yakınlık

listen to the pronunciation of yakınlık
التركية - الإنجليزية
closeness
proximity
intimacy
affinity
familiarity
nearness, closeness; proximity; affinity, friendliness
immediacy
propinquity
connexion
kinship
closeness; warmth; rapport; sympathy
imminence
contiguity
adjacency
connection
relationship
terms
nearness, closeness, proximity
nearness
approximation
favour
concern
fondness
(Pisikoloji, Ruhbilim) affiliation
affection

I know you love me, but all I feel for you is just affection. - Beni sevdiğini biliyorum, ama senin için bütün hissettiğim sadece yakınlıktır.

He shows warm affection for his children. - O, çocukları için sıcak duygusal yakınlık gösteriyor.

chumminess
vicinity
nearliness
recency
similarity
camaraderie
yakın
close

Where is the closest train station? - En yakın tren istasyonu nerede?

My house is close to a bus stop. - Evim otobüs durağına yakın.

yakın
(İnşaat) near

He lived in a small town nearby. - Yakınlardaki küçük bir kasabada yaşıyordu.

After one or two large factories have been built in or near a town, people come to find work, and soon an industrial area begins to develop. - Kasabada veya kasabanın yakınında bir veya iki büyük fabrika kurulduysa, insanlar iş bulmaya gider, ve yakında bir endüstriyel alan büyümeye başlar.

yakınlık derecesi
closeness degree
yakınlık duymak
sympathize
yakınlık duymak
to feel close to; to feel a sympathy for, feel sympathetic toward
yakınlık göstermek
to show concern for; to behave in a friendly way toward, behave warmly toward
yakınlık göstermek
sympathize
yakınlık göstermek
to behave warmly, to be friendly
yakın
recent

Tom and Mary started dating each other quite recently. - Tom ve Mary çok yakın zamanlarda birbirleriyle çıkmaya başladılar.

I had no idea what was in that room until recently. - Yakın zamana kadar o odada ne olduğu hakkında hiç bir fikrim yoktu.

yakın
adjacent
yakın
intimate

Mary overheard Tom talking intimately to another woman on his mobile phone. - Mary, Tom'un cep telefonuyla başka bir kadınla yakından konuşmasına kulak misafiri oldu.

Tom was intimate with Mary. - Tom'un Mary'yle yakın ilişkisi vardı.

yakın
akin
yakın
pending
yakın
immediate

Only immediate family members attended Tom and Mary's wedding. - Sadece yakın aile bireyleri Tom ve Mary'nin düğününe katıldı.

Are you in immediate danger? - Sen yakın tehlike içinde misin?

yakın
(Hukuk) imminent

We think Tom might be in imminent danger. - Tom'un yakın tehlikede olabileceğini düşünüyoruz.

yakın
{i} relative

A stranger living nearby is better than a relative living far away. - Yakında yaşayan bir yabancı uzakta yaşayan bir akrabadan daha iyidir.

Tom is a close relative of mine. - Tom benim yakın bir akrabam.

yakın
approximate

Åle, the world's oldest eel, just died. He was approximately 150 years old. - Dünyanın en yaşlı yılan balığı Åle yakın zamanda öldü. Yaklaşık olarak 150 yaşındaydı.

This is all very approximate. - Bunun hepsi çok yakın.

duygusal yakınlık
affection
yakın
close to

The dog is close to death. - Köpek ölüme yakındır.

Tom didn't know that Mary's house was so close to John's. - Tom, Mary'nin evinin John'unkine çok yakın olduğunu bilmiyordu.

yakın
(Biyokimya) proximal
yakın
connected
yakın
connate
yakın
para

His paralysis is progressing, and soon he won't be able to get out of bed. - Onun felci ilerliyor ve yakında yataktan çıkamayacak.

yakın
familiar

Layla grew up in Arabia and was very familiar with camels. - Leyla, Arabistan'da büyüdü ve develerle çok yakındı.

I wouldn't permit such familiarity. - Ben böyle yakınlığa izin vermezdim.

duygusal yakınlık
affiliation
yakın
close-rage
yakın
relation

I don't see any relation between the two problems. - O iki problem arasında herhangi bir yakınlık görmüyorum.

Tom has a close relationship with Mary. - Tom'un Mary ile yakın bir dostluğu var.

yakın
neighbourhood
yakın
friend

He has no close friends to talk with. - Konuşacak yakın arkadaşları yok.

The inhabitants of the island are friendly. - Adanın sakinleri cana yakındır.

yakın
recent time
yakın
analogous with
yakın
within hail
yakın
nearby place
yakın
akin to
yakın
(Biyokimya) epimer
yakın
(deyim) hail-fellow-well-met
yakın
analogous
yakın
next door
yakın
in approach
yakın
bemoan

When I had to learn English in school, at times I would bemoan all the irregularities and strange rules. - Okulda İngilizce öğrenmek zorunda kaldığımda zaman zaman tüm düzensizlik ve garip kurallardan yakınırdım.

yakın
closer

Come closer and have a good look at this picture. - Daha yakına gel ve bu resme bir göz at.

We get closer, trying to understand each other, but just hurt each other and cry. - Birbirimizi anlamaya çalışarak yakınlaşırız fakat sadece birbirimizi incitiriz ve ağlarız.

yakın
near future

I'll drop in on you sometime in the near future. - Ben yakın gelecekte bir ara sana uğrayacağım.

There will be an energy crisis in the near future. - Yakın gelecekte bir enerji krizi olacak.

yakın
proximate en
yakın
in sight
yakın
neighboring
yakın
near-by
yakın
at one's elbow
yakın
at close quarters
yakın
beef about
yakın
handy
yakın
pleasant
yakın
complain about

Don't complain about that. You've asked for it. - Yakınma. Kendin kaşındın.

We complain about our neighbors. - Biz komşularımız hakkında yakınıyoruz.

yakın
complain

She complained of a headache. - O, bir baş ağrısından yakındı.

Tom complained that Mary never helped him. - Tom Mary'nin ona asla yardım etmemesinden yakındı.

yakın
point-blank
yakın
pally
yakın
parallel
yakın
convenient

My house is located in a convenient place - near the train station. - Evim tren istasyonu yakınında, uygun bir yerde bulunur.

It's convenient to live so close to the train station. - Tren istasyonuna çok yakın yaşamak uygundur.

yakın
vicinal
yakın
at hand

A global crisis is at hand. - Küresel bir kriz yakındır.

Christmas is near at hand, isn't it? - Noel yakın, değil mi?

yakın
complain of
yakın
close range

Sami was shot at close range. - Sami yakın mesafeden vuruldu.

It's only effective at close range. - Bu sadece yakın mesafede etkili.

gönül bağlamak, yakınlık duymak
hearts to connect, to sympathize
yakın
nigh

The zombie apocalypse is nigh! - Zombi kıyameti yakın!

Last night there was a fire near here, and I couldn't sleep. - Dün gece buraya yakın bir yangın vardı ve uyuyamadım.

yakın
not far
yakın
to close
yakın
close in

We haven't been close in years. - Yıllardır yakın olmamıştık.

yakın
close of
akla yakınlık
plausibility
cana yakınlık
amiability
cana yakınlık
graciousness
cana yakınlık
congeniality, friendliness
cana yakınlık
congeniality
en yakınlık
close proximity
sahte yakınlık
unction
yakın
along

The old woman went, and soon returned along with the Princess. - Yaşlı kadın gitti ve yakında Prenses ile birlikte geri döndü.

I'm sure he'll be along soon. - Onun yakında geleceğinden eminim.

yakın
by
yakın
toward

The spiral galaxy closest to our Milky Way galaxy is Andromeda. Andromeda is over 2 million light-years away. Its central bulge and spiral arms are tilted toward us at a 15 degree angle. - Samanyolu galaksimize en yakın sarmal gökada Andromeda'dır. Andromeda 2 milyondan fazla ışık yılı uzaklıktadır. Onun orta çıkıntısı ve spiral kolları 15 derecelik açıyla bize doğru eğiktir.

Tom has been very friendly toward me. - Tom bana karşı çok cana yakın.

yakın
within reach
yakın
connexion
yakın
hard by
yakın
near at hand

Christmas is near at hand, isn't it? - Noel yakın, değil mi?

Our entrance examination was near at hand. - Giriş sınavımız çok yakındı.

yakın
very similar (to)
yakın
contiguous
yakın
hard

Hardly anyone has seen this animal up close. - Neredeyse hiç kimse bu hayvanı yakından görmedi.

Tom has hardly any close friends. - Tom'un neredeyse hiç yakın arkadaşı yok.

yakın
relative, relation; close friend
yakın
connection

Sami had very close connections to the crimes. - Sami'nin suçlarla çok yakın bağlantıları vardı.

The individual stars in a constellation may appear to be very close to each other, but in fact they can be separated by huge distances in space and have no real connection to each other at all. - Bir takım yıldızındaki bireysel yıldızlar birbirlerine çok yakın görünebilir fakat aslında onlar uzayda büyük mesafelerle ayrılabilir ve birbirleriyle hiç gerçek bağlantısı yoktur.

yakın
close, (friend) who is close to (someone)
yakın
within walking distance
yakın
near (to), nearby, close (to), close-by
yakın
nearby place: Yakınımızda oturuyor. She lives near us
yakın
near, close, neearby; akin (to), analogous (to/with); intimate; impending, imminent; nearby place, neighbourhood; friend, relation; recent time, near future
yakın
proximate
yakın
(arkadaş) thick
yakın
inseparable

They soon became inseparable. - Onlar yakında ayrılmaz oldular.

yakın
towards
yakın
bosom

Tom and Mary have been bosom friends for years. - Tom ve Mary yıllardır yakın arkadaş olmuşlardır.

yakın
kindred
التركية - التركية
Duygusal bağ veya akrabalık ilişkisi
Yakın olma durumu: "Ayrı ayrı anlıyorum da, aralarında ne yakınlık var, çıkaramadım."- M. Ş. Esendal
Yakın olma durumu
(Osmanlı Dönemi) NEVB
(Osmanlı Dönemi) MÜZAHEME
(Osmanlı Dönemi) ŞEKAH
(Osmanlı Dönemi) KIRBAN
(Osmanlı Dönemi) VELY
(Osmanlı Dönemi) SAKB
(Osmanlı Dönemi) ZÜLFET
mukarenet
(Osmanlı Dönemi) ZÜLEF
karabet
kurb
(Osmanlı Dönemi) EZVAH
(Osmanlı Dönemi) KÜBR
(Osmanlı Dönemi) KURBET
(Osmanlı Dönemi) karâbet
yakınlık derecesi
Sosyal grup içinde kişileri bir merkez etrafında toplama, kohezyon
yakınlık derecesi
Akrabalık ilişkisi içindeki sıra
yakınlık durumu
Yakın olma durumu
yakınlık eylemi
Yakınlık fiili
yakınlık fiili
Bir fiilin -e zarf-fiil ekiyle yazmak fiilinin birleşmesinden oluşan ve kavramda olayın çok yaklaştığını, neredeyse gerçekleşeceğini gösteren birleşik fiil: Düşeyazmak, öleyazmak gibi
yakın
Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba: "Türkçe konuştuğu için bana kendi yakınlarımızdan biri hissini veren yaşlı garson yanımıza geldi."- Y. K. Karaosmanoğlu
Yakın
(Osmanlı Dönemi) EHAMM
Yakın
(Hukuk) KARİB
Yakın
(Osmanlı Dönemi) NEYYİF
cana yakınlık
Cana yakın olma durumu
yakın
Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan: "Elli yaşında adam, ellisine yakın kadın..."- S. F. Abasıyanık
yakın
Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba
yakın
Az bir ara ile ayrılmış olan, uzak karşıtı
yakın
Uzak olmayan yer
yakın
Aralarında sıkı ilgi bulunan
yakın
Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer) , uzak karşıtı
yakın
Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan
yakın
Benzeyen, andıran, yaklaşan
yakın
Uzak olmayarak
yakın
Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan
yakın
Benzeyen, andıran, yaklaşan: "Beş dönüme yakın bahçesi bir ormanı andırırdı."- Ö. Seyfettin
yakın
Uzak olmayarak: "Gazinoya girip çıkmakta veya kendine yakın bir başka masada oturmakta."- Y. K. Karaosmanoğlu
yakınlık
المفضلات