquisition
(Kanun) caption
(Bilgisayar) trapping
hit
grip
grapple
{i} grappling
grasp
prehension
yakalamak
{f} catch

Nick hurried to catch the bus. - Nick otobüsü yakalamak için acele etti.

We've got to catch the lion alive. - Biz aslanı canlı yakalamak zorundayız.

yakalamak
grab
yakala
caught

She would have fallen into the pond if he had not caught her by the arm. - Eğer onu kolundan yakalamasaydı, göletin içine düşmüş olacaktı.

I was caught in the rain on my way home. - Eve dönerken yağmura yakalanmıştım.

yakalamak
{f} snatch
yakalamak
intercept
yakala
catch

She won't leave the room, because she doesn't want to catch another cold. - O, başka bir soğuk algınlığına yakalanmak istemediğinden dolayı odadan ayrılmayacak.

Laws are like cobwebs, which may catch small flies, but let wasps and hornets break through. - Yasalar örümcek ağı gibidir, küçük sinekleri yakalayabilirler fakat yaban arısı ve eşek arılarının geçmesine izin verirler.

yakalamak
seize
yakala
{f} capture

They would capture as many people as possible. - Onlar mümkün olduğu kadar çok sayıda insan yakalardı.

We want to capture all the uniqueness of each language. And we as well want to capture their evolution through time. - Biz her dilin tüm benzersizliğini yakalamak istiyoruz. Ve biz zaman içinde onların evrimini de yakalamak istiyoruz.

yakalamak
{f} clutch
yakalamak
{f} overtake
yakalamak
{f} take

It is easier to catch an escaped horse than to take back an escaped word. - Kaçmış bir atı yakalamak söylenmiş bir sözü geri almaktan daha kolaydır.

yakalamak
catch up with

She has to study hard and catch up with everybody in her class. - Sıkı çalışıp sınıfındaki herkesi yakalamak zorunda.

I ran as fast as possible to catch up with her. - Onu yakalamak için mümkün olduğu kadar hızlı koştum.

yakalamak
{f} cop
yakalamak
apprehend
elektron yakalama
(Jeoloji) electron capture
video yakalama
(Bilgisayar) video capture
yakala
snare

A fox was caught in the snare. - Kapanda bir tilki yakalandı.

A fox isn't caught twice in the same snare. - Bir tilki aynı tuzakta iki kez yakalanmaz.

yakala
(Bilgisayar) catch up

She has to study hard and catch up with everybody in her class. - Sıkı çalışıp sınıfındaki herkesi yakalamak zorunda.

We'll catch up later. - Daha sonra yakalayacağız.

yakalamak
pick up
yakalamak
catch up

Tom ran to catch up to Mary. - Tom, Mary'yi yakalamak için koştu.

She has to study hard and catch up with everybody in her class. - Sıkı çalışıp sınıfındaki herkesi yakalamak zorunda.

yakalamak
lay hands on
yakalamak
take up
yakalamak
(deyim) come up with
yakalamak
acquire
yakalamak
get one's hands on
yakalamak
take hold of
yakalamak
become up-to-date
yakalamak
gripe
yakalamak
lay

Man is the only creature that consumes without producing. He does not give milk, he does not lay eggs, he is too weak to pull the plough, he cannot run fast enough to catch rabbits. - İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurtlamaz, pulluğu çekmek için çok zayıf, tavşanları yakalamak için yeterince hızlı koşamaz.

yakalamak
snag
yakalamak
entoil
yakalamak
hand

He put up his hand to catch the ball. - Topu yakalamak için elini kaldırdı.

It is difficult to catch a rabbit by hand. - Bir tavşanı elle yakalamak zordur.

yakalamak
{f} nail
yakala
nab

The robber was nabbed this morning. - Soyguncu bu sabah yakalandı.

yakala
{f} collar

He grabbed me by the collar. - O, beni yakamdan yakaladı.

Tom grabbed Mary by the collar. - Tom, Mary'yi yakasından yakaladı.

yakala
{f} capturing

I have created a perfect plan for capturing that crafty animal. - O kurnaz hayvanı yakalamak için mükemmel bir planı oluşturdum.

yakala
{f} grapple
yakala
{f} grappling
yakala
{f} nabbed

The robber was nabbed this morning. - Soyguncu bu sabah yakalandı.

yakala
{f} catching

Washing your hands regularly is a good way to prevent catching some diseases. - Ellerinizi düzenli olarak yıkama bazı hastalıklara yakalanmayı önlemek için iyi bir yoldur.

They succeeded in catching the tiger alive. - Kaplanı canlı yakalamayı başardılar.

yakalamak
stalk
yakalamak
grip
yakalamak
nab
yakalamak
capture

We want to capture all the uniqueness of each language. And we as well want to capture their evolution through time. - Biz her dilin tüm benzersizliğini yakalamak istiyoruz. Ve biz zaman içinde onların evrimini de yakalamak istiyoruz.

Tom took part in a scheme set by the police to capture the serial murderer. - Tom seri katili yakalamak için polis tarafından düzenlenen bir entrikaya katıldı.

yakalamak
run in
yakalamak
grasp
yakalamak
collar
yakala
captured

If jumps too high the rat - it's captured by the cat. - Fare çok yükseğe sıçrasa da, kedi tarafından yakalanır.

The boy captured the bird with a net. - Çocuk bir ağ ile kuşu yakaladı.

yakala
acquire
yakalamak
nick

Nick hurried to catch the bus. - Nick otobüsü yakalamak için acele etti.

yakalamak
arrest
yakalamak
catch off
boğazından yakalama
stranglehold
dağılma emisyonu tespiti yakalama sstemi
(Askeri) spurious emission detection acquisition system
manuel yakalama
manual acquisition
veri yakalama
data capture
yakala
overtook
yakala
sick him
yakala
catsh
yakala
nail

Where did you nail them? - Onları nerede yakaladın?

I think you nailed it. - Sanırım onu yakaladın.

yakala
overtaken
yakala
overtake
yakalamak
pull up to
yakalamak
entrap
yakalamak
catch up on
yakalamak
{f} tackle
yakalamak
claw hold of
yakalamak
{f} nobble
yakalamak
take&advantage&of
yakalamak
embrace
yakalamak
{f} trap

We set out traps for catching cockroaches. - Hamam böceklerini yakalamak için tuzaklar kurduk.

He set a trap to catch the animal. - Hayvanı yakalamak için bir tuzak kurdu.

yakalamak
snap up
yakalamak
mesh
yakalamak
bag
yakalamak
get hold of
yakalamak
to spot, detect, notice, see
yakalamak
{f} grapple
yakalamak
seize on
yakalamak
(Hukuk) to seize
yakalamak
(av) account
yakalamak
to catch, to collar; to grip, to grasp, to seize; to seize, to nail, to nab; (avcı) to bag; to arrest, to run sb in; to stop (sb going)
yakalamak
to catch; to collar, nab; to seize, grab, get hold of
yakalamak
to catch (fish, birds, etc.)
yakalamak
hook
yakalamak
{f} pinch
yakalamak
catch hold of
yakalamak
capture , trap
yakalamak
to regard (someone) as responsible, hold (someone) responsible
التركية - التركية
Sanığın yargıç kararı olmaksızın hürriyetinin kısıtlanmasını doğuran koruma önlemi: "Yakalama veya tutuklama sebepleri ... hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir."- Anayasa
Yakalamak işi
Sanığın yargıç kararı olmaksızın hürriyetinin kısıtlanmasını doğuran koruma önlemi
yakalamak
Bir kimsenin gitmesini engellemek; durdurmak
Yakalamak
enselemek
suçüstü yakalama
Suç işleyenin suçu işlediği sırada veya hareketinden çok az önce yakalanması
yakalamak
Bir kimseyi hoşa gitmeyecek bir durumda bulmak, bir kimsenin suçu ortaya çıkmak
yakalamak
Bir kimsenin suçluluğunu gösteren söz, bakış veya işareti fark etmek
yakalamak
Arayarak veya rastlantı sonucu bulup bağlantı kurmak
yakalamak
Söz, bakış veya işareti fark etmek
yakalamak
Bir kimseyi veya bir şeyi elle tutmak: "Üç ince dalı birleştirerek sıkıca yakaladım."- R. H. Karay
yakalamak
Bir kimseyi veya bir şeyi elle tutmak
yakalamak
Bir kimsenin gitmesini engellemek, durdurmak: "Bu defa Tevfik'i dükkânın kapısında yakaladılar, aynı şeyi ona açtılar."- H. E. Adıvar
yakalamak
Birdenbire etkisi altına almak
yakalamak
Kaçan kimseyi ele geçirmek, derdest etmek
yakalamak
Arayarak veya rastlantı sonucu bulup bağlantı kurmak: "Zehra, Yorgaki'nin müziğini herhangi bir yerinden yakalıyor."- A. İlhan
yakalamak
Belirlemek, anlamak
yakalamak
Belirlemek, anlamak: "Kız onun zayıf damarını yakalamıştı."- T. Buğra
yakalama
المفضلات