uygunca

listen to the pronunciation of uygunca
التركية - الإنجليزية
fair
agreeably
fairly
properly
duly
suitably
worthy
uygun
suitable

This book is suitable for general readers. - Bu kitap, genel okuyucular için uygundur.

This book is suitable for beginners. - Bu kitap yeni başlayanlar için uygundur.

uygun
proper

Properly used, certain poisons will prove beneficial. - Uygun şekilde kullanılırsa, belirli zehirler yararlı olacaktır.

The iPad would be a perfect solution for me if it could properly display web pages with Flash content. - IPad Flash içeriği ile web sayfalarını uygun şekilde görüntüleyebilseydi, benim için mükemmel bir çözüm olurdu.

uygun
{s} favorable

The prognosis does not look favorable. - Prognoz uygun görünmüyor.

Your experience is favorable for your professional way of success. - Deneyiminiz profesyonel başarı yolunuz için uygundur.

uygun
fit

A nervous person will not be fit for this job. - Sinirli bir kişi bu iş için uygun olmaz.

No one doubts her fitness for the post. - Onun görev için uygunluğundan hiç kimsenin kuşkusu yok.

uygun
convenient

When would it be convenient for you? - Ne zaman sizin için uygun olurdu?

Our house is conveniently located. - Evimiz uygun şekilde konumlanmıştır.

uygun
{s} correct

It's dangerous to assume that all of the sentences in the Tatoeba Corpus are correct and suitable for language study. - Tatoeba külliyatındaki tüm cümleleri, dil eğitimi için doğru ve uygun saymak tehlikelidir.

uygun
available

I'm afraid I'm not available. - Maalesef uygun değilim.

Are there still available rooms in your hotel? - Otelinizde hala uygun odalarınız var mı?

uygun
likely

That's hardly likely. - Bu neredeyse hiç uygun değil.

uygun
acceptable
uygun
reasonable
uygun
well matched
uygun
{s} favourable

This is the most favourable period for travelling in Russia. - Bu, Rusya'da seyahat etmek için en uygun dönemdir.

uygun
adequate

Sadly, Noah's ark was not an adequate environment for dragons, dinosaurs and unicorns. - Ne yazık ki, Nuh'un gemisi ejderhalar, dinozorlar ve tek boynuzlular için uygun bir ortam değildi.

I'm not stupid enough to climb a mountain in the winter without first making adequate preparations. - Kışın, önceden uygun hazırlık yapmadan bir dağa tırmanacak kadar aptal değilim.

uygun
logical

Turkish is a very regular and logical language. - Türkçe çok kurallı ve mantığa uygun bir dil.

uygun
due

Tom isn't due here till 2:30. - Tom 2.30'a kadar burada uygun değil.

uygun
{s} cool

You can reduce your home's heating and cooling costs through proper insulation and air sealing techniques. - Evinizin ısıtma ve soğutma maliyetlerini uygun yalıtım ve hava sızdırmazlık teknikleri yoluyla azaltabilirsiniz.

uygun
uniformity
uygun
harmonious
uygun
relevant

Your question is not relevant to the subject. - Sorun konuya uygun değil.

Is your religion relevant on Mars? - Senin dinin Mars'a uygun mu?

uygun
{s} fitting

Tom has trouble fitting in. - Tom'un uygun olma sorunu var.

That piece of furniture is not fitting for the living room. - Bu mobilya parçası oturma odası için uygun değil.

uygun
{s} pertinent

Do you think this is pertinent? - Bunun uygun olduğunu düşünüyor musun?

He asked a few pertinent questions. - O birkaç tane uygun soru sordu.

uygun
{s} decent

I think it's time for me to buy my daughter a decent computer. - Sanırım kızıma uygun bir bilgisayar almamın zamanıdır.

Mary, are you decent? - Mary, kıyafetin uygun mu?

uygun
fair enough
uygun
wellmatched
uygun
(Biyokimya) optimum
uygun
appropriate for
uygun
advisable

Precautions may be advisable. - Önlemler uygun olabilir.

uygun
feasible

Tom's story was not very feasible. - Tom'un hikayesi pek uygun değildi.

uygun
concurrently with
uygun
fitted

Tom is fitted to become a businessman. - Tom bir iş adamı olmak için uygundur.

uygun
keen
uygun
all right
uygun
applicative
uygun
good

No one gave him a good chance. - Kimse ona uygun bir fırsat tanımadı.

I would like to be there in good time. - Uygun bir zamanda orada olmak isterim.

uygun
optimal
uygun
savory
uygun
toward
uygun
likely for
uygun
in step with
uygun
suited

Earth is perfectly suited for life. - Dünya yaşam için son derece uygundur.

He is suited for police work. - O, polislik için uygundur.

uygun
amenable
uygun
suited to

That would've suited Tom. - O, Tom'a uygun olurdu.

His old-fashioned ideas are not suited to the world. - Onun eski moda fikirleri dünyaya uygun değil.

uygun
fairly
uygun
suitable for
uygun
in step
uygun
tailor-made
uygun
(Kanun) warrantable
uygun
qualified
uygun
meet

Will the room be available for the meetings? - Toplantılar için oda uygun olacak mı?

Tom is looking for a suitable place to hold the meeting. - Tom toplantıyı düzenlemek için uygun bir yer arıyor.

uygun
concurrence
uygun
corresponding
uygun
conforming
uygun
strategic
uygun
match
uygun
agreeable to
uygun
in good taste
uygun
okay

I'm a vegetarian, so I'd rather not have meat, if that's okay. - Ben bir vejetaryenim, eğer uygunsa et yemeği tercih etmem.

Is this water okay to drink? - Bu su, içmek için uygun mu?

uygun
sufficient
uygun
in tune
uygun
nicely proportioned
uygun
popular
uygun
step
uygun
presentable
uygun
agree

They agreed to elect him as president. - Onu başkan olarak seçmeyi uygun buldular.

Are you agreeable to our plan? - Bizim planımız için uygun musun?

uygun
approbatory
uygun
comparative
uygun
befitting
uygun
normal
uygun
matched
uygun
open
uygun
right

Is this jacket right for me? - Bu ceket bana uygun mudur?

He is the right man for the job. - O, iş için uygun adamdır.

uygun
concurrent
uygun
decorous
uygun
(Politika, Siyaset) realistic
uygun
savoury
uygun
approbative
uygun
timely
uygun
proportionate
uygun
(Ticaret) admissible
uygun
opportune

You have come at an opportune time. - Uygun bir zamanda geldiniz.

uygun
consonantal
uygun
concordant
uygun
central
uygun
expedient
uygun
compatible with
uygun
consistent
uygun
consonant with
uygun
appropriate

Tom thought Mary's dress wasn't appropriate for the occasion. - Tom Mary'nin elbisesinin etkinlik için uygun olmadığını düşündü.

Tom thought what Mary was wearing wasn't appropriate for a formal party. - Tom Mary'nin giydiğinin resmî bir parti için uygun olmadığını düşünüyordu.

uygun
in order

Congratulations are definitely in order. - Tebrikler kesinlikle usulüne uygun.

You must cut down on extra expenses in order to live within your means. - Gelirine uygun bir şekilde yaşamak için ekstra giderleri kısmalısın.

uygun
becoming

His speech was not very becoming to the occasion. - Onun konuşması duruma çok uygun değildi.

uygun
seemly
uygun
well

Mary is always well-groomed and fashionably dressed. - Mary her zaman bakımlı ve modaya uygun olarak giyimlidir.

uygun
commensurate
uygun
conformable
uygun
propitious
uygun
congruous
uygun
likelier
uygun
livable
uygun
happy
uygun
in place
uygun
{s} fair
uygun
coherent
uygun
congruent with
uygun
cut out for sth
uygun
apposite
uygun
agreeable

Are you agreeable to our plan? - Bizim planımız için uygun musun?

uygun
calculated
uygun
relevent
uygun
conforming to
uygun
conforms to
uygun
suit to
uygun
complying
uygun
{s} applicable

Anyway, it's not applicable to you - Her neyse, o size uygun değil.

uygun
{s} adaptable

I think Tom is adaptable. - Tom'un uygun olduğunu düşünüyorum.

uygun
{s} allowable
uygun
{s} equal

Tom isn't equal to the task. - Tom göreve uygun değil.

He is equal to the task. - O, görev için uygundur.

uygun
upto
uygun
{i} matching

Tom and Mary always wear matching clothes. - Tom ve Mary her zaman uygun giysiler giyerler.

She was wearing a green coat with a matching mini-skirt. - O bir uygun mini etekle yeşil bir ceket giyiyordu.

uygun
{s} square
uygun
sequacious
uygun
{s} proportional
uygun
{s} accommodating
uygun
pursuant
uygun
correspondent
uygun
permitting
uygun
accomodating
uygun
(Mukavele) appopriate
uygun
{s} fine
uygun
{s} ripe

The time is ripe for action. - Zaman eylem için uygun.

uygun
best fit
uygun
{s} seasonable
uygun
nicely proportioned, harmonious
uygun
up to

She lived up to our expectations. - Beklentilerimize uygun yaşadı.

I must live up to his expectations. - Onun beklentilerine uygun yaşamalıyım.

uygun
answerable
uygun
appropriate, fit, fitting; agreeable, favourable; suitable, convenient, apt; (fiyat) reasonable; (giysi) becoming, correct; eligible, qualified; sensible
uygun
(Hukuk) relevant, assent, appropriate, compatible with, in line with
uygun
favourable [Brit.]
uygun
well-matched
uygun
apropos
uygun
appropriate (for), suitable (for); suited (to); fitting, seemly
uygun
for

No one doubts her fitness for the post. - Onun görev için uygunluğundan hiç kimsenin kuşkusu yok.

This room is not suitable for sleeping. - Bu oda uyumak için uygun değil.

uygun
eligible

Eligible applicants are being notified. - Uygun başvuru sahipleri bilgilendiriliyor.

Everyone is eligible regardless of nationality. - Milliyeti ne olursa olsun herkes uygundur.

uygun
convenient, suited to one's needs or situation; favorable
uygun
{s} congruent
uygun
{s} done
uygun
{s} comely
uygun
{s} congenial
uygun
{s} felicitous
uygun
orthodox
uygun
made to order
uygun
{s} apt

I was looking for apt words. - Uygun sözler arıyordum.

You've found a very apt translation. - Çok uygun bir çeviri buldunuz.

uygun
dress

This showy dress isn't appropriate for me. - Bu gösterişli elbise benim için uygun değil.

Tom thought Mary's dress wasn't appropriate for the occasion. - Tom Mary'nin elbisesinin etkinlik için uygun olmadığını düşündü.

uygun
{s} compatible
uygun
enrapport
uygun
tailormade
uygun
{s} prosperous
التركية - التركية

تعريف uygunca في التركية التركية القاموس.

Uygun
muvafık
Uygun
munis
Uygun
yönlü
Uygun
mutabık
Uygun
(Hukuk) MUVAFIK
uygun
Yakışır, yaraşır, uz, mutabık, mütenasip
uygun
Elverişli, yarar, müsait, muvafık
uygun
Yakışır, yaraşır, uz, mutabık, mütenasip: "Rıza Efendide yerine, zamanına ve konusuna uygun hikâyeler vardır."- T. Buğra
uygun
Orantılı, oranlı
الإنجليزية - التركية

تعريف uygunca في الإنجليزية التركية القاموس.

uygun
e uygun
uygunca
المفضلات