yakınlaştırma

listen to the pronunciation of yakınlaştırma
التركية - الإنجليزية
(Hukuk) approximation, proximity
approximation
(Bilgisayar) zoom in
(Bilgisayar) zoom

She used a zoom lens. - O bir yakınlaştırma lensi kullandı.

This is the zoom button. - Bu yakınlaştırma tuşu.

{i} familiarizing
zooming
yakın
(İnşaat) near

After one or two large factories have been built in or near a town, people come to find work, and soon an industrial area begins to develop. - Kasabada veya kasabanın yakınında bir veya iki büyük fabrika kurulduysa, insanlar iş bulmaya gider, ve yakında bir endüstriyel alan büyümeye başlar.

I really look forward to your visit in the near future. - Yakın bir gelecekteki senin ziyaretini gerçekten dört gözle bekliyorum.

yakın
close

Where is the closest train station? - En yakın tren istasyonu nerede?

My house is close to a bus stop. - Evim otobüs durağına yakın.

yakın
recent

I haven't been in contact with Mr. Smith recently. - Yakın zamanda Bay Smith ile görüşmedim.

It happened quite recently. - O, oldukça yakın zamanda oldu.

yakın
adjacent
yakın
intimate

Tom was intimate with Mary. - Tom'un Mary'yle yakın ilişkisi vardı.

Sami and Layla were having an intimate relationship. - Sami ve Leyla yakın bir ilişki yaşıyorlardı.

yakın
akin
yakın
pending
yakın
(Hukuk) imminent

We think Tom might be in imminent danger. - Tom'un yakın tehlikede olabileceğini düşünüyoruz.

yakın
immediate

I don't have plans for my immediate future. - Yakın geleceğim için planlarım yok.

Are you in immediate danger? - Sen yakın tehlike içinde misin?

yakın
approximate

Åle, the world's oldest eel, just died. He was approximately 150 years old. - Dünyanın en yaşlı yılan balığı Åle yakın zamanda öldü. Yaklaşık olarak 150 yaşındaydı.

This is all very approximate. - Bunun hepsi çok yakın.

yakın
{i} relative

A stranger living nearby is better than a relative living far away. - Yakında yaşayan bir yabancı uzakta yaşayan bir akrabadan daha iyidir.

Tom is a close relative of mine. - Tom benim yakın bir akrabam.

Yakınlaştırmak
zoom
yakın
connate
yakın
close to

We live close to the station. - Biz istasyona yakın yaşarız.

The dog is close to death. - Köpek ölüme yakındır.

yakın
(Biyokimya) proximal
yakın
connected
yakın
para

His paralysis is progressing, and soon he won't be able to get out of bed. - Onun felci ilerliyor ve yakında yataktan çıkamayacak.

yakın
familiar

I wouldn't permit such familiarity. - Ben böyle yakınlığa izin vermezdim.

Layla grew up in Arabia and was very familiar with camels. - Leyla, Arabistan'da büyüdü ve develerle çok yakındı.

yakın
closer

Tom picked up the stamp and took a closer look. - Tom pulu aldı ve daha yakından baktı.

Tom took a closer look at it. - Tom, ona daha yakından baktı.

yakın
bemoan

When I had to learn English in school, at times I would bemoan all the irregularities and strange rules. - Okulda İngilizce öğrenmek zorunda kaldığımda zaman zaman tüm düzensizlik ve garip kurallardan yakınırdım.

yakın
proximate en
yakın
in approach
yakın
recent time
yakın
near future

There will be an energy crisis in the near future. - Yakın gelecekte bir enerji krizi olacak.

I really look forward to your visit in the near future. - Yakın bir gelecekteki senin ziyaretini gerçekten dört gözle bekliyorum.

yakın
in sight
yakın
neighboring
yakın
relation

Tom's uncomfortable with close personal relationships. - Tom, yakın kişisel ilişkilerden rahatsız.

What is your relationship to him? I'm his father. - Onunla yakınlığın nedir? Babasıyım.

yakın
within hail
yakın
next door
yakın
close-rage
yakın
(Biyokimya) epimer
yakın
akin to
yakın
nearby place
yakın
near-by
yakın
neighbourhood
yakın
friend

Dogs are man's closest friends. - Köpekler insanın en yakın arkadaşlarıdır.

We number him among our closest friends. - Biz onu en yakın arkadaşlarımız arasında sayıyoruz.

yakın
(deyim) hail-fellow-well-met
yakın
analogous
yakın
analogous with
yakın
at one's elbow
yakınlaştırmak
zoom in
yakın
beef about
yakın
pleasant
yakın
at close quarters
yakın
at hand

The appointed day is close at hand. - Kararlaştırılmış gün çok yakın.

Christmas is near at hand, isn't it? - Noel yakın, değil mi?

yakın
close range

Sami was shot at close range. - Sami yakın mesafeden vuruldu.

Layla shot Sami at close range. - Leyla yakın mesafeden Sami'yi vurdu.

yakın
complain about

We complain about our neighbors. - Biz komşularımız hakkında yakınıyoruz.

He has nothing to complain about. - Yakınmak için hiçbir nedeni yok.

yakın
vicinal
yakın
complain

She always complains of her teacher. - O her zaman öğretmeninden yakınır.

Tom complained that his back hurt. - Tom sırt ağrısından yakındı.

yakın
handy
yakın
pally
yakın
parallel
yakın
convenient

It's convenient to live so close to the train station. - Tren istasyonuna çok yakın yaşamak uygundur.

My house is located in a convenient place - near the train station. - Evim tren istasyonu yakınında, uygun bir yerde bulunur.

yakın
complain of
yakın
point-blank
yakın
close in

We haven't been close in years. - Yıllardır yakın olmamıştık.

yakın
nigh

The zombie apocalypse is nigh! - Zombi kıyameti yakın!

Last night there was a fire near here, and I couldn't sleep. - Dün gece buraya yakın bir yangın vardı ve uyuyamadım.

yakın
to close
yakın
not far
yakın
close of
yakınlaştırmak
zooming
sunucu yakınlaştırma
(Bilgisayar) server zoom
yakın
hard

Hardly anyone has seen this animal up close. - Neredeyse hiç kimse bu hayvanı yakından görmedi.

Tom has hardly any close friends. - Tom'un neredeyse hiç yakın arkadaşı yok.

yakın
connection

The individual stars in a constellation may appear to be very close to each other, but in fact they can be separated by huge distances in space and have no real connection to each other at all. - Bir takım yıldızındaki bireysel yıldızlar birbirlerine çok yakın görünebilir fakat aslında onlar uzayda büyük mesafelerle ayrılabilir ve birbirleriyle hiç gerçek bağlantısı yoktur.

Sami had very close connections to the crimes. - Sami'nin suçlarla çok yakın bağlantıları vardı.

yakın
by
yakın
very similar (to)
yakın
contiguous
yakın
relative, relation; close friend
yakın
towards
yakın
close, (friend) who is close to (someone)
yakın
within walking distance
yakın
near (to), nearby, close (to), close-by
yakın
nearby place: Yakınımızda oturuyor. She lives near us
yakın
near, close, neearby; akin (to), analogous (to/with); intimate; impending, imminent; nearby place, neighbourhood; friend, relation; recent time, near future
yakın
proximate
yakın
(arkadaş) thick
yakın
inseparable

They soon became inseparable. - Onlar yakında ayrılmaz oldular.

yakın
near at hand

Our entrance examination was near at hand. - Giriş sınavımız çok yakındı.

Christmas is near at hand, isn't it? - Noel yakın, değil mi?

yakın
along

I'm sure he'll be along soon. - Onun yakında geleceğinden eminim.

The old woman went, and soon returned along with the Princess. - Yaşlı kadın gitti ve yakında Prenses ile birlikte geri döndü.

yakın
kindred
yakın
toward

Tom has been very friendly toward me. - Tom bana karşı çok cana yakın.

The spiral galaxy closest to our Milky Way galaxy is Andromeda. Andromeda is over 2 million light-years away. Its central bulge and spiral arms are tilted toward us at a 15 degree angle. - Samanyolu galaksimize en yakın sarmal gökada Andromeda'dır. Andromeda 2 milyondan fazla ışık yılı uzaklıktadır. Onun orta çıkıntısı ve spiral kolları 15 derecelik açıyla bize doğru eğiktir.

yakın
bosom

Tom and Mary have been bosom friends for years. - Tom ve Mary yıllardır yakın arkadaş olmuşlardır.

yakın
within reach
yakın
{i} connexion
yakın
hard by
yakınlaştırmak
to cause (people) to become close/closer friends
yakınlaştırmak
to cause (things) to become close/closer to each other
التركية - التركية
Yakınlaştırmak işi
yakın
Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba: "Türkçe konuştuğu için bana kendi yakınlarımızdan biri hissini veren yaşlı garson yanımıza geldi."- Y. K. Karaosmanoğlu
Yakın
(Osmanlı Dönemi) EHAMM
Yakın
(Osmanlı Dönemi) NEYYİF
Yakın
(Hukuk) KARİB
yakın
Uzak olmayan yer
yakın
Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan: "Elli yaşında adam, ellisine yakın kadın..."- S. F. Abasıyanık
yakın
Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba
yakın
Uzak olmayarak: "Gazinoya girip çıkmakta veya kendine yakın bir başka masada oturmakta."- Y. K. Karaosmanoğlu
yakın
Aralarında sıkı ilgi bulunan
yakın
Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer) , uzak karşıtı
yakın
Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan
yakın
Benzeyen, andıran, yaklaşan
yakın
Uzak olmayarak
yakın
Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan
yakın
Benzeyen, andıran, yaklaşan: "Beş dönüme yakın bahçesi bir ormanı andırırdı."- Ö. Seyfettin
yakın
Az bir ara ile ayrılmış olan, uzak karşıtı
yakınlaştırmak
Aralarında sıkı ilgi veya duygusal bağ oluşmak
yakınlaştırmak
Yakın bir duruma getirmek, yaklaştırmak
yakınlaştırmak
Aralarında sıkı ilgi veya duygusal bağ oluşmak: "Kadının hastalığı esnasındaki hizmetlerim bizi birbirimize yakınlaştırmıştı."- R. N. Güntekin
yakınlaştırma
المفضلات