yağmurlu

listen to the pronunciation of yağmurlu
التركية - الإنجليزية
{s} rainy

The day she started for Paris was rainy. - Onun, Paris'e hareket ettiği gün yağmurlu idi.

There were not many rainy days in June this year. - Bu yıl haziran ayında çok yağmurlu günler yoktu.

soppy
wet

Will there be wet weather today? - Bugün yağmurlu olacak mı?

rainy, wet
pluvial
pluvious
showery
{i} raining

Why are you wearing a raincoat? It's not raining, is it? - Niçin yağmurluk giyiyorsun? yağmur yağmıyor, değil mi?

drippy
yağmur
rain

The rain lasted a week. - Yağmur bir hafta sürdü.

I think it won't rain tomorrow. - Bence yarın yağmur yağmayacak.

yağmurlu bölge
rainy zone
yağmurlu dönem
(Meteoroloji) rain spell
yağmurlu hava
wet
yağmurlu oluş
raininess
yarın yağmurlu bir gün olacak
It will be rainy tomorrow
yağmur
hail

The mafia boss was killed in a hail of machine gun fire. - Mafya babası makineli tüfek ateşi yağmurunda öldürüldü.

The street fight was interrupted with a hail of gunfire. - Sokak kavgası, silah ateşi yağmuru ile kesildi.

yağmur
{i} waterworks
yağmur
{s} pluvial
yağmur
the wet
yağmur
naga
yağmur
rain fall
yağmur
{s} pluvious
yağmur
stream
yağmur
{i} hailstorm
yağmur
volley
yağmur
wet

The sidewalks were wet after the rain. - Yağmurdan sonra kaldırımlar ıslaktı.

The road was wet from the rain. - Yol yağmurdan ıslaktı.

yağmur
it is raining
aşırı yağmurlu
pouring
en fazla yağmurlu olanı
drippiest
gök gürültülü şimşekli ve yağmurlu fırtına
rain accompanied by thunder
gök gürültülü şimşekli ve yağmurlu fırtına
thundershower
iki dönem yağmurlu
(Meteoroloji) birainy
yağmur
{i} barrage
yağmur
{i} deluge

The teacher was deluged with questions. - Öğretmen soru yağmuruna tutuldu.

yağmur
rain; barrage
çok yağmurlu olma
raininess
التركية - التركية
Yağmuru olan, yağmur yağan: "Dün akşam o yağmurlu, rüzgârlı ve soğuk havada bana geldi."- O. C. Kaygılı
Yağmuru olan; yağmur yağan
yağmur
Atmosferdeki su buğusunun yoğunlaşmasıyla oluşan ve yeryüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı: "Hava biraz bozukçaydı, dışarıda serin bir yağmur çiseliyordu."- M. Ş. Esendal. Çok ve sık düşen, gelen şey. Çokluk, bolluk
Yağmur
baran
Yağmur
rahmet
Yağmur
(Osmanlı Dönemi) HAYA
Yağmur
(Osmanlı Dönemi) CEYA'
Yağmur
(Osmanlı Dönemi) REC'
Yağmur
yağış

Yoğun yağış sebebiyle baraj taştı. - Şiddetli yağmur yüzünden baraj kapakları patladı.

Yağmur
(Osmanlı Dönemi) TAFE
Yağmur
bereket
Yağmur
yağmur suyu
Yağmur
(Osmanlı Dönemi) VADK
Yağmur
(Osmanlı Dönemi) NAZHA
Yağmur
(Osmanlı Dönemi) GAYS
yağmur
Çok ve sık düşen, gelen şey
yağmur
Çokluk, bolluk
yağmur
Atmosferdeki su buğusunun yoğunlaşmasıyla oluşan ve yer yüzüne düşen yağışın sıvı durumda olanı
yağmurlu
المفضلات